Mezhepçilik başa bela!

ABDÜLHAMİT BİLİCİ
Yayınlanma Salı, 24 Nisan 2012
Paylaş
X Post
İslam düşmanlığı ile oturup kalkan ideolojik ve dinî akımların yöntemlerini ve Müslümanlara verdiği zararları dünden bugüne az çok biliyoruz.
Bir yönüyle bu şaşırtıcı değil. Düşmanlığa kilitlemiş çevrelerin, bunun gereğini yapmasından daha doğal ne olabilir? Asıl ilginç olan, Müslümanların içinden çıkan ve İslam adına konuştuğunu sananların İslam'a vurduğu darbeler. Bazen bir söz veya eylemleriyle öyle tahribat yapıyorlar ki, 40 akıllı bu zararı telafi edemiyor. Sünni dünya adına konuştuğunu düşünen Suud Başmüftüsü Şeyh Abdül Aziz Bin Abdullah'ın "Arap Yarımadası'ndaki kiliseler yıkılmalı" sözü son dönemde içeriden İslam'a vurulan darbelerin en meş'um örneklerindendi. İslam'ı adeta bağnazlık ve terörle özdeşleştiren çevreler için daha iyi bir pas olamazdı.
Nitekim iyi değerlendirdiler fırsatı. Zararı azaltmak için makul ve orta yolu temsil eden isimler, İslam'ın bu çarpıtılmış yorumuna karşı cesur açıklamalar yaptı. 57 İslam ülkesini temsil eden İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğu, İslamiyet'in özellikle ehli kitaba ve mabetlerine saygılı tavrının dinen ve tarihen iyi bilinen bir gerçek olduğunu söyledi. Peygamberimiz, Hz. Ömer ve Fatih Sultan Mehmed'in ehli kitaba tanıdığı din özgürlüğünü hatırlatan İhsanoğlu; Şam, Bağdat, Kahire ve İstanbul'da 3 dine ait mabetlerin barış içinde yaşadığını; bu anlayışın 21. yüzyılda bile dünyaya örnek olduğunu vurguladı. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de "Bu düşünce hem İslam'ın temel kaynaklarına hem de 14 asırlık medeniyet tecrübesine aykırıdır. Asla kabul edilemez." sözleriyle Suud başmüftüsüne ders verdi.
Bir din adamının 'kiliselerin yıkılmasını' istemesi ne kadar İslam adına üzücü ise aslında 'İslam Cumhuriyeti' adını taşıyan bir ülkenin eli kanlı bir rejimi mezhepçi zihniyetle desteklemesi de o kadar dine zarar veren bir tutum değil mi? Allah'tan nasıl Sünnilik adına konuşan Suud müftüsüne Sünni ekolden haddini bildirenler çıktığı gibi, İran ve Hizbullah gibi Şiilik adına siyaset yapanların Suriye'deki rejime verdiği desteğe itiraz eden Şiiler de çıkıyor.
Timetürk haber sitesine konuşan Lübnan'daki Hizbullah'ın ilk genel sekreteri Şeyh Subhi et-Tufeyli'nin söyledikleri tarihî nitelikte. İran ve Suud yönetimlerinin başını çektiği mezhepçiliğin İslam ümmetinin başına bela olduğunu, İran yönetimi, Hizbullah ve Emel'in Baas'ı desteklemesinin yanlış olduğunu söyleyen Şeyh et-Tufeyli, İran'ın siyasetine şöyle bakıyordu: "Bize göre İran dış siyaseti, Farisi ögelerin ağırlık taşıdığı bir siyaset olup İslam siyasetini yansıtmamaktadır. İran, İran'la ilgilidir. İran dışındaki Şiilerin dahi maslahatlarına özen göstermemektedir. Sovyetler'in dağıldığı en zor zamanda Azerbaycan'ın değil Ermenistan'ın yanında yer alması bunun açık göstergesidir."
Bu yıl 'kardeşlik' teması etrafında yapılan Kutlu Doğum etkinliklerini anlatmak için İstanbul'daki basın toplantısında bir araya geldiğimiz Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de Batı'dan gelen saldırılar kadar Müslümanların kendi yanlışlarıyla İslam'a verdiği zarardan müştekiydi. Bölgesel düzeyde mezhep çatışması riskinin arkasında aslında dinden çok siyasî hırsların yattığını söylüyordu Görmez, dünyanın ve Müslümanların bu gerilimleri Batı hümanizmi ile değil İslam irfanı ile aşabileceğini vurguluyordu. İslam dünyasının sorunları bitmiyordu, çünkü yüzyıllardır ruhlarımızı eğiten irfan geleneğine sırtımızı dönmüş, kuru ve içi boş dindarlıkla avunuyorduk. Yunus, "Hakkı gerçek sevenlere/Cümle âlem kardeş gelir" diyordu ama biz günü bırakıp hiçbirimizin yaşamadığı Sıffin, Çaldıran ve Dersim'den öfke devşiriyorduk. Sorgulama önemliydi ama af daha yüceydi. Hz. Yusuf, kendini kuyuya atan kardeşleriyle karşılaşınca "niye attınız" değil, "şeytan aramıza girdi" demişti.
Türkiye'nin dünyada İslam adına orta yolu daha gür temsil etmesi gerektiğini ama Diyanet, ilahiyat ve sivil din adamlarının küresel ölçekte yeterince etkin olmadığını, Batı başkentlerindeki kitapçılarda Türkiye kaynaklı dinî eserlerin yok denecek kadar az olduğunu söylediğimde Başkan Görmez, bu soruna kendilerinin de kafa yorduğunu belirttikten sonra çok önemli 3 noktanın altını çizdi: Bir, kutuplaşmalarda uçlar öne çıktığı için anayol gölgede kalıyor. İki, bugün İslam dünyasındaki en önemli sorun, tabibe başvurmadan, eczacı yöntemiyle tedavi olma çabasıdır. İslam tarihini yok sayıp bir delile bakarak 'kiliseler yıkılsın' demek bu anlayışın sonucu. Üç, İslam dünyasının bilgi üreten mekanizmaları sorun üretiyor. Türkiye'de bütün üniversitelerde 7 bin yabancı öğrenci var. Halbuki sadece Ezher'de 38 bin; Kum'da (İran) 42 bin yabancı öğrenci var. Din öğreniyorlar ama ne kadar doğru öğrendikleri şüpheli. Bu mekanizmalar gözden geçirilmeli. Bu kurumların yöneticilerini Türkiye'ye getirerek bu konunun ele alınması gündemde.
Görüldüğü gibi, yeni anayasada konumu ne olursa olsun; içeride ve dışarıda dinin rolü artarken, vazifesini müdrik ve ehil bir Diyanet'e daha çok iş düşeceği kesin.
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER







