Çiçek Bahçesi

Erkan Çıplak

Erkan Çıplak

12 Oca 2020 12:12
  • Devr-i Osmanlı'da bir mahalleye yeni bir aile taşındığı zaman nasıl insanlar oldukları bilinmediğinden, selamlaşma haricinde pek fazla iletişim kurulmazmış. Fakat çaktırmadan gözetim altında tutulur ve iki kritere bakılırmış. Birincisi, aile çiçek bakıyor mu, İkincisi evcil hayvanı var mı, hayvanlara nasıl davranıyor? Eğer çiçek bakıyorsa sevgi dolu bir kalbe, evcil hayvanı varsa sorumluluk sahibi, merhametli birileri olduğuna kanaat getirilir ve muhabbet başlarmış.       
     
    Bu yüzden eşimle yeni tanıştığımda en sevdiğim özelliği çiçekleri çok sevmesiydi. Fakat gönlünü kazanmak ve en sevdiği çiçeği bulmak için aylarca türlü çiçekler almıştım. Üsküdar’daki çiçekçilerin çoğu beni tanıyordu artık. Fakat en sevdiği çiçeğin karanfil olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Medyanın da etkisi olsa gerek ben karanfilin cenaze töreni ve anmalarda kullanılan bir çiçek olduğunu sanıyordum. Çiçek işi tamamdı, hayvanları da çok seviyordu, bir tektaşı hak etmişti :) Çok şükür 15 yıldır evimizden çiçek ve hayvan eksik olmuyor.  
     
    Esasında bizim çiçekle maceramız eşimin çeyizlerinin arasındaki  hanımeli fidanı ile başladı. Meğer onu da çok severmiş.  Ben “bu bahçe bitkisi saksıda olmaz” diye anlatırken, o çoktan yerini bulmuştu bile. Balkon küçük olduğundan daha fazlasına alamayacağı için üzülüyordu. Bir yıl sonra Allah bize büyük terası olan bir ev nasip etti. Akabinde ne olduğunu herkes tahmin etmiştir. Eşim asansörü olmayan beşinci kattaki eve bir tarlaya yetecek kadar toprak taşıtmakta başladı işe. Kardeşim ve ben günlerce bir yerlerde tünel kazıyormuş gibi toprak taşıdık. Sonrasında ise karanfil başta olmak üzere envai çeşit  çiçek, süs bitkisi, sebze ve sarmaşıklar terasta yerlerini aldı.Yanlış hatırlamıyorsam çam ağaçlarının ve zakkumun hemen yanında siyah üzüm bile vardı. Yaseminler duvarlara sarmaya başladı, demirbaş hanımelimiz yerini pek sevdi,salonun penceresinin üstüne doğru uzayıp gitti. Domatesler, biberler, salatalıklar eve gelen misafirlere ikram edilmeye başlandı. Hatta bir ara karpuz yetiştirmeyi bile denedi. Eşim çiçeklerini çok severdi, her sabah onlarla konuşarak bakımlarını yapardı. Hepsi de kızdı nedense, ben de hepsinin babasıydım. : ) Çünkü eşim 'babası kızlarım susamış, kovayı doldur getir’ derdi. Rengarenk saksıların içinde, bütün terası kaplayan bir botanik bahçesi vardı artık. Çok uzaktan bile bahçemize bakmaya gelen ziyaretçiler olurdu, ben de bilet kesmeye ne zaman başlıyoruz diye şakalar yapardım. 
     
    Fakat hüzünlü bir eylül gününde yanımıza sadece birer valiz alarak evimizle, sevdiklerimizle ve çiçeklerimizle vedalaşıp uzak diyarlara gitmek zorunda kaldık. Eşimin çiçekleri ile tek tek koklayarak ve konuşarak vedalaşması ve geri dönüp uzun uzun bakmasını unutmam mümkün değil. Yabancı ülkedeki yeni evimizin de çok büyük bir terası vardı ama bir tane bile çiçek yoktu.  Çirkin ve sevimsiz görünüyordu.Eşim sadece temizlemek için çıkardı, çok vakit geçirmezdi terasta. Birkaç gün sonra temizlik yaparken heyecanla beni çağırdı. Meğer terasın tenha bir köşesinde tohumunu rüzgarın getirtiği bir ot bulmuş.  O zavallı da giderin orada hayata tutunmaya çalışıyordu. Eşim günlerce ona baktı, ama mevsim sonbahar olduğu için bitkimiz çok yaşamadı. Birkaç gün sonra yerli bir arkadaşımız bir geleneği yaşatmak için poşet içinde iki şifalı bitki fidanı verdi. Ben onları eve getirdim, eşim çok mutlu oldu. Su bidonlarını keserek saksı yapıp terasa koyduk. Ama eşim teras dolusu çiçeğe alışıktı ve ona yetmedi bu çiçek açmayan bitkiler. O çiçekleri koklayarak nefes alan bir kadındı, çiçek olmayan evde nefes alamıyordu sanki. Aklıma bir fikir geldi , yanından geçtiğim cafelerin tohuma durmuş çiçeklerinden getirmeye başladım, tabi pikniğe gittiğimizde toprak getirmeye de :) Eşim onları ekmeye ve beklemeye başladı. Aylar sonra top kadifeler başta olmak üzere bir saksı karanfilin de olduğu dünyanın en güzel topluluğu neredeyse terasın tamamını kaplamış, rengarenk boy gösteriyordu. Fakat eşim yine boş durmuyor çeşit artırmak için gayret sarf ediyordu. Pikniğe gittiğimiz  bir gün dağ çileği fidanı bile getirmiştik terasa.Fakat o bitki dağ çileği değil, şımarık bir sarmaşık çıktı : ) Hakkına girdik diye diğer hafta götürüp ormana tekrar dikmiştik.  
     
    İstanbul'daki kadar olmasa da  eşim terasta vakit geçiriyor,  çiçeklerle konuşuyor ve misafirlerini orada ağırlıyordu. İmtihanın sırrından olsa gerek problem bir komşu yüzünden bir süre sonra o evden taşınmak zorunda kaldık. Eşyalardan sonra çiçekleri taşımak günler almıştı. Çiçeklerimizle birlikte yeni evimizde de güzel günlerimiz oldu, balkonumuzda her gün kuşları ve kelebekleri misafir ettik. Yeni ev görmeye gelen arkadaşlarımız balkonumuzdan tanırdı bizim evi.Çünkü 13 katlı ve 50 daireli binada tek çiçekli balkon bizimkiydi.Fakat türlü sebeplerden ötürü yine başa dönmek zorunda kaldık. Yine sadece valizlerimizi alarak yollara düştük. İkinci kez sevdiklerimizden ve çiçeklerimizden ayrıldık. Çok şükür ki bu sefer gözümüz arkada kalmamıştı, çünkü çiçeklerimizi iyi bakma ve ara sıra fotoğraf atma karşılığında bir arkadaşımıza hediye etmiştik.
     
    Yeni ülkemizde ilk aşamada yaşayacağımız evleri biz seçemiyorduk, geçici deniyordu ama biz o evde yaşıyorduk. Evin eve benzemesi ve eşimin onu benimsemesi için çiçek olmalıydı. Fakat o günler bütçemiz çok sınırlı olduğundan çiçek alamıyorduk. Bir sure sonra eşim bir çözüm buldu, bağ maydanoz yerine mini saksıda canlı maydanozları almaya başladı eve, hatta yanına arkadaş reyhan da almıştı. Onun derdi evde yaşayan bir bitki yetiştirmekti. Ancak o zaman mutlu oluyor ve nefes alıyordu. Fakat maydanoz birkaç günde kuruyor ama reyhan daha dayanıklıydı. Hiç çiçeğimiz olmadan sebzelerde 6 ay idare ettik. Ama çok şükür sonunda kendi seçebildiğimiz evimize taşındık. Eşimin iki isteği vardı, mutfağı geniş olsun ve çiçek ekeceği küçük de olsa bir bahçesi olsun. Mutfağımız küçük ama eşimi mutlu edecek kadar bahçemiz var. Fakat öncelikle eşya almamız gerektiğinden çiçek konusunu hiç konuşmadık. Günler geçiyordu ve bazı eşyalar için zamana ihtiyacımız vardı. Yine bir eşya arayışı için alışverişe çıktığımızda bütçemize fazla geldiğinden elzem olanları alamadık. Bu durumun verdiği stresle kasaya doğru sessizce yürürken eşim birden gülümsedi,çünkü nota gereği çiçek reyonuna gelmiştik . Eşim çiçekler arasında bayram çocuğu gibi mutluydu. Ona bir orkide alacağımı söyledim.Dakikalarca seçim yaptı,çünkü bu yeni evindeki ilk çiçeği olacaktı. Beyaz orkidesini eve kadar kucağında taşıdı ve pencerenin en güzel köşesinde yerini buldu. Şimdi her sabah benden çok onunla konuşuyor, güneş alması için gün içinde sürekli yerini değiştiriyor. Ne tevakfuktur ki o da kız :) Henüz koltuğumuz  yok, masa ve sandalyelerimiz de, günlerdir yerde oturuyor, hatta öğrenci hayatı gibi yerde yemek yiyoruz ama hiç problem etmiyoruz. Bir çiçeğimiz var, eşimin yüzü gülüyor. O bize umut olacak ve sabredip şükrettiğimizde daha önce olduğu gibi evimiz çiçek bahçesine dönecek. 
     
    Ve bu hasletler eşime ait hasletler değil sadece, dünyanın dört bir yanına savrulmuş insanlar da evlerini çiçek bahçesine çevirmiş durumda. Ve insan sormadan edemiyor, çiçeklerle bu denli münasebeti olan, yaşadığı yeri çiçek bahçesine çeviren, geride bıraktığı çiçekler için göz yaşı döken bu hanımlar ve niceleri terörist olabilir mi? Teröristin çiçekle, sevgiyle, gönül kazanmakla işi olur mu?Terörist sevgi tohumları ekmek için dünyanın öbür ucuna gider mi? Eksilerdeki soğuklara veya bunaltıcı sıcaklara katlanır mı? Terörist savaşların bazen de iç karışıklıkların olduğu ülkelerde kelle koltukta yaşar mı? Tabi ki hayır, bizden bahçıvan çıkar, öğretmen çıkar, mühendis , doktor, gazeteci, televizyoncu çıkar, gönlü zengin iş adamı ve esnaf çıkar , fedakar ev hanımları çıkar ama asla terörist çıkmaz. Çünkü teröristin dünyayı  huzurlu bir çiçek bahçesine çevirmek gibi bir derdi ve davası yoktur. Devri Osmanlı gibi yeni taşındığımız her yerde komşularımız balkonlarımıza bakarak bizim nasıl insanlar olduğumuzu görecek ve elbet bir gün dünya çiçek bahçesine dönecek. Selam olsun 170 ülkedeki bahçivanlara ve onlara maddi ve manevi destek olan güzel insanlara…

    12 Oca 2020 12:12
    YAZARIN SON YAZILARI