Kehf Sûresi 19. ayetinin günümüze bakan yönleri neler?

Ali Demirel

Ali Demirel

29 Kas 2019 11:52
  • Soru: “Ashab-ı Kehf ile alakalı ilgili ayet-i kerimede “İçlerinden biri, ne kadar kaldınız, dedi...” (Kehf Sûresi, 18/19) buyruluyor. Ayetten açıkça anlaşıldığına göre bu soruyu soran kişi içlerinden birisi. Peki o kişi, neden “Ne kadar kaldık?” demiyor da “Ne kadar kaldınız?” diyor? İkinci sorum ise bu ayet-i kerimenin günümüze bakan yönleri nelerdir?” (Halil K.)

    Sorunun cevabına geçmeden önce bahsini ettiğiniz ayet-i kerimeyi bi hatırlayalım:

    “İşte, onları nasıl uyuttu isek, (durumları hakkında) birbirlerine sorsunlar (ve böylece Allah’ın kudreti ve ahiretle ilgili büyük bir gerçek ortaya çıksın) diye öylece de uyandırdık. İçlerinden biri, “Bu (uyku) halinde ne kadar kaldınız?” diye sordu. Bir kısmı, “Bir gün, belki bir günden de az!” diye cevap verdi. Diğerleri ise, “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir.” dedi. 

    Şimdi siz onu bırakın da içinizden birini şu akçenizle şehre gönderin. Yiyeceğin en temiz ve helalinden bulup bir miktar alıp getirsin. Fakat çok gizli ve dikkat çekmeyecek şekilde hareket etsin de varlığınızı ve bulunduğunuz yeri hiç kimseye sakın hissettirmesin.” (Kehf Sûresi, 18/19) 

    Öncelikle sizin de ifade ettiğiniz gibi “Ne kadar kaldınız?” cümlesini kuran zat,  Ashab-ı Kehf’ten birisidir. Bu konuda tefsir alimlerimizin ittifakı söz konusudur. Ayrıca müfessirlerimiz, soruyu soran kişinin içlerindeki en büyükleri olduğunu ifade ederler. 

    Dolayısıyla, “Ne kadar kaldık?” yerine “Ne kadar kaldınız?” denilmesi, şüphesiz ağabey durumunda olan bir kişinin konumuna uygun bir ifade tarzıdır. 

    Aslında bunu günlük hayatımızda biz de bu şekilde kullanırız. Mesela bir grup arkadaşınızla birlikte diyelim ki bir yerde misafir olarak kaldınız. Ve içlerindeki en büyükleri de sizsiniz. 

    Sizin, arkadaşlarınıza “Arkadaşlar, geceyi nasıl geçirdiniz? Dinlenebildiniz mi?” şeklinde bi soru sorduğunuzu farz edelim. Peki bu durumda sizin orada kalmadığınız anlamı çıkar mı? Elbette çıkmaz. 

    Dolayısıyla ayet-i kerimedeki cümleyi sarf eden zat, Ashab-ı Kehf’ten birisidir ve az önce verdiğimiz anlam bütünlüğü içinde bu ifadeyi kullanmıştır.

    İkinci sorunuza geçelim. 

    İlgili ayet-i kerimede, inanmış sineler için her dönemde geçerliliğini koruyan bir takım kaidelere işaretler edildiğini görüyoruz. 

    Meselâ, “Şimdi siz onu bırakın da, içinizden birini şu akçenizle şehre gönderin. Yiyeceğin en temiz ve helâlinden bulup bir miktar alıp getirsin. Fakat çok gizli ve dikkat çekmeyecek şekilde hareket etsin de varlığınızı ve bulunduğunuz yeri hiç kimseye sakın hissettirmesin.” cümlelerinde İslâmî sosyal hayat, dayanışma ve yardımlaşma; yeme-içmeye dikkat çekildiğini görüyoruz. 

    Ayrıca ayette her dönem zor şartlarda Cenab-ı Allah’ın dinine hizmet eden Müslümanların nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda önemli kaideler bulunduğu gibi Ashab-ı Kehf’in içinden çıktığı toplum hakkında çok önemli bilgiler de veriliyor. 

    Mesela, “İçinizden birini şu akçenizle şehre gönderin!” ifadeleri. Ashâb-ı Kehf’in içinde lider mevkiinde olduğu anlaşılan kişinin söylediği bu söz, bir hizmet cemaati içinde olması gereken İslâm kardeşliğini ortaya koyuyor. 

    Bu kişinin, elinde tuttuğu para için “akçeniz” demesinde, bir tekerleme halinde söylenen “Şeriat’ta benim malım, benim malım; senin malın, senin malındır. Tarikat’ta senin malın, senin malın; benim malım da senin malındır. Hakikat’te ise ne benim malım, ne senin malın; mal, Allah’ındır.” sözündeki hakikat vardır. 

    Özellikle bir hizmet cemaatinde ferdî servetten çok, bütün servetin Allah’ın ve Allah’tan olması gerçeğinden hareketle, şahısların mallarının herkesin malı gibi düşünülmesi ve kardeşler arasında tam bir yardımlaşma ve dayanışmanın hâkim olması gerekir. 

    Diğer bir mesele, bahis mevzuu lider kişi, “İçinizden birini şehre gönderin!” demekle, kimseye bir emirde bulunmuyor, yapılması gerekeni, yapılmasını istediği fiili grubun, cemaatin istişareyle alınmış bir kararı şeklinde ifade edip uygulanmasını da yine cemaate bırakıyor. 

    Böyle yapmakla da adeta, “Mesleğimiz, kardeşliktir. Kardeş, kardeşe peder olamaz; mürşid vaziyetini takınamaz.” düsturunun örnek bir uygulamasını sergiliyor. 

    “Yiyeceğin en temiz ve helâlinden bulup, bir miktar alıp getirsin!” ifadesinden bilhassa Hak davaya gönül veren kimselerin yeme-içmede hem muhteviyat, hem de kazanma noktasında helalliğe âzâmi dikkat göstermesi gerektiği anlaşılıyor. 

    Bundan, Ashab-ı Kehf’in içinden çıktığı toplumda yeme-içmede hem içerik, hem de kazanma bakımından helalliğe hiç dikkat edilmediğine de işaret var. 

    “Çok gizli ve dikkat çekmeyecek şekilde hareket etsin de, varlığınızı ve bulunduğunuz yeri hiç kimseye sakın hissettirmesin!” ifadesi, Ashab-ı Kehf’in içinden çıktığı toplumda çok despot ve dine düşman bir idarenin bulunduğu anlaşılıyor.

    Öte yandan böylesi toplumlarda ve idareler altında Allah’ın dinine hizmet eden cemaat veya cemaatlerin, üzerlerine düşmanlık çekmeyecek şekilde davranmaları, tedbire azamî dikkat etmeleri gerektiği üzerinde duruluyor. 

    Doğrusunu elbette Rabbimiz bilir...

    29 Kas 2019 11:52
    YAZARIN SON YAZILARI