Silivri'den Dostlarıma Mektup

Ali Turna

Ali Turna

16 Ara 2019 11:28
  • (Yazı dizisinin bu son bölümünde Silivri'den dostlarıma yazdığım ama göndermediğim bir mektubu okuyacaksınız)

    Üç ay oldu…
    Hâlâ uyanabilmiş değilim. Kabullenebilmiş de değilim. Ve sanırım hiç kabullenemeyeceğim de. Evet, sürpriz oldu bu tutuklama…
    Üç gün Vatan’da, üç kişi bir hücrede, günde yalnız 5 tuvalet hakkıyla ve sadece yatabileceğimiz bir yerde gündüzümüzden gecemizden bihaber yaşadık. Daha sonra bir günlük, çaylı ve sınırsız tuvalet hakkı olan Metris, bize elhamdülillah dedirtti. Şimdiye kadar keşke Silivri’de bir yazlığım olsa diye ettiğim duaların hürmetine midir bilmem, Silivri’de iki katlı bir cezaevinde kırk kişi ile mahpus hayatım başlamış oldu ve girdiğim zamanın bayrama denk gelmesi, iki açık görüş üst üste yapmama, oğlumu, kızımı, eşimi ve üç yaşında olup burnumda tüten kızımı görmeme kısmet oldu. Çok duygusal anlar yaşasak da açığa çıkaramıyoruz, o kadar dertli insanlar var ki etrafımda halime şükrediyorum.

    Diğer koğuşta geçen hafta iki kişinin eşi vefat etmiş, birinin eşi cezaevinde 3 yaşındaki çocuğu ortada kalmış; biri de var ki içeri gireli 22 ay geçmiş ona rağmen iddianamesi yazılmamış gibi. Herkesin kendine göre çileli, ıstırap yüklü, hüzünlü hikâyeleri var.  Buradaki insanları tanıyınca insan gerçekten hayret ediyor. Bütün namazlarını cemaatle kılan, gün boyu elinden Kur’an’ı düşürmeyen, hepsi kültürlü, üniversite mezunu, kaliteli, kişilikli ama biçare insanlar. Sanki devlet böyle bir özel ekip kurmuş beni  ıslah edebilmek için. Sigara bile içen yok. Böyle terörist mi olurmuş? Bu işte bir yanlışlık var ya da sağlam bir kamera şakası mı acaba diyorum.

    Zor mu? Evet zor. Kısıtlı bir alanda tel örgüler arasında sabah 8, akşam 8 görebildiğimiz gökyüzü, inşaat işçilerinin kaldığı yerlere benzer yatakhane, bol ekmekle doymaya çalıştığım yemekler ve asla yemediğimiz ama ısrarla gönderdikleri, kod adı plastik köfte olan garip bir köfte yemeği…

    Bütün koğuşlarda duyduğumuza göre limitin çok üstünde tutuklu var. Sürüm artınca malum kalite düşüyor yani çok da şey etmemek lazım. Ama buruk geçen bu Kurban Bayramı harbiden çok koydu. Hani şair yazmış ya Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nı, işte o şair, Silivri’deki bayram sabahını görmedi. Görseydi şiirini değil destanını yazardı bence. İnsan burada zamanın, günlerin, özgürlüğün, ailenin, dostun kıymetini daha iyi anlıyor. Bir zombi gibi yaşıyorum işte. Hâlâ içinde bulunduğum durumu anlayabilmiş değilim. Her sabah bu bir rüya olmalı temennisi ile uyanıyorum 4 saatlik uykumdan. Her sabah acı gerçekle yüreğimize saplıyor paslı hançerini bu zindan. Camlardaki demir parmaklıklara asılıp neden diye sorsam da demirler çok kalın ve soğuk ve…

    16 adım boyu, 6 adım eni olan, 5 metrelik yamalı duvarlarla çevrili ve üstü tel örgülü olan avlumuz, bizim en büyük özgürlüğümüz burada. Yarın kapalı görüş günü, yani demek ki özlemle gideceğimiz odada duygularımız kalın cama toslayacak gene…
    Olsun be... Yaşanması gerekiyormuş. Rabbim böyle dilediyse savcının, hâkimin hukuksuz bu uygulaması ne yapsın?.. İnsanız, tabi ki de bağırmak istediğimiz, “Neden? Niçin? Niye?” diye ısrarla sormak istediğimiz, bazen de hıçkırıklarımızla cevap arayışlarımız olabiliyor. Ama Allah’a şükür hiç isyan etmedik. Çayımız, kitabımız, kahvemiz var çok şükür. Eee durumun da farkındayız, otel odası beklemiyoruz nihayetinde. Enteresan bir şekilde evden Silivri’ye kadar eşlik eden tüm polisler, jandarmalar ve gardiyanlar yüzlerinde bir mahcubiyet edasıyla götürdüler. Sanki herkes her şeyi biliyor ama elden ne gelir bakışlarının arkasına sığınıyorlar…
    Şakalaşıyoruz, gülüyoruz, voleybol oynuyoruz ama bir yalnız kalabilsek hıçkırmanın, ağlamanın, haykırmanın anasını ağlatacağız ama ne mümkün. Dedim ya yedi kişilik koğuşta 40 kişi kalıyoruz. Her daim kuyruklarımız birbirine değiyor illa ki. Bir tek tuvalette yalnız kalabiliyoruz, bekle derken de ağlayamaz ki insan. Her neyse böyle bir hayat, namaz, Kur’an, kitap, roman, yemek, başka ne yapabiliriz ki zaten… 

    Litrelik pet şişelerden birçok şey yapabiliriz, imkân verseler araba bile yaparız ama malum biz namazlı niyazlı, kavga bile etmemişken azılı bir terör örgütü üyesiymişiz, hem de silahlısından. Koskoca devlet yalan mı söyleyecek?.. Devleti yalancı çıkarmayayım diyorum ama yapımda yok benim teröristlik, yalancıktan da olsa yapılacak bir sıfat değil. İşte böyle garip bir mahcubiyet yaşıyoruz artık devlet baba affetsin. Ama bu malzemeden bu suç çıkmıyor işte... Bir gün gelip “PARDON” diyeceklerini umuyoruz…

    Benden bu kadar dostlarım. Biliyorum bu mektubuma cevap yazamayacaksınız. Olsun bilin istedim sadece neler yaşadığımı. Çok da umurunuzda olmasa da bilin istedim her şeye rağmen tüm dualarımda olduğunuzu.

    Kalın sağlıcakla çok selam…

    (Şimdi devam edebilirsiniz mektubum yüzünden ara verdiğiniz normal hayatınıza. Biz yaşarız hüznü çok da şey etmeyin, gece örter karanlığını üstümüze rahatsız da etmeyiz…)

    ***SON***

    Yukarıda okuduğunuz satırların yazarı Türkiye'deki cadı avının kurbanlarından ismi bizde saklı bir esnaf. İçeride aldığı notları çıkınca yazdı ve bu notların her gün bir bölümünü Samanyoluhaber.com'da yayımlıyoruz.

    16 Ara 2019 11:28
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR