Hazar Denizi'nin yeni statüsünün Rusya ve Türkiye’ye doğurduğu perspektifler

Arif Asalıoğlu

Arif Asalıoğlu

02 Ara 2019 11:49
  • Son yıllarda ekonomiden sivil topluma ve siyasi aktörlere kadar bir dönüşüm sürecine giren Türkiye, Uluslararası İlişkilerde ve özellikle yakın çevre komşularıyla yapısal sorunlarını çözemediği için krizlerle uğraşmakta ve bunun sonucu olarak küresel değişim ve fırsatları kaçırmaktadır. En bariz örnek olarak, Kafkaslar ve Orta Asya Cumhuriyetleri üzerinden hem enerji kaynakları hem de siyasi ilişkiler yönüyle, Türkiye’yi yakından ilgilendiren, Hazar Bölgesi’ndeki statü değişikliğini verebiliriz.  

    Hazar Bölgesi enerji kaynakları bakımından dünyada ikinci sırada yer almaktadır. Sahip olduğu bu büyük potansiyel nedeniyle hem denize kıyısı olan ülkelerin hem de global güçlerin odak noktasıydı. Statü belirsizliği ve uzun süre devam eden anlaşmazlık uluslararası sorunların ortaya çıkmasına neden oluyordu.

    "Hazar Denizi sadece Hazar bölgesi ülkelerine aittir”

    Geçen sene 12 Ağustos’ta , Hazar'a kıyısı olan beş ülke Rusya, İran, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan Devlet Başkanları, 1996 yılından beri üzerinde çalışılan anlaşmayı imzalayarak petrol ve doğal gaz bakımından zengin kaynaklara sahip bölgenin yasal statüsünü belirlediler. Hazar'ın deniz mi yoksa göl mü olduğu önceden tartışma konusuydu. Özel statü verilen Hazar’a BM’nin 1982'deki deniz hukuku anlaşması uygulanamayacak ve suyun derinliği göl prensibiyle belirlenecek. Daha önce bu statü belirlenmemiş olduğu için denize kıyısı olan ülkeler arasında sık sık doğal kaynakların kullanımı tartışması yaşanıyordu. 
    Dolayısıyla bu tartışma sonlandırılmış oldu ve Hazar’a kıyısı olan devletlerin uluslararası açılımlarında önemli kazanç elde edildi. Rusya'nın daha önce karşı çıktığı Türkmenistan-Azerbaycan doğal gaz boru hattı projesi, istenilen çevresel standartlar sağlandığı ölçüde uygulanabilecek mesela. Moskova, Türkmenistan doğalgazını Azerbaycan üzerinden Avrupa'ya taşıyarak kendisine alternatif oluşturacak boru hat ile ilgili çevresel çekinceleri olduğunu ileri sürüyordu. 

    Hazar’ı, Azak Denizi ile Karadeniz’e bağlayan Don ve Volga Nehirleri yapay bir şekilde birbirine bağlanarak kanal oluşturulmuş ve bölge kaynaklarının uluslararası piyasaya ulaştırma potansiyeli artırılmıştır. Bu nehirler her ne kadar Rusya’nın iç sular rejimine tabi olsa da taşımacılıkta aktif kullanılmaları Rusya’nın da faydasına olmaktadır. 

    Hazar Denizi'ne kıyısı olan ülke liderlerinin vardığı mutabakata göre, kıyısı olmayan ülkeler burada askeri birlik bulunduramayacaklar. İran Devlet Başkanı Ruhani’nin ifadesiyle, "Hazar Denizi sadece Hazar bölgesi ülkelerine aittir.” Anlaşmaya göre, Hazar Denizi'nin dibi ve toprak altı, deniz sahası, balıkçılık alanları ve kaynakların kullanımı gibi esaslara göre paylaştırılacak. Bir kaç ay önce, 19 Eylül'de, Rus parlamentosu alt kanadı Duma'da, 25 Eylül'de de üst kanadı Federasyon Konseyi'nde kabul edilen anlaşma, Devlet Başkanı Putin'in onayıyla 1 Ekim 2019’da Rusya tarafından resmen kabul edilerek yürürlüğe girmiş oldu.

    Rusya, Avrupa’nın enerji arzı açısından daha önemli hale geldi

    Küresel enerji piyasalarında Hazar Bölgesi’nin ön plana çıkmasında başlıca rol oynayan doğalgazın ülkeler arasındaki dağılımında Rusya en fazla rezerve sahip ülkedir. 3 trilyon metreküp rezerviyle Hazar bölgesinin toplam doğalgaz rezervlerinin yüzde 25’ini elinde bulunduran Rusya’yı 2,9 trilyon metreküp rezerviyle Kazakistan takip etmektedir. Azerbaycan, bölgenin en kısa kıyı şeridine sahip ülkesi olmasına rağmen 1,4 trilyon metreküp doğalgaz rezervi ile üçüncü sırada gelmektedir. 

    Sanayiden sağlığa kadar bir çok alanda alt yapısını doğal gaza göre kuran AB ülkeleri için Hazar’ın kaynakları alternatif niteliğindedir. Rusya’ya enerjide büyük ölçüde bağımlı olan Avrupa ülkeleri Hazar rezervlerini kullanabilecek alternatif rotalara yatırımı artıracaktır. Bu hususta Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan’ın içinde olduğu enerji hatları önem kazanacaktır. Düşünülen yeni projeler her ne kadar alternatif mahiyetinde olsalar bile mevcut rezevleriyle Rusya doğal gaz kaynakları açısından onlarca yıl alternatifsiz güç olmaya devam edecektir. 

    Hazar Bölgesi petrol rezervleri açısından da zengindir. Toplam 48,2 milyar varil petrol rezervinin yaklaşık yüzde 65’i Kazakistan’a aittir. Petrol rezervi açısından Kazakistan’ı Azerbaycan (8,5 milyar varil) ve Rusya (6,1 milyar varil) takip etmektedir. Bu rakamlar göz önünde bulundurulduğunda Orta Asya ve Hazar Bölgesi'nin 21. Yüzyıl'ın Orta Doğu'su olacağı şüphe götürmez bir gerçektir. 

    Hazar’ın potansiyelini Türkiye bir fırsata çevirebilir

    Doğal kaynakların günümüzde ülkelerin ekonomileri ve etki edici dış politikaları üzerinde artan fonksiyonu düşünüldüğünde Türkiye açısından Hazar Bölgesindeki yeni gelişmeler önemli bir konumda bulunmaktadır. Bölgenin petrol ve doğalgaz kaynaklarını Avrupa pazarına ihraç etme ve bu amaca ulaşmada en ekonomik güzergahın Türkiye’den oluşu, Hazar Bölgesi ülkeleri ile geliştirilecek politikalar önümüzdeki dönemde Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefine ciddi katkı sağlayabilir.

    Türkiye, AB ile belli seviyede ilişkileri koruyabilmesi halinde, Hazar Bölgesi’ndeki kaynakların Avrupa pazarlarına taşınmasında daha aktif bir rol alabilir. Coğrafi konum itibariyle ve Hazar bölgesi ülkelerinin bu konuda Türkiye’ye pozitif yaklaşımlarını Avrupa’nın enerji arz güvenliğinin sağlanmasındaki ihtiyaca yönlendirebilir. Avrupa ülkeleri açısından son yıllarda kritik bir konu haline gelen enerji arz güvenliğinde Türkiye’nin kazanacağı pozisyon, AB’ye üyelik sürecinde de daha etkili bir şekilde kullanılabilir. 

    Türkiye, Batı ülkelerine iletişim ve bürokrasi güveni vererek, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattı, Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) gibi reel projeleri daha rantabl şekle sokabilir. Halihazırda ekonomik daralmalar yaşayan Türkiye, bu projelerle hem enerji nakil karşılığını alacak hem de Hazar Bölgesi’ndeki rezervlerin dünya pazarlarına transferini sağlayan merkez ülke pozisyonuna gelerek imaj düzeltmesi yapabilecektir. 

    Bu pozisyon ayrıca Orta Asya ve Transkafkasya ülkelerinin kültürel ve tarihi bağları olan Türkiye ile daha çok işbirliği yapmalarını  ve karşılıklı ekonomik gelişmeyi sonuç vereceketir. Türkiye'ye bu tarihi sorumlulukta elbetteki ciddi görevler düşmektedir. Bir taraftan Türk milletleri ile ilişkilerinde karşılıklı güven ortamını oluşturmak zorunda, diğer taraftan da yeni Cumhuriyetlerle arasındaki coğrafi engelleri de hesaba katarak projeler üretebilmelidir. Türk Dünyası yakın tarihimizde yapılan diplomasi hataları nedeniyle bir bütünlük arz etmemektedir. 

    Enerji yönünden zengin bir bölgeye komşu olmasına rağmen yıllardır coğrafi konumunun getirdiği avantajı kullanamayan Türkiye, son yıllarda Hazar Bölgesi’nin doğurduğu fırsatları değerlendirebilirse ve enerji gibi stratejik bir değerin transferini kontrolünde tutabilirse, uluslararası sorunlarının çözümünde sözü geçerli ülke statüsünü kazanacaktır. Aksi durumda, son beş yılda olduğu gibi hızla Orta Doğu’laşmaya devam edecektir. 

    02 Ara 2019 11:49
    YAZARIN SON YAZILARI