Taraf'a kod adıyla dinleme Baransu'ya fiziki takip...

Türkiye uzun süredir, basın hürriyetini, özel hayata müdahale ve telekulak skandallarını tartışıyor. Yine "devletin gölgesine sığınıp" yasa dışı faaliyet yürüten karanlık yapıların deşifresi için gayret gösteriyor. Sanki hepsi beyhude... Taraf gazetesi dün kendisine yönelik suçüstü bir "telekulak skandalı"nı yayınladı. MİT, gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan, diğer yöneticiler Yasemin Çongar ve Markar Esayan ile gazetenin o dönem yazarlarından Amberin Zaman ve Altan'ın kardeşi gazeteci-yazar Mehmet Altan'ı kod isimlerle dinlemeye aldırmış. Sanki teröristlermiş gibi "Elizabeth, Çaşıt, Vahan, Demi ve Pastör" gibi kod isimlerle, İranlı ya da Arap şahıslar gibi göstererek dinlemeye aldırmış. Taraf dinleme tutanaklarını yayınladı. Üstelik dinlemenin yapılmaya başlandığı dönem, Taraf'ın tam da Kafes Eylem Planı gibi Türkiye'yi sarsan darbe planlarını ifşa ettiği bir dönem. Ne kadar garip... Bir yasa dışılığı ifşa ederken, başka bir kurum "kod" isimlerle "terörist" gibi gösterip sizi yasa dışı dinlemeye alıyor. Darbeciye destek verenler neden sessiz? Darbe ve Ergenekon sanıklarının yasal dinleme kayıtlarını "özel hayatın ihlali" diyerek yeri göğü inletenler, Türkiye'yi yurtdışında şikâyet edenler, nedense yasa dışı dinlemeler ve gerçek telekulak skandalı karşısında sessiz kalıyorlar. Çifte standartların daniskası... Taraf gazetecilik yaptığı için "terörist" gibi dinlenmesini seyrediyorlar, terör örgütüne gazetecilik faaliyeti dışında katkıda bulunmaktan tutuklu isimler için "basın özgürlüğü ihlal ediliyor" diye figan ediyorlar. Yazık... Taraf ve mesleğe yönelik başka bir çifte standart örneğini de Taraf muhabiri Mehmet Baransu'nun şahsına yönelik yasa dışı dinleme ve fiziki takipte görüyoruz. Baransu da, Jandarma'nın kendisini sahte "kod" isimle dinlettirdiğini ispat etmiş ve dava açmıştı. Jandarma, 'PKK'lı Serdar Kod isimli Şükrü Özkan'a ait olan IMEI numarasını dinleyeceğiz' diyerek, Baransu'ya ait telefon numarası için dinleme kararı aldırmış. Dinlemek vazifesi ise PKK itirafçısı Abdülkadir Karataş'a verilmiş. İnanması güç ama hepsi doğru, mahkeme onayladı ve ilgililerine de ceza verdi. Terör örgütü ya da darbe sanıklarını "gazeteci" diye savunanların, telekulak ve özel hayat hassasiyetiyle yazılar yazanların Baransu'nun bu olayını hiç andıklarını gördünüz mü? Baransu'ya fiziki takip yasal mı? Baransu, önceki gün kendisine yönelik yeni bir skandalı daha ortaya çıkardı. Meğer MİT kendisini fiziki takibe aldırmış. Muhtemelen Uludere skandalında MİT'in rolüne ilişkin yazıları ve ortaya çıkardığı belgeler bunda etkili olmuştur. Tarih mi? 8 Şubat 2012... Anlaşılan yasalar sadece sivil vatandaşların devlete itaatini sağlamak için var. Güç sahibi kamu kurumlarının faaliyetleri "yasaların dışında" kalıyor. MİT, koruma altındaki bir gazeteciyi neden takip eder? Yasal bir dayanağı var mıdır? Baransu dün Twitter'dan çığlık atıyordu. Kendisini takip eden iki MİT mensubunun üzerinde çıkan ses ve görüntü kayıt cihazlarının "temiz" olanlarla değiştirilmeye çalışıldığını, avukatıyla girişimde bulunduklarını kaydediyordu. Burada iş basın özgürlüğünü de aşmış, yaşam hakkı sınırlarına girmiş gözüküyor. Taraf'ın başına gelenler her açıdan samimiyet testi adına tam bir "turnusol kağıdı" gibi... Tabii anlayana! MİT yöneticileri keşke aklansaydı KCK Önderlik Komitesi'ne yönelik baskınlar ve Diyarbakır BDP İl Başkanlığı'nda ele geçirildiği belirtilen belgeler çok vahim. Bunların istihbarat toplama "maksadını aşan istihbarat faaliyetleri" oldukları iddia ediliyor. Bunları görmezden gelmek, yok saymak mümkün değil. "PKK'yı MİT kurdurdu" diye dillerde pelesenk olan ifadeler gibi "KCK'yı da MİT kurdurdu" imajının akıllarda yer etmesi, kuruma zarar veren bir husus. Keşke MİT yöneticileri gidip ifade verseler ve bu iddiaların ne kadar saçma olduğunu ortaya koysalardı. Yargıdan kaçmak, restleşmek, sadece kendilerine pozisyon kaybettiriyor. Hakeza, siyasileri kamuoyunda zora sokuyor. Generaller, emniyet müdür yardımcıları ifade veriyor, aklanıyor ya da yargılanıyorsa, MİT'in "Ben dokunulmazım" tezinin arkasına gizlenmesi abes. Diğer bürokratları hükümet atamadı mı? Onlar yetkilerini aştılar ve görevlerini suistimal ettilerse, atamayı yapan hükümete ne? Aynı durum MİT yöneticileri için de geçerli. Hükümet, onlara "Suç işleyin" demedi ya. Terörü bitirme girişimleri başka, teröriste eylem talimatı taşımak başka şey... KCK içinde kilit konumlara sızarak istihbarat toplama ve eylemleri önlemek başka, eylemlerin içerisinde yer almak başka şey. Birileri şimdi "Soruşturma hükümete uzanır" diye manipülasyon yaparak, yargı süreçlerinin önünü tıkamak istiyor. Emniyet veya TSK yöneticileri görevlerini aşınca hükümet sorumlu olmadığı gibi MİT yöneticileri de suç işlediyse bu ancak onları bağlar. Bu aşamada bir "Koruma Kanunu" çıkarılması ise faturanın siyasilere dönmesine neden olur. Hakeza şu an ifade vermemenin suç olduğu da ortaya çıkar. Umarım siyaset bu tuzağa düşmez. Kaldı ki uyuşturucu, terör, anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs, organize suçlar neden izne tabi olsun? Bu onların görevleri değil ki... Yapılacak en iyi şey, MİT yöneticilerinin aklanmasına fırsat vermek ve iddiaların ne kadar boş olduğunu ortaya koymaktır. Unutmayalım ki, aksi iddiaların gerçek gibi algılanmasına neden olur...

YAZARIN SON YAZILARI