3 asırlık uykundan uyanma vakti...

İsyana alıştırılmış tüm milletler adına afv ya Rabbi. 3 asırdır süründük… Kendimizi değiştirdik… Başımız belalardan kurtulamadı yine de biz uyanamadık. Muhtaç olduğumuz çözüm hemen dibimizde kimi zaman baş ucumuzda idi ama biz farkedemedik. 3 asırdır süründük ama bir türlü uyanamadık. Kur’an-ı bunların elinden almalıyız diyenler önce bize isyan kültürünü yerleştirdiler. Önce sınırları korumakla görevli Resnelileri çıkardılar dağlara. Herşey tarumar olunca onlardan vicdanlı olanlar o koca sultandan istimdat eyledi… Sultan Abdulhamit’ten istimdat… Nerdesin şevketlim, sultan Hamid han? Feryâdım varır mı bârigâhına? Ölüm uykusundan bir lâhza uyan, Şu nankör milletin bak günâhına. Târihler ismini andığı zaman, Sana hak verecek, ey koca sultan; Bizdik utanmadan iftira atan, Asrın en siyâsî padişâhına. Dr. Rıza Nur Tevfik Sonra o mübarek milletin genleri ile oynandı. Sonra herkes bizim gibi olunacak dendi. Ümmet şuru yerine menfi milliyetçilikler öne çıkarıldı ve koca bir imparatorluğu yerle bir ettiler. Camiler cemaatsiz kaldı, minberler hatipsiz. Umar mıydık… Ama gaflet bizi bir kere esir etmişti. Dertli sine şöyle diyordu; Umarmıydın "Odama girdim; kapıyı kapadım; ağlamaya başladım: O gün akşama kadar İslam'ın garibliğine, müslümanların inhitâtına ağladım, ağladım... " Görünmez âşinâ bir çehre olsun rehgüzârında; Ne gurbettir çöken İslâm'a İslâm'ın diyârında? Umar mıydın ki: Ma'betler, ibâdetler yetîm olsun? Ezanlar arkasından ağlasın bir nesl-i me'yûsun? Umar mıydın: Cemâ'at bekleyip durdukça minberler, Dikilmiş dört direk görsün, serilmiş bir yığın mermer? Umar mıydın: Tavanlar yerde yatsın, rahneden bîtâb? Eşiklerden yosun bitsin, örümcek bağlasın mihrâb? Umar mıydın: O, taş taş devrilen, bünyân-ı mersûsun, Şu vîran kubbelerden böyle son feryâdı dem tutsun? Mehmet Akif Ersoy Plan büyüktü dünya sevgisi ile gaflete dalan bizler oyunu okuyamadık. Şeytan en derin silahlarından birini kullandı; o da menfi milliyetçilikti. Farklılıklarımız bizim zenginlimizken şimdi onlar bizim kavga sebebimiz oldu. Hak gitti yerini tarafgirlik aldı. Hak’kın hatırı ali iken başka şeyler değerli kılındı. Buna müteakkib yıkılışlar yıkılışları takib etti. Herkeste bir karamsarlık. O günlerde karanlığı yırtan bir ses duyuldu. “Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sakitane Nurun sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temaşa eden Said'ler, Hamza'lar, Ömer'ler, Osman'lar, Tahir'ler, Yûsuf'lar, Ahmed'ler, vesaireler!.. Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, "Sadakte" deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennetasa bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt'asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezar taşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan henienlekum sadasını işiteceksiniz...”. Tarihçe-i Hayat Tuna boylarından gelen Süleyman Hilmi Tunahanlar, Mehmet Zahid Kotkular, Esad Efendiler, Mahmut Efendiler ve niceleri… El ele tutuştular ve insanlığın ve islamın son karakolunu tekrar kurtarmak için hareket geçtiler. Sinesi ve gözyaşlı insan “Nerdesin?” diye haykırdı. “Nerdesin, yıllarca hasretini çektiğimiz kahraman? Nerdesin, hayâllerimizin güvercini, rüyâlarımızın üveyki? Nerdesin 'ba'su ba'del-mevt' imizin müjdecisi? Izdırab dolu günlerimizde, uykusuz geçen gecelerimizde hep yolunu bekleyip durduk. Ufkumuzda beliren her karaltıya, 'bu O'dur' deyip, 'seniye-i vedâ' türküleriyle yollara döküldük. Guruplara kadar beklediğimiz nice günler vardır ki; kolumuz, kanadımız kırık evlerimize dönerken, zambaktan hülyalarımızla teselli olup durduk. Her yeni gün, bizim için tasa ve kederden esintilerle gelip ruhumuzu ezerken, düşmanlarımız esirdikçe esiriyor ve ortalığı şamataya boğuyorlardı; gelmeyecek Mesih soluklu, Heraklit pazulu diye...” Ve sonra sözlerine şunu ekliyordu… Ey tatlı rüyaların sevimli kahramanı! Riyânın, şöhretin, mansıbın aydın ümitlerimize zift sürmek istediği şu kara günlerde, ağzının diriltici iksirine muhtaç gönülleri daha fazla bekletme...! M. Fethullah Gülen- Sızıntı, Mart 1981, Cilt 3, Sayı 26 Şimdilerde "Nerdesin?" sorusuna sevgi soluklu milyonlarca nefes burdayız dedi. İnsanlık tekrar son karakolun gönül elçileriyle dirilişe geçti. Şimdilerde son bir badire kaldı. İsyan kültürüne alıştırılmaya çalışılan mübarek Türk ve Kürt milleti yeni bir dünyanın kapısını beraber açıyor. Tıpkı Malazgirt’te Sultan Alparslan’ın ordusuna yardıma koşan Kürt Mervani devletinin askerleri gibi. Oynanan oyunu görmemiz lazım artık. Üstad Bediüzzaman’ın belirttiği gibi o gizli komite kanlı planlarıyla bizi tekrar zincirlemeye çalışıyor 3 asırlık planı sonlandırmak için dünya görüşümüz ne olursa olsun dur demek zorundayız. Bu oyunu planlıyanlar hep kan içirdiler. Afrika’da, Asya’da Ruanda’da, Uganda’da, Mısır’da, Kamboçya’da, Bosna Hersek’te ve Filistin’de, Suriye’de ve bir çok yerde. Artık uyanma vakti geldi. Çünkü insanlığın ikinci bir dirilişinin bahar esintiler duyuluyor. Allah aşkına ruhlarımız bu kadar mı ölü ve kalplerimiz bu kadar mı kötü ki bu bahar esintisini duymuyoruz. Türkiye’nin aydınlık yarınlarını zincirlemeye çalışan bedbahtların –inşallah- bu oyun bozuldu, bu selin önünde duramayacak ve siz şeytani planlarınızın altında boğulacaksınız. Yeter ey insanlık, uyan artık kanlı seylaplardan. İnsanlığın gönlünde yosun tutmuş mihrapları kaldırmak, bencilliğin yerini sevgiye bırakmak için kardeşlik için bir daha da kalkalım ve yürüyelim aydınlık yarınlara.

YAZARIN SON YAZILARI