''Dükkan açacağımız gün GBT'de yakalandım''

Ali Turna

Ali Turna

10 Ara 2019 10:18
  • TURAN VAROL İLE RÖPORTAJ
    -Kendinizden bahseder misiniz?

    -39 yaşındayım, evliyim, 2 çocuk babasıyım, bir aslan parçası ve bir de kuzucuğum var. İstanbul’da yaşıyorum. İş geliştirme uzmanıyım. Malatyalıyım.

    -Gözaltına alınma süreciniz nasıl geçti?

    -Nedenini bilmediğim bir sebepten iş yerinden atıldım. 9 ay işsiz kaldım. Hukuk sistemi maalesef siyasi kararlar aldığından benim tutuklanma ihtimalim çok yüksekti, benim de ailemi geçindirmek için çalışmam gerekiyordu. Bu durumdan dolayı da kaçmak zorunda kaldım. Bir işe girdim oradan da darbe olduktan sonra işten çıkarıldım. Beni işe alanlar tanıyorlardı ve beni severek, güvenerek işe aldılar. Çalışmamdan son derece memnun olsalar da korkularından dolayı işten çıkarmışlardı. Anlayacağınız yaşam hakkı verilmiyordu bize ama iki yavruma bakmak zorundaydım. Benimkisi sadece yaşam mücadelesiydi başka hiçbir gündemim olmadı. Kariyer olarak iyi bir çalışma hayatım olduğundan başarıyı yakalamam kolay olmuştu. Birkaç arkadaşımla birleşip küçük bir işletme kurduk. Plan ve projede doğru kararla kısa sürede işletme kâr etmeye başladı. Ancak ortak sayımız az olduğundan sermaye yetmedi ve yeni ortaklar aldık firmamıza. Bir ofis bulduk ve almaya karar verdik. Bu bizim için büyük bir riskti, 9 aydır işsizdim ve elimdeki bütün sermayeyi buraya  yatırmıştım.  İlk  birkaç  aydan  sonra  katlanarak işimiz büyüdü. Polis sürekli beni arıyordu. Hem polisten kaçmam  hem  de  işimi  devam  ettirmem  gerekiyordu. Bu  durum  beni  baya  yıprattı,  nerede  bir  polis  görsem kaçıyordum.  İlk  dükkânı  tespit  ettiler,  ikinci  dükkâna taşındık olmadı,  3.’ye geçtik.  Bir iş yeri  için zırt pırt yer değiştirmek  işlerimiz  açısından  çok  olumsuz  oluyordu. Hiçbir suça bulaşmışlığımız yoktu ama sanki uyuşturucu kaçakçısı gibi yaşıyorduk. Nihayetinde iş yerimizi kapatmak  zorunda  kaldık.  Bir  süre  saklandıktan  sonra elimde  avucumda  bir  şey  kalmayınca  tekrar  çalışmam gerektiğini  anladım. İş  başvurusu  yapamıyordum,  bu yüzden kendi iş yerimi açmam gerekiyordu yeniden. Bir dönerci dükkânı tuttum. Dekorasyonunu bizzat kendim yaptım. O  gün  açılış  günümüzdü, arkadaşla buluştuk, kahvaltı yaptık ve dükkâna tam geçecektik ki yolda polis GBT yapıyordu ve yakalandım. Meğer kaçak hayatım buraya kadarmış.
    Nezarette tek kişiydim, yarım saat sonra başka suçlu getirdiler. Konuşunca çocuk pornocusu olduğunu öğrendim ve iğrendim. Bir süre sonra başka bir suçlu getirildi, fuhuş baronuymuş. Adeta şok olmuştum. Benim bu mide bulandırıcı tiplerle aynı odada ne işim vardı. Ben bilgisayar programcılığı okumuş, mühendis, iş geliştirme uzmanı, başarılı, millete faydalı, kendi halinde bir aile babası iken bu yüzüne bile bakmayacağım adamlarla nasıl bir ortak paydam vardı ki aynı odaya konulmuştum? Bu bana verilebilecek en büyük eziyetti. Daha sonra genç bir öğrenci getirdiler. Birkaç gün sonra o mide bulandırıcı tipler salınmıştı bu da ayrı bir başlık konusu aslında. Gelen suçlular polisi, polisler gelen suçluları tanıyordu. Bazen polislerden gene mi geldin sen, diye takıldıkları suçlulardan çoğu topluma tekrar salınıvermişlerdi ama biz kalıcı gibiydik. Nezarette 7 gün kaldım, 2 yıldır da hapis yatmaktayım. İnanın o yedi gün 2 yıllık hapis hayatıma denktir. Küçücük bir oda, hayatımda yüzüne bile bakmayacağım suçlularla beraber gecen gündüzün belli değil, tuvalete bile gidemediğin pis bir yer. O dönemde eşim ve babam çok geldi gitti. Görüşemesek de onların gelmiş olması beni rahatlatmıştı. Avukatımdan alıyordum haberlerini.

    Yedi gün sonrası beni Bayrampaşa’ ya götürdüler. Hastaneye götürüldüğümü öğrenen eşim hasta olan babamı, annemi alıp hastaneye gelmişler. Giriş kattaki odaya beni yatırdılar. Ailemi içeri almıyorlardı. Annem bahçe tarafından cama sanki başımı okşar gibi dokunuyordu. Şimdi soruyorum nasıl bir suç işlemiştim ki genellikle linç edilen çocuk pornocusu, fuhuşçusu salınmıştı da bana bu durumu reva görüyorlar, bir anneyi soğuk cam ötesinden evladını sevmesine, hasret gidermesine sebep oluyorlardı? Hastane koridorunda götürülürken annem düşmanmış gibi arkamdan gelmesine müsaade etmiyorlardı. Annem peşimden, “İyi misin evladım?” diye bağırsa da cevap vermeme fırsat vermediler. Hoş ne diyecektim ki? Sevdiklerimden çocuklarımdan uzak, ucunun nereye gittiğini bilmediğim bir süreç, kelepçeli nahoş ortamlar. Adeta ülkemde cani muamelesi görüyordum.

    Polis sorguda devamlı yapmadığım şeyleri kabul etmem için sürekli baskı yapıyordu. Ve bir sürü fotoğraf gösterip bunları tanıdığımı kabul etmemi istiyordu. Gerçekten tanımıyordum ve bu itham edilen şeylerin benimle yakından uzaktan alakası yoktu. Genellikle bize sorulan sorular standart. Fethullah Gülen’i tanıyor musun? Hiç sohbetlerinde bulundun mu? Derneklerine üye misin? Yardımda bulundun mu? Gazete, dergilerine abone misin? Türevlerinde sorular. Farz edelim ki hepsini yaptım, bunların hangisi suç? Ama ne yalan söyleyeyim yüz yüze hiç görmedim, basından herkesin bildiği kadar bilirim. Dernek, gazete, bilmem ne üyeliği bakın sisteminize bana neden soruyorsunuz?

    Ertesi gün sulh ceza hakimine gönderildim. Hâkim önceden verdiği kararı savunmamı dinlemeden yüzüme okudu. Tutukluluğunun devamına. Kapıda polis müsaade etti, vefakâr eşime sarıldım vedalaştım. Sanki gemi yolculuğuna çıkacağım ve hiç dönmeyecekmişim gibi bir sarılmaydı. Yalan da değildi, sürecin nereye gideceği, ne kadar süreceği belli değildi. Evet, suçluyduk şimdi itiraf ediyorum. Hayatımızı manevi yönden dolu dolu geçirdiğimiz için suçluyduk. Namazında, niyazında hak yemeyen, kimseye bir zararı olmayan bir hayatı kabul ettiğimiz için suçluyduk. İnsanlara faydalı olmayı, bencil değil paylaşımcı olmayı, komşuna, akrabana el uzatmayı hayat şekli olarak kabul ettiğimiz için suçluyduk, hem de azılısından. Benim ellerim kelepçeliyken adalet sarayında uyuşturucu satıcıları, fuhuşçular sokaklara geri salınmıştı. Adaleti mi soruyorsunuz? Buyurun buradan yakın. Hukuku mu soruyorsunuz? Kör topal ortalıklarda dolaşıyor işte. Eşimi Allah’a emanet ettim ve beni götürdüler.

    -Metris’te neler yaşadınız?

    -Koğuşumuzda 18 kişi vardı. Hepsi  hoş  geldin  deyip sıcak  bir şekilde  karşıladılar.  Biraz olsun rahatlamıştım ama içinde bulunduğum durum, eşim, çocuklarım, annem, babam... Kafam dumanlıydı. Üzüntü, düşünceler, acabalar,  yaşadıklarım,  olacaklar,  karma  karışık  bir  ruh hali işte.

    Annemin beni özlediği zaman kullandığı bir ifade vardı, “Oğlum özlemden burnumun kemiği sızladı.” derdi. Tanıştığımız arkadaşlar çocuklarımı sorunca işte o zaman benim de burnumun direği sızladı ve konuşamadım. Hıçkırıkların kollarına atmıştım kendimi.

    -Silivri süreci nasıl geçti?

    -Rutin aramalardan geçip sağır bir müdürün beni anlamasına çalıştım. Elime kalacağım koğuş yazılmıştı. Eşyaların bir kısmı ve kirli bir yatakla koğuşa gönderildim. Güler yüzle karşıladılar arkadaşlar, sağ olsunlar yardımcı oldular. Ben çocuklarım konusunda çok hassasım, ne zaman çocuklarım mevzu bahis olsa ağlamaya başlıyordum.

    Namazlarda sürekli gözyaşı döküyordum, zira çaresizdim ve şikâyetimi en yetkili mercie ulaştırıyordum. Yatak odamdaki demir parmaklıklı pencereden ne zaman baksam sokak, ağaç yerine avlu duvarını görünce kabullendim, evet hapisteydim. Bir hafta böyle geçti.

    İlk görüşümüz kapalı görüşü. Oğluma, eşim baban askere gitti demiş. Oğlum kapalı görüşte telefonu eline alıp baba neden aramızda cam var, neden o taraftasın, diye sorunca burası çok özel bir askeriye diye yalan söylemek zorunda kaldım. Aslında çocuklar kanmıyordu, ilerki süreçte daha iyi anlamıştık. Eşimden Allah razı olsun, beni mutlu edebilmek için elinden geleni yapıyordu. Hiç yalnız bırakmadı bu süreçte. Hem iki çocuğa bakıyor hem hasta olan anne babamla ilgileniyor, aynı zamanda Silivri yollarında çocuklarla gidip geliyordu. Bir gün açık görüşe giderken gardiyanın biri, “Bu kadar kalabalık gelinir mi?” diye küfür etti ve ben neden küfrediyorsunuz deyince üstüme yürüdü. Ben de ittirince bir ay ailemle görüşmeme cezası aldım. Burada bile adalet yoktu.

    Kızım okuldan çıktığı bir gün, anne babamı istiyorum, deyince eşim oğluma kardeşini teselli et ricasında bulunmuş. Oğlum, “Kardeşim haklı anne, herkesin babası geliyor, benim babam neden yok?” demiş ve üçü de ağlamış.
    Kızım bir gün hasretlik yaşarken eşime, “Anne koridorda babam kokuyor.” demiş. Eşim, “ Kızım baban askerde.” deyince kızım eşofmanımı bulmuş giymiş ve onunla yatmış.

    İlk Ramazan Bayramı’nı yaşadım, hasret içinde maneviyatın verdiği huzuru hissederek. Gözlerimden düşen her damlayla özlem gönderdim tüm sevdiklerime. Burada aynı acıyı paylaştığımız insanlarla hüzünle sarıldık, hasrettik ama huzurluyduk, vicdanımız temizdi ve kötü hiçbir şey yapmamıştık.

    Suçsuz bir şekilde kalmak bizi biraz olsun rahatlatıyordu. Biliyorduk ki bu bir kader ve belki de Allah günahlarımızı temizliyordu. Çünkü hak ederek kalmıyorduk, isnat edilen hiçbir suçu işlememiştik. Bu yüzden huzurluyduk, acı verse de.

    *Yukarıda okuduğunuz satırların yazarı Türkiye'deki cadı avının kurbanlarından ismi bizde saklı bir esnaf. İçeride aldığı notları çıkınca yazdı ve bu notların her gün bir bölümünü Samanyoluhaber.com'da yayımlıyoruz.

    İletişim: [email protected]
    10 Ara 2019 10:18
    YAZARIN SON YAZILARI