Dün sahabenin yaşadıklarını bugün hizmet insanı yaşıyor

Ali Demirel

Ali Demirel

10 Oca 2020 10:05
  • Kader, son yıllarda hizmet insanlarını türlü türlü zorlu imtihanlardan geçiriyor. Mesleklerinden ihraç edilen, malına mülküne el konulan, haksız yere günlerce gözaltında tutulan, tutuklanan, işkencelere uğratılan, gaybubete maruz kılınan veya hicrete zorlanan yüz binlerce insan, mağduriyet, mazlumiyet ve itibar suikastının her türlüsünü yaşıyor.

    Bu sıkıntıları kaleme alıp bir kitap halinde tarihe not düşmek elbette yapılması gereken vazifelerden biriydi. Bu kutlu vazifeyi yerine getirmek “Çile Toprağında Yeşeren Bahar” ismini verdiği kitabıyla İsmet Macit Beyefendiye nasip oldu. 

    Biz de İsmet Bey ile kitabı üzerine konuşalım istedik. Ve ortaya böylesi bir söyleşi çıktı. Buyurun lütfen. 

    - Kitabınızı, Meriç’ten Cennet’e kanat çırpan ve akrebin kıskacında bir ömür geçiren tüm mağdur ve mazlumlara ithaf ediyorsunuz. Belki klasik bir giriş olacak ama böyle bir kitabı kaleme almanızdaki sebeplerle başlayalım istiyorum. 

    - Malumunuz Gökhan Açıkkollu Hoca zindandan Rabbine yürüdü. Resmi raporlara da geçtiği şekliyle Gökhan Hoca’ya işkence edilmiş ve ağır bir ihmalden dolayı hapiste şehit olmuştu. 

    O günlerde bir belediye başkanı açıklama yaparak Gökhan Hoca ve diğer Hizmet Gönüllüleri vefat ettiklerinde “Hainler Mezarlığı’na” gömülecek demişti. Daha sonra Gökhan Hoca İstanbul’a defnedilemedi. Hatta kendi köyünün toprağı bile çok görüldü Gökhan Hoca’ya...

    Eşinin köyüne defnettiler onu. Cenazesinde bir avuç insan vardı. Ve tabutu omuzlar üzerinde değildi. Zira insanlar korkudan defin merasimine gelememişler; diyanette görevli şahıs (imam değil) cenaze namazını kıldırmamış köydeki bir avuç insan cenaze namazını kıldırıp defnetmişlerdi. Gökhan Hoca’nın vefatı ve mübarek cenazesinin başına gelenler, defnedilmesi Hz Osman’a o kadar benziyordu ki... 

    Malumunuz Hz Osman da hilafetinin 12. yılında Medine’yi muhasara etmiş bir ‘çete’ tarafından şehit edilmiş ve cenazesi üç gün sonra ancak bu azgın insanların elinden kurtarılabilmişti. Ve cenaze namazını 13-15 insan bir alacakaranlıkta kılıp çete müsaade etmediği için Baki Kabristanı’nın arka tarafına defnedilmişti.

    İşte o gün devrin çilekeşlerinin çektikleri, örnek aldıkları selef-i sâlihinin hayatlarına ne kadar benziyor diyerek şu kitap olmaya özenen satırları karalamaya karar verdim.
     
    - Evet, gerçekten de öyle, kitabı okuyunca, “Hiç böyle düşünmemiştim, geçmişte yaşananlara ne kadar da benziyor” diyor insan. Kitapta Asr-ı Saadet ile günümüz arasında yaşanmış örneklerle mekik dokuyarak tarihe not düşüyorsunuz. Böyle bir anlatım tarzı seçmiş olmanızın sebebini sormak isterim.
     
    - En başta, Ahzab Suresi’nin 21. ayeti diyebilirim: “Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”

    İkincisi, Allah Resûlü’nün sahabenin hayatını nazara vermesi ve “Ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz” buyurması. 

    Üçüncüsü, süreçte, hizmet insanlarının çektiklerine bakınca (başta Asr-ı Saadet olmak üzere) insanlık için yola çıkmış ve güzel işler yapmak isteyenlerin başına gelenler gelmiş/geliyor olduğu tespiti yapılabilir. 

    Sahabeyi bizlere sürekli nazara veren Hocaefendi’yi de zikretmeden geçemeyeceğim. Çok sevdiğim bir büyüğümün tespitiyle “Hocaefendi, mefkuresizilikten bunalan gençliğe mefkure aşılamıştır.” Bunu yaparken de Kur’an ve Sünnet perspektifinde bizlere hep Asr-ı saadet ve sahabeyi hüsn-ü misal olarak göstermiştir.

    Özetle, arkadaşlarımızın çilesi bile örnek aldıkları insanların hayatları ile o kadar benziyor ki, insan çoğu zaman sanki zaman dürülmüş demekten kendini alamıyor.

    - Kitapta ifade ettiğiniz gibi yolun kaderi gereği bu çileli kaderde, Sahabe efendilerimiz hep en ön safı tutmuş ve kendilerinden sonra gelecek hizmet erlerine hüsn-ü misal olmuşlar. Şimdi de bu mukaddes çileyi günümüzün mazlumları yaşıyor. Bu durum, kitaptaki yaşanmışlıkları kaleme alırken sizde ne tür duygular oluşturdu?

    - Belki subjektif bulabilirsiniz ama kendi adıma şunları söyleyebilirim: 

    Hayatları Sahabe efendilerimizin ve asırlardır çile çeken insanların hayatına bu kadar benzeyen arkadaşlarla aynı yolda olmanın, aynı hedefe yürümenin, aynı duyguları paylaşmanın, onlar kadar olmasa da (payıma düşen kısmıyla) aynı sıkıntıları göğüslemenin şükrünü hakkıyla eda edebilmek için fiili kalbi ve kavli olarak Rabbime hep dua ediyorum. 

    Kitap olmaya özenen bu satırları karalarken cennet kokan arkadaşlarla aynı yolda olduğuma şükredip, (kabul ederlerse Ashab-ı Kehf’in kıtmiri gibi) peşlerinden ayırmasın diye Rabbime yalvardım/yalvarıyorum.

    Meselenin diğer tarafı ise Efendimiz’in (s.a.s.) mesajlarının taraveti...

    Asr-ı Saadet, asırları nurlandıracak modellerle dolu. Evet, Allah Resülü’nün (s.a.s.) çile günlerinde ashabına yaptığı tavsiyelerin hala tüm canlılığını muhafaza ediyor. Dün sahabenin başına gelenler bugün Hizmet insanının başına geliyorsa, Hizmet insanı bu sıkıntılı günlerden yine O’nun (s.a.s.) tavsiyeleri ve sünnetine uymakla çıkacak. 

    Zira yazdığı reçete(ler), asırlardır maddi-manevi bütün yaraları iyileştirmeye yetiyor. İşte bu hadiselerin de tasdikiyle insanın dünyanın en yüksek kulelerinden tüm insanlığın duyacağı şekilde “Sadakte Ya Rasulallah” diye haykırası geliyor.
     
    - Hizmet hareketi son yıllarda tarihte eşinen az rastlanan pek çok sıkıntı yaşıyor. Bazıları “Hizmet bitti” diyerek sizin ifadenizle etrafa ümitsizlik radyasyonu yayıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

    - En son söyleyeceğimi en başta ifade edeyim: Bırakın Hizmet’in bitmesini, Allah’ın izni ile Hizmet yeni başlıyor. Almancada bir kelime vardır ‘wiedergeburt-yeniden doğuş’ Bizim ıstılahımızda ise Yunus Emre’den ödünç alarak ifade edelim:

    “Her dem yeni doğarız, Bizden kim usanası...”

    Hizmet şu günlerde Gökkuşağı Okaliptusu gibi yaprak döküyor. Kuzey yarım kürede görülen tek okaliptüs türü. Gövdeleri boyunca çoklu-renkli bir tabakaya sahip olan bu ağaçlar yılın farklı zamanlarında soyulup kabuk değiştiriyorlar. 

    Kabuk değiştirme esnasında havayla temas eden ağaçlar mavi, mor, turuncu ve kestane tonlarını alıyorlar. Bu renklerin gövde üzerinde dağılımı bu ağaca kendine has enfes bir görüntü oluşturuyor. Ağaç kabuk döktükçe renkleniyor ve ortaya seyrine doyumsuz, enfes bir manzara çıkıyor.

    Türkiye merkezli fırtına (süreç) Hizmet ağacını sarssa da yıkamayacak. Zira Hizmet ağacı on yıllardır gözyaşı ile sulanıp büyütüldü, kök saldı. Evet, sabırla gayret edip hiç durmadan yürümeye devam edenler bir gün zirveleri tutacaklardır.

    - Kitabı okurken gözyaşlarınıza hakim olmanız mümkün değil. Kaleme aldığınız mağduriyet ve mazlumiyetlerde sizi en çok etkileyen hadise ne oldu?

    - Süreçte mazlumların katlandığı çilelerin tamamı yürekleri parçalıyor. Öyle günler yaşanıyor acılar öyle üst üste geliyor ki hangisine üzüleceğinizi bilemiyorsunuz. 

    Ama Rabbimizden beklentimiz odur ki, Efendimizin (s.a.s.) Hayber’in fethi günü yıllardır görmediği Habeşistan muhaciri Hz Caferi karşısında görünce, ‘Hangisine sevineyim bilemedim. Hayberin fethine mi Cafer’in gelişine mi?” dediği gibi mazlumlara da öyle sevinçler yaşatsın ki hangisine sevineceklerine şaşırsınlar. 

    Sorunuza dönecek olursak, Aslı Doğan’ın hikayesini yazarken çok zorlandım. Adeta ciğerim söküldü. Aslı Doğan zulümden kaçarken Meriç’te şehit olmuş ve cenazesi günler sonra bulunmuştu. 

    Medya, cenazenin bulunduğunda tanınmayacak kadar çürümüş halde olduğunu yazdı. Ancak parmağındaki yüzükte yazan “Aslı-Fahrettin” ibarelerinden anlaşılmıştı cenazenin Aslı Doğan’a ait olduğu. Ne kadar da benziyordu Aslı Hoca’nın hikayesi Uhud’da şehit olan Hz. Enes bin Nadr’ın hikayesine. 

    O’nun da (r.a.) cenazesine müsle (Savaşlarda başkalarına ibret olsun diye, burnunu, kulağını vesair uzuvlarını kesip, gözlerini oyarak kendisini çirkin bir şekle sokmak suretiyle düşmana ceza vermek) yapılmış ve tanınmaz hale gelmişti. 

    Kız kardeşi ancak ayak parmaklarından tanıyabilmişti Enes’in cenazesini. Aslı hanım ve eşi Fahrettin’in yavruları ile birlikte bir alışveriş merkezinde çektirdikleri fotoğraf günlerce gözümün önünden gitmedi.

    - Son olarak söylemek istediğiniz bir şey olur mu?

    - Rabbimden dileğim odur ki, şu asrın çilekeşlerine öyle sevinçler yaşatsın ki, “Rabbim bunca çileyi iyi ki çekmişiz!” desinler.

    - Amin binler amin. Çok teşekkür ediyorum. Kendi adıma istifadeli bir röportaj oldu. Rabbimiz zalime verdiği mühleti sonlandırsın ve mazlumları tez zamanda sürpriz lütuflarıyla sevindirsin...


    10 Oca 2020 10:05
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR