Silivri'de Bayram Sabahı

Ali Turna

Ali Turna

13 Ara 2019 12:22
  • Sabah namazına uyandım. Her günden farklı bir gündü. Çocukluğum aklıma geldi. Bayramdan bayrama alınan özel kıyafetlerimizi dolaptan alır, giyer ve sokağa fırlardık. Büyüklerimizin elini öpüp harçlık alır ve topladığımız paralarla bakkal amcadan istediklerimizi alırdık. Aldığımız çatapatlar, çikolatalar ve  gazozlar günü daha da bir özel kılardı bizim için... Ama şimdi büyümüştüm ve bayramlar eskisi gibi çocukça mutluluk vermiyor hatta daha da büyümüştüm bir önceki bayramı bile arar olmuştum.

    Abdest alıp sabah namazını kıldık. Ve dolabımı açıp, sıradan ama diğerlerine göre en güzel olan kıyafetlerimi giydim. Bugün bayramdı ve diğer günlerden özel olmalıydı..

    Ve ezan...

    Her beş vakitte okunandan daha farklı bir ezandı bu.

    Duygu ve özlem yüklüydü bir kere. Bayram namazına çağırıyordu hepimizi. Ciğerlerini bildiğim arkadaşlarımla omuz omuza saf durduk. Bayram mutluluk verirdi ama bütün arkadaşlarımın gözünde yaş vardı. Oldukça hüzünlü bir bayram namazıydı kıldığımız...
    Fatih, beyaz bir gömlek giymişti kotunun üstüne. Üçüzlerin babası Remzi, her zamanki özel kazağını giymiş, köşede boynu bükük hutbeyi dinliyordu. Her gün muzipliğiyle şen şakrak olan Özkan’ın yüzü, yıllardır dolabında sakladığı ciddiyetiyle farklı bir çehredeydi.

    Namaz kılındı, hutbe bitti ve dualar yapıldı. Bitkin ayaklarla ittirilircesine indiğimiz merdivenlerden, salonda hizaya geçmiş bir şekilde bayramlaşmaya başladık. Acemiydim, yeni dâhil olmuştum bu gruba ve çok farklı bir bayram yaşanıyordu. O yüzden acemice ben de yerimi aldım halkada. Halkanın en başındaki yanındakinden başlayarak sırayla bayramlaşıyordu. Bayramlaşırken sarılıyor, ağlıyor ve bir daha sarılıyorduk. Sıra bana gelince anladım ki bu duyguyu taşıyabilecek ne takatim vardı ne de gücüm...
    Geleli iki hafta olmuştu ve her geçen gün sıkı sıkı tuttuğum, bastırdığım, zamanı değil dediğim, sonra dediğim duygularıma artık mani olamıyordum. Barajın önündeki setin kaldırılması gibi karmakarışık yoğun sevgi, özlem, nefret, acı dolu duyguları karıştırıp salıvermiştim her sarıldığım omuzda. Selami abide babamı, Fatih’te abimi ve İmran’da oğlumu görüp sarılmıştım.Sevdiklerim, canım ciğerim dediklerim, eşim, çocuklarım, babam, abim, dostlarım çok uzaklarda olsa da yanı başımdaydı sanki o an. Kırk ayrı omuzda, kırk farklı yakınımla ve kırk farklı duyguyla sarıldık birbirimize. Ben de sarıldım, sarıldım ve ağladım.
    Salgın bir hastalık gibi gözyaşı da bulaşıcıydı burada. Omuza düşen gözyaşı, karşı tarafı da ağlatıyor ve duyguların birleşimiyle demir parmaklıkları eritip, özgür bırakıyorduk sanki ruhumuzu. Bayramlar mutluluk verirdi ama bizimkisi daha çok hüzün veriyordu. Tarifi olmayan bir tutsak bayramıydı yaşadığımız bu hapishane koğuşunda...

    Kurban Bayramı 4 gündür diye söylenir ve yaşardık ama koğuşta yaşadığımız bayram bitmişti bile daha ilk gününde. Gözyaşları tükenmiş kimi köşesinde, gözler tek noktaya mıhlı, hareketsiz bir şekilde zihnen çıktığı yolculukta, kim bilir nerede, nasıl yaşıyordu bayramı. Kimisi ise yanındakine yaşanılası geçmiş veya özlemini duyduğu bayramını anlatıyordu ve kimi de bu anı hiç yaşamamış gibi yapıp içine bastırıyordu.  Gelecekte böyle bir bayram anısını hatırlamamak için hafızasından siliyordu sanki...

    Bu bayram, bizim yaşadığımız ve hiç kimsenin de böyle bir bayram yaşamaması için dua ettiğimiz, hüzünlü ve yalnız bir bayramdı. Acı veriyordu, hüzün veriyordu  ve özlemin kara kökünü alarak çoğaltıp ciğerimize saplıyordu. En acısı da boynu bükük bir şekilde, üstünde bayramlığı ile gülümsemeyen somurtmuş bir şekilde bir köşede duran çocuklarımızın siluetiydi. Bu bizi derinden yaralıyordu.

    Şair Süleymaniye’de bayram sabahını yaşarken, biz Silivri’de bayramın acısını yaşıyorduk. Bayramın acısını biz, mutluluğunu ise şair yaşıyordu. Ama şair bilmiyordu, acısını biz yaşadığımız için mutluluğunu onların yaşadığını. Ve biz özgür mahkûmlardık, sizin tutsak özgürlüğünüze inat...

    Dedim ya şair Süleymaniye’de bayram sabahını yazmış şiirinde. Ben inanıyorum ki Silivri’deki bayram sabahını yaşasaydı şiirini değil destanını yazardı...

    Silivri’de bayram bir gün yaşanır fakat o bir gün de dört güne bedeldir. Samimiyet kokar insanlar. Çilelidir, dertlidir, hüzün doludur. Biri düştü mü, diğerleri onu sırtında taşır. Her birinin hüzün kokan hikâyeleri vardır, kimsenin bilmediği. Anlatmazlar dertlerini, keder üstüne keder eklememek için. Sabah namazıyla başlar bayram günü. Açık görüş kıyafetleri giyilir ve koğuşun ortasında, melekleri kıskandıracak türden bir bayram namazı kılınır. Şair Süleymaniye’ de alamaz bu hazzı.

    Şair bilmiyordu dedim ya Silivri’deki bayram sabahını. Ve toplanır alana 38 hüzünlü insan. Bayramın hatrına yüzlere takınır,  en  gerçekçi gülümsemeler bayram ya. Mutluluk saçmaya çalışırlar ama ne mümkün... 38 dertli, çileli, hüzünlü insandır. İlk sarılmada gözyaşlarını salıverirler ve gözyaşları sel olur, hüzün olur, umut olur, bayram olur diğerlerinin yüreğine. Uzun sürer bayramlaşma. Çünkü ayrılmaz sarılanlar. 38 omuzda ayrı gözyaşı dökülür.
    Sonra...
    Sonrası olmaz, zaman durur. İşlemez hale gelir saatler, günler. Yıllar yaşanır o bir günün içinde... Bütün duygular, yaşanmış anılar ve yaşanılacak zamanlar sığdırılmaya çalışılır bugüne. Her bir sarılma bir destandır, bir ömürdür. Kucakladığımız bir nevi dosttur, babadır, anadır, eştir, çocuktur... Dertler, kederler, hasretler, umutlar ve en içten hıçkırıklar aktarılır omuzdan omuza.
    Dedim ya şairin suçu yok. Şair görmemişti Silivri’deki bayram sabahını. Bayramlaşma biter son sarılma ile ve asıl bayramlaşma başlar iç dünyalarında. Çekilirler köşelerine 38 güzel insan. Kapatırlar gözlerini başlarlar bayramlaşmaya o kadar uzaktakiler yanı başında beliriverir, en sevdikleri dostları, aileleri. Uzun uzun konuşur iç dünyasında sarılır, döker içinde söylemek isteyip de söyleyemediklerini.

    Şair bunları da bilmez. Ama 38 adam yaşar bu destanı. Tel  örgülü gökyüzünde güneş farklı doğar Silivri’nin üstüne, bulutlar sabit  kalır seyredebilmek için bu anı. Sayıma gelen gardiyanlar kıskanırlar aslında gizli gizli. Silivri’de bayram sabahı gizli yaşanır. Canlı yayın araçları olmaz. Dış dünyaya kapalıdır Silivri. Yalnız Allah’a açıktır... Bu yüzden görmez şair bu sabahı ve şair bu yüzden Süleymaniye’deki sabahı yazar, herkesin bildiği. Ve... Ve herkes birbirine hediye olarak en güzel temennilerini sunar.
    -Son bayramımız olur inşallah bu bayram tel örgüler içinde.
    Aslında gizliden bilirler, buradaki gibi duygu yüklü bir bayramı başka yerde yaşayamayacaklarını. Çok da dertleri değildir bayram. Hepsinin idealleri vardır gelecek adına. Yapacak çok işleri ve sırtlayacak çok dertleri vardır. Dokunacakları yığınla yürekler de vardır daha...

    Bayramlardan da vazgeçerler, her şeyden vazgeçtikleri gibi. Değil mi ki yardan, babadan, anadan, çocuktan vazgeçmiş 38 adam; bir bayramdan mı vazgeçemeyecek. Çok da bayram görmüş de değillerdir zaten. Pişmanlık görülmez mesela bu adamların simalarında. Çünkü çok iyi bilirler, her şeyi apaçık gören görmektedir Silivri’deki bayram sabahını.

    Dedim ya şair görmemiştir bu sabahı ve bilmez yazamaz şiirini Silivri üzerine. Her koğuştan dualar yükselir basamak basamak gökyüzüne. Sessiz çığlıklar bıçak olur gökyüzünün bağrına. Gökyüzü ağlar, duvarlar ağlar, 38 adam ağlar. Günün adı bayramdır ya tebessüme zorlanan çehreler aslında gözyaşını içine doğru akıtır, derin derin boğazlarda bir yumru tıkanır, yutkunamaz, konuşamaz.
    Sonra...
    Sonrası olmaz bu bayramın. Korkarlar birbirlerine dokunmaya. İçlerine akıttıkları gözyaşı barajının patlayacağından korkarlar. Bakışlar sabittir bir noktada. Delici keskin bakışlar. Silivri’de kurban kesilmez. Bu bayram da ne koyun ne dana ne de İbrahim’in İsmail’i kurban edilir... Bu bayram kendilerini kurban ederler Allah’a.

    Kurban 38 adamdır. Kan yerine gözyaşı akar bıçak vurulan yüreklerinden. Ve teslim olurlar kaderin sahibine. Bu bayramı okuyamazsınız o büyük şairin şiirinde...

    Sonra akşam olur hüzün dolar hiç terk etmediği bu mekâna. Silivri’de bayram sabahı...  Kimsenin bilmediği ama herkese gönderilen duaların mekânıdır burası. Siz bilmezsiniz bu koğuşu, hayatınızda bir virgül bile değildir belki de ama bu koğuş sizi bilir. Yamalı duvarlar suçluluk duyarlar bu 38 adamın önünde set oldukları için. Demir parmaklıkların arasından süzülür salavatlar ve yol bulur gökyüzüne.

    Bugün bayram... Bu 38 adamı hapsettikleri gibi tel örgüler içinde, bayramımıza da pranga vurmaya çalıştılar. Ey hâkim bey, tel örgülerle, duvarlarla hapsettiğiniz bu duygular özgürdür aslında... Hayallerimizi de tutuklayamazsınız ya... Duygular ayrılır bedenden ve kanatlanırlar uzak diyarlara. Belki hüzünlü, belki ağlamaklı, belki dertli bir bayramdır yaşadığımız. Ama yine de bayramdır Silivri’de yaşadığımız. Koğuş araması yapar gardiyanlar. Ama bayramımıza, rüyalarımıza, duygularımıza ulaşamazlar...

    *Yukarıda okuduğunuz satırların yazarı Türkiye'deki cadı avının kurbanlarından ismi bizde saklı bir esnaf. İçeride aldığı notları çıkınca yazdı ve bu notların her gün bir bölümünü Samanyoluhaber.com'da yayımlıyoruz.

    İletişim: [email protected]
    13 Ara 2019 12:22
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR