
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, çok tartışılan Hrant Dink davasının gerekçeli kararını dün açıkladı.
216 sayfalık gerekçeli kararı okurken aklıma Fransız şarkıcı Natalie Cardone'nin bir dönem hayli popüler olan 'Hasta Siempre' şarkısı geldi.
Sol örgütlerin, devşirdikleri tıfıl eylemcileri gaza getirmek için bol bol izlettikleri bu klipte, sırtında Kaleşnikof ile kırlardan şehre doğru akın eden 'romantik devrimciler' vardı.
Gerekçeli karardan bu klibe bağ kurmamın nedeni şu:
Yazılan karardan da görüleceği gibi bizim mahkeme heyeti Ergenekon örgütünü 'sırtında Kaleşnikof'la kırlardan kentlere yürüyen, eylem sonrası ankesörlü telefondan gazeteleri arayan' sloganlarla konuşan 'romantik devrimciler'den sanıyor.
Oysa Ergenekon iddianamesinde de detaylı anlatıldığı şekliyle bu örgüt zaten hücre mantığı ile örgütlenmiş.
Birimler birbirini tanımıyor, tetikçiler emir verenleri ve aracıları da bilmiyor. Çok zekice planlanan eylemler basit kılıflara sarılıp sıradanlaştırılıyor.
Eylem sonrasında ise delillerin karartılması ve soruşturmanın rotasından saptırılması örgütsel eylem olarak başka birimlerce yapılıyor.
Zaten Ergenekon'un başarısı da burada.
Ama mahkeme heyeti öyle yorumlar yapmış ki, adeta 'örgütü bulamamak için' ekstra mesai yapmışlar.
Gerekçeli karardan birkaç örnek aktaralım:
(Syf 189) Mahkeme diyor ki: "Simit satan, kırtasiyede çalışan, öğrenci olan sanıklar muhtemelen maktulün yazılarını dahi okumamıştır. Hatta maktulün yazılarını okusalar bile yazının neresinde Türklüğe hakaret olduğu sorulsa bunu dahi tefsir etmeleri, eğitim düzeyleri düşünüldüğünde mümkün olmayacaktır."
Bu tespitten sonra da ilave olarak "sanıkları seçen kişiler yine sanıkları çok özel seçmişlerdir" diyor.
Eylemcilerin nasıl örgütlü olduğunu anlatmak için başka örnekler de sıralanıyor.
Öyle ki; mahkemenin nihai kararını bilmeseniz okuduğunuz bölümlerden 'örgütü ispata çalıştığı' sonucunu çıkarmanız işten bile değil.
Mesela "Bu denli büyük sonuçları olan bir cinayetin çocuk denebilecek yaşta, eğitim düzeyleri ortada olan, sanıkların bir örgüt olmadan düşünüp, planlayıp yapmaları akla uzak görülmektedir."
Yine 'gerekçe'den devam edelim...
"Var olduğu iddia edilen terör örgütünün delillerin toplanması sürecine de yönlendirme yaparak sirayet etme ihtimali dahi vardır..."
Nedense bu cümleler çok tanıdık geliyor. Sanki yaşanarak tecrübe edilmiş gibi!
Sayfalar dolusu benzer tezler var.
Fakat bir aşamadan sonra akla ziyan yorumlarla 'örgütün olmadığı' ispatlanmaya çalışılıyor.
Şöyle ki: (Syf 191) Mahkeme heyetine göre ortada örgüt olsaydı birileri silahı Yasin Hayal'e çok kolay temin ederdi.
Oysa Yasin silahı bulmak için zorlandı ve uzun zaman aldı!
Ayrıca Yasin'e kimse 'Ogün'e silah talimi yaptır' dememiş. Cinayet haberi televizyonlara düştükten sonra sanıklar
birbirlerini arayıp haber vermemiş.
Üstelik cinayet sonrası örgüt yeni bir eyleme girişmemiş. Örgüt olsaymış mutlaka bir eylemde bulunurmuş?
Kafes Eylem Planı cinayetten iki yıl sonra ortaya çıkmasa, Malatya Zirve Cinayeti olmasa, Diyarbakır ve Van'da gayrimüslimlere yönelik suikast girişimleri yaşanmasa bu yorum bir nebze anlaşılabilir.
Fakat 2007 Haziran'ından sonra yapılan operasyonlar, suikast planları ve ele geçen silahlar ne tür bir örgütle
karşı karşıya olduğumuzu açıkça ortaya koyuyor.
Açıkçası çok kritik davalara bakan mahkemelerin bu kadar basit düşünmesi ve mantıken eksik yorumlar yapması hukuk sistemi adına düşündürücü bir durum.
Bu arada iddianameleri okumadan 'analiz attıranları', birkaç sayfalık metni adam gibi okuma zahmetine katlanmadan alenen çarpıtma yapanları da gördük ya... Artık ölsek de gam yemeyiz.