Farklı gazete

Zaman Gazetesi 3 Kasım 1986'da yayın hayatına başladığında, endişe ve umut iç içeydi. Çarçabuk bitecek bir macera, tozlu raflarda refiklerinin yanında yerini alacak bir hayal kırıklığı endişesi vardı. Bizim endişe dediğimiz, aslında birileri için beklentiydi. 'Gazetecilik yapılacaksa onu da biz yaparız' havasındakilerden bahsediyorum. Halkın önemli kesimini oluşturan muhafazakârların gazete çıkarabileceğine ihtimal vermiyorlardı. 'Başaramazlar, üç-beş gün sonra kapanır gider' havası ve küçümseyici tavır baskındı. Aslında bu karamsar vasat onlarla sınırlı değildi. Umutla kolları sıvayanların etrafında da 'acaba'lar uçuşuyordu. İki sebebi vardı istifhamların; birincisi bugüne kadar medyadan hep darbe yemiş, yalnızca negatif haberlerin öznesi olmuş kitle, gazete kavramına soğuk duruyordu. İkincisi ise henüz yetişmiş bir kadrodan söz edilemiyordu. Gazetecilik mekteplerini bitirmiş tecrübesiz birkaç isim ve hâlâ okuyan bir avuç idealist gençten başka sadece umutlar vardı. Başlarken logonun altına yazılan 'Farklı gazete' ifadesinin yapılmak isteneni çok iyi anlattığını düşünüyorum. Akıntıya karşı kürek çekebilecek, kurulu medya düzeninin büyüsüne kapılmayacak, yeni şeyleri yeni üsluplarla söyleyebilecek bir gazete planlanıyordu. Yapılması gereken 'örnekleri kendinden bir gazetecilik' üretebilmekti. Başarı ve kalıcılık ancak böyle elde edilebilirdi. Önümüzde yol gösterebilecek ustaların olmaması önemli handikaptı. Ancak aynı zamanda şansımızdı belki de. Müesses gazetecilik nizamı ve herkesi esir alan kötü alışkanlıklardan uzak durabilmenin mecburi istikametiydi herhalde. Yurtiçinden ve dışından gelen misafirlerin hayranlıklarını ifade ettiği binamızın önünde bazen durup yukarıdan aşağıya süzüyorum. Gözümün önüne kimi zaman Rüzgârlı Sokak'taki tek katlı büro geliyor. Kimi zaman da Kalender Sokak'taki iki buçuk katlı bina şekilleniyor hayalimde. Bizim için büyük bir atılımdı o iki buçuk katlı gazete. Hele bir de altına ikinci el, hatta 20 yaşından büyük matbaayı attığımızda çağ atlamış gibiydik. Ne kadar çok şükredeceğimiz şey var... Tirajımız 10 bin olsun diye çekilen sıkıntıları kaç kişi hatırlıyordur acaba? 'Ha gayret 100 bine az kaldı' coşkusu çok da uzakta değil. Bugün 1 milyonu alelade bir rakam gibi telaffuz ediyoruz. Ne kadar çok şükredeceğimiz şey var... Belediye otobüsleriyle başbakan takip etmeye çalışan muhabirlerimizin 'Siz de kimsiniz?' sorgusuyla kapı dışında bırakıldığı programların çetelesini saklayan var mı? Meclis'e büro açmak için verilen mücadeleyi kaçımız biliyoruz? Oysa önceki gün Ankara'daki 25. yıl kutlamasına Başbakan Tayyip Erdoğan 10 bakanıyla katıldı. Onlara Parlamento içi ve dışındaki muhalefet partilerinin yetkilileri eşlik etti. Ankara bürokrasisi neredeyse tam kadro oradaydı. Başbakan Erdoğan, "35 ülkede 10 farklı dil ve iki alfabeyle yayınlanan Zaman, ateşlerde açan çiçek gibi." dediğinde, geldiğimiz noktayı işaretliyordu. Ama ne görkemli bina, ne 1 milyona dayanmış tirajımız ne de siyaset ve bürokrasinin iltifatları tam bir başarı ölçüsü. Şayet farklı gazete olabilmişsek, örnekleri kendinden bir gazetecilik üretebilmişsek kendimizi başarılı sayabiliriz. Yukarıda saydıklarımız farklı gazete olmanın tanıklığı olarak değerlendirilebilir. O zaman eyvallah...

YAZARIN SON YAZILARI