Sarkozy'nin 4. mağlubiyeti

ABDÜLHAMİT BİLİCİ
Yayınlanma Salı, 8 Mayıs 2012
Paylaş
X Post
Sarkozy gibi yokluktan gelmesine rağmen hep üstten bakan şımarık bir siyasetçi için kaybetmek elbette acı olmuştur.
Ama bu acıyı daha büyüten, eski IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn'ın başına örülen çoraplardan sonra, Sosyalist Parti'nin yarış için ikinci tercihi olan Francois Hollande gibi, hiç ciddiye almadığı birine karşı kaybetmek olmalı.
Kuşkusuz bu yenilgi; Sarkozy'nin siyasi kariyeri, Fransız siyaseti ve kriz içindeki Avrupa için farklı anlamlar taşıyor. Hollande'ın galibiyetinin henüz ne getireceği belli olmasa da göçmenler, İslam ve Türkiye karşıtlığı üzerinden siyaset yapan Sarkozy'nin kaybetmesi, insanlık ve Avrupa değerleri adına umut verici. Tabii, Hollande'ın Fransa'ya damgası vurabilmesi için partisinin haziran ayındaki Meclis seçimlerinde de başarılı olması şart.
Avrupa'daki mali krizin koltuğundan ettiği 11'inci lider olan Sarkozy'nin mağlubiyet haberi, ekonomi çevrelerini hemen alarma geçirdi. Çünkü bu kayıp, Avrupa'da krize karşı uygulanan kemer sıkma politikasının Fransa-Almanya mihveri için bir darbe anlamına geliyordu. Şimdi kemer sıkma politikasının Avrupa'nın kaderi olmadığına inanan, emeklilik yaşını 62'den 60'a çekmeyi vaat eden, memur alımıyla istihdamı artırmayı planlayan, 1 milyon Euro'nun üzerinde kazananlara yüzde 75 vergi koymayı düşünen bir siyasi anlayış var Paris'te. Hollande'ın zaferiyle aynı saatlerde, Yunanistan'da acı reçeteyi uygulayan merkez sağ ve sol partilerden büyük hezimet haberinin gelmesi; Almanya'nın Schleswig-Holstein eyaletindeki seçimde Merkel ve ortaklarının güç kaybetmesi de Fransız-Alman ekseni için kötü haberdi.
Adeta bir mucize gibi Avrupa'yı sarsan krizin şimdilik dışında kalan Türkiye'de bizler, Fransız seçimlerini daha çok Sarkozy ile aramızdaki milli hesabın bir parçası gibi izledik. Zira Sarkozy, 5 yıl önce Elysee Sarayı'na geçtiği günden beri açıkça Türkiye karşıtı bir siyaset izlemişti. Bu düşmanca tutum, Paris'te Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'e veya Başbakan Erdoğan'ın eşine yaptığı protokol terbiyesizlikleri veya 6 saatliğine geldiği Türkiye ziyaretine sakız çiğneyerek başlaması gibi sembolik hareketlerinden ibaret değildi.
5 yıllık başkanlığı döneminde Sarkozy, politika düzeyinde Türkiye'ye karşı 4 hamle yaptı. İlk hamlesi, AB'nin genişleme perspektifine ışık tutacak şekilde Avrupa'nın sınırlarını çizecek bir akil adamlar komisyonunun oluşturulmasıydı. Hedefi, bu komisyonun Türkiye'nin coğrafi ve kültürel olarak Avrupa'nın parçası olmadığını göstermesiydi.
Fransa'nın ısrarıyla kurulan AB Akil Adamlar Komitesi'nin 2010 yılında yayımlanan raporunda, AB'nin üyelik isteyen Avrupa'dan her ülkeye kapılarını açık tutması ve başvuran her ülkeyi, üyelik kriterleri temelinde kendi meziyetleriyle değerlendirmesi istendi. "Avrupa'nın sınırlarının" coğrafyada değil, değerlerde olduğu vurgulandı. Rapordaki, "AB, Türkiye dahil resmen üyeliğe aday kabul ettiği ülkelere verdiği sözlere saygı gösterip müzakere sürecini ilerletmelidir" ifadesi, Sarkozy'nin yüzüne vurulmuş bir tokat gibiydi. İlk hamlesi fiyaskoyla sonuçlandı.
Türkiye'nin Avrupa'ya ait olmadığını tescillemekte başarısız olan Sarkozy'nin ikinci hamlesi, AB ile Türkiye arasındaki 35 müzakere başlığından 5'ini tam üyeliği öngördüğü gerekçesiyle bloke etmekti. 27 üyenin oybirliği gerektiği için teknik olarak müzakere sürecini sona erdiremiyordu ama bu taktikle süreci yavaşlatıyordu. Belki de Türkiye'nin masadan kalkmasını sağlamak istiyordu. Kıbrıs yüzünden 8 müzakere başlığının askıya alınması yüzünden zaten süreç yavaşladığı için Sarkozy'nin bu adımı, Fransa'ya antipatiyi artırmaktan fazla bir işe yaramadı. Buna paralel olarak Sarkozy, başkanlık süresince AB'nin Türkiye'ye ilişkin belgelerinde "katılım" kelimesinin geçmemesi için olağanüstü çaba harcadı.
Türkiye'yi hedef alan üçüncü hamlesi, Ermeni soykırımı iddiasının inkarına hapis ve para cezası verilmesini sağlayacak bir yasayı Meclis'ten geçirmek oldu. Ancak Sarkozy'nin bu adımı, yasayı Anayasa'ya aykırı bularak reddeden Anayasa Konseyi'nden döndü.
Avrupa'dan Afrika'ya her yerde Türkiye'nin önünü kesmek için adeta çırpınan Sarkozy, son mağlubiyetini pazar günü Fransız halkının elinden sandıkta almış oldu. Fena da olmadı. Tekrar kazanması, Türkiye'nin Brüksel defterini en az 5 yıl kapatması anlamına gelirdi.
Hollande'ın başkan olmasıyla tüm sorunlar aşılır mı? İki liderin Ermeni dosyasına bakışı paralel. Ama artık bu konudaki ilave girişimler, Anayasa Konseyi'ni hesaba katmak zorunda. Ekonomik krizi ve olumsuz kamuoyu bakışını hesaba katarak Hollande'nin, Türkiye'nin AB sürecinin hararetli savunucusu olacağını beklemek yersiz. Ama Sarkozy gibi düşmanca tutum takınmayacağı da açık. Bu da müzakere sürecine olumlu yansıyabilir.
Yeni dönemde, ikili ilişkilerde halklara yayılmaya başlayan düşmanca tutumu ve diplomatik nezakete sığmayan terbiyesizlikleri geride bırakmak bile büyük kazanç olur. Hem Fransa hem Avrupa, Sarkozy'siz daha güzel.
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER







