image
FATİH AKALAN SAMANYOLU HABER 21 Şub 2012 18:21

Oyun tutarsa sıra AK Parti'de!

Kralların yüksek tepelerden izlediği savaşlarda önce piyade safları vuruşur. Ardından okçuların desteğiyle atlı süvariler sahneye çıkar. Dörtnala at sürerler düşman üstüne. O sırada hatlar karışır. Yan yana dövüşenlerin hangi tarafta olduğu anlaşılamaz bazen. Ama yine de savaşçılar bilirler kimi öldüreceklerini. Krallar izlemeye devam ederler uzaktan. Boş durmazlar. Yeni kuvvetler sürerler cepheye. Savaşın seyri bir süre sonra netleşmeye başlar. Kazanan kral son darbeyi indirmek için hamle üstüne hamle yaparken kaybeden kral son kozunu oynar. Düşman yaklaşmış ölüm artık bir ok mesafesindedir. Arada ne piyadeler ne süvariler kalmıştır kendini savunacak. Müstakbel mağlup kral için on yıllar boyu büyük bir gizlilikle düşman kralın yanına yerleştirdiği adamlarını ve önceden anlaştığı karşı cephedeki bazı beylikleri devreye sokma vaktidir artık. Kazanabilecek midir? Kim bilir. Ama yine de oynanacaktır bu kanlı oyun. Sızma kuvvetler için boru çalar. Harekete geçerler. Kaybeden kralın en seçme askerlerinden bazılarını feda etme sebebi bellidir. Amaç düşman saflarında bir anlık dağınıklık meydana getirmek ve orduyu tekrar toparlayabilmektir. Silahlar savaşçılar değişse de krallar yüzyıllardır temelde hep aynı taktikle savaşıyor.

Türkiye’nin derin ve hukuk dışı yapılarla mücadelesini anlamak için yaşananlara bir meydan muharebesi olarak bakmak gerekiyor. Bir tarafta demokrasi mücadelesi veren idealistler öbür yanda statükonun devamı adına güç birliği etmiş yapılar var. Artık son kozlar oynanıyor. Ümraniye’de bir gecekonduda bulunan el bombaları ve bir astsubayın tutuklanmasıyla başlayan süreçte gladyonun ana gövdesi çatırdıyor.

3 yıldır devam eden Ergenekon sürecinde çok ibretlik amaç birliktelikleri ortaya çıktı. Doğu Perinçek ve Sedat Peker’in aynı davanın sanığı olması dikkate değer diye düşünüyorum. TSK mensubu bazı subayların PKK’lı teröristlerden “bizimkiler” diye söz etmeleri de kimlerin kimlerle beraber yürüyebileceklerine dair ufuk açtı. Ancak bütün bu gördüklerimiz kaybeden kralın yanında saf tutanların deşifre olmasından ibaretti. Buna rağmen itiraf etmek gerekir ki bazı operasyonlar ortaya konan delillere rağmen toplumda ciddi gelgitler yaşanmasına ve Ergenekon Davası’nın sorgulanmasına yol açtı. Toplumun kabullenmekte zorlandığına şahit olduk. Kamuoyu ilerleyen süreçte Yeraltından fışkıran cephaneler, Kafes’ler, Balyoz’lar, “karakol baskınları” ve “heron ihanetleri” ise Ergenekon’un bir efsane olmadığı gerçeğiyle yüzleşti. Derin yapının varlığı kesin bir kanaat artık. Artık kaybedenler ne söylerse söylesin kimse inanmıyor. İnanması da mümkün görünmüyor. Referandum bunun ispatı. Toplum Ergenekon’u değil “değişimi” tercih etti. Peki bitti mi? Ergenekon pes mi etti? Hayır.

Yeni bir gerçekle karşı karşıyayız. Derin yapının bütün ihtimalleri hesap edip savaşı kazanan kralın yanında bazı güçleriyle pozisyon aldığı ortaya çıkıyor. Aksini düşünmek büyük hata olur. Gladyo birlikleri geri çekiliyor. Derin devletin kralları Silivri’ye bir adım mesafede. Bunu en iyi kendileri biliyorlar. Ve bu sebeple savaşı devam ettirmeye kararlılar. Çünkü ölümüne oynanan bir oyun bu. Tek ümit kazanan kralın hemen yanı başında duran sızma kuvvetler ve önceden el sıkışılan beylikler. Hanefi Avcı’nın yazdığı kitap ve yaptığı açıklamaları böyle okuyorum. Hanefi Avcı bir işaret fişeği. Ve maalesef devamı gelecek diye düşünüyorum. Susurluk’taki tavrıyla dikkat çeken Hanefi Avcı’nın kendini inkar edercesine “cemaati” daha doğrusu Ergenekon Davası’nı hedef almasını böyle değerlendiriyorum. Yrd. Doç. Dr. Önder Aytaç’ın (Avcı’ya kitabını ithaf edecek kadar onu seven bir kişi) “Hanefi Avcı derin devlet tarafından uyandırılmış bir hücre gibi görünüyor” demesi önemli. Bir başka önemli noktaysa Avcı’nın bir istihbaratçı olması. Bir istihbaratçının en önemli görevinin “bir şeyci” gibi görünerek bir yere sızmak olduğunu hatırda tutmak gerekiyor. Yıllardır cemaati polis teşkilatın ele geçirmekle suçlayan derin yapının “F Tipi Polis”in içine kendi adamlarını yerleştirmiş olması da kuvvetle muhtemel. Hanefi Avcı, “sızma kuvvetler”den mi yoksa Devrimci Karargah dinlemesine takılan bir ismin söylediği gibi “yola getirilen” bir polis şefi mi şu anda kesin olarak ortaya koymak zor. Ama takındığı tavır ve yazdığı kitabın Ergenekon’a hizmet ettiği yadsınamaz. Ortada gönüllü ya da gönülsüz Ergenekon’la el sıkışma hali var.

Hanefi Avcı’nın “cemaat devleti ele geçirdi” söylemi ve kimliği önemli. Avcı, özellikle seçilmiş bir isim duruyor. Eskişehir eski emniyet müdürü darbe soruşturmalarını yürüten savcı ve polislerin ana gövdesini oluşturan “muhafazakar demokrat ve dürüst” kamu görevlisi profiline sahip. Hatta kimilerine göre “Fethullahçı.” Tehdit noktası da tam burası. Avcı, bu haliyle “Brütüs” rolünü oynuyor. Yani Hanefi Avcı’yı sahneye sürenler ya da onun zaaflarından yararlananlar bu noktayı çok iyi bildikleri için “Cemaat içinden bir polis Ergenekon Davası’ndaki haksızlıklara dayanamadı” kampanyası yürütüyorlar. Yani Ergenekon’un içi boş diyemeyenler “cemaat işi çığırından çıkardı” demeye getiriyor. Yeni operasyonların önü kesilmeye çalışılıyor.

Kitapta Avcı operasyonun şifreleri de var. Hanefi Avcı, “Yasa dışılıklar var” diyerek kendiyle aynı profile sahip Ergenekon operasyonlarını yapan polis ve savcıları hedef alıyor. Tasfiye edilmelerini istiyor. Avcı’nın her adımı projenin parçası. Savcıya ifade vermeyerek savcıyı “Fethullahçı” ilan ediyor. Tutukluluğa itiraz etmeyerek “cemaati hedef alanların adresi Silivri’dir” diyor. Yasak aşk savunmasıyla Ergenekon’un en önemli ikna araçlarından “kaset şantajını” şüpheli kılıyor. “Cemaat aslında çok iyi ama yargıdaki emniyetteki ve bürokrasideki adamları kanun tanımıyor” diyerek sureti haktan görünüp kelle istiyor.

Ak Parti hükümetini Avcı operasyonun dışında tutamayız. Kitapta cemaatle ilgili suçlamalar 2003’le başlıyor. Yani Ak Parti’nin iktidara geldiği dönem. Haliyle hükümet de kara propagandadan payına düşeni alıyor. "Cemaate teslim olmuş bir Türkiye" iddiası siyasal iktidarın da sonu anlamına geliyor. Ergenekoncular hükümeti ve kamuoyunu birinci şıkka ikna edebilirse sıra ikinciye yani Ak Parti’ye gelecek. Peki Avcı projesi başarılı olacak mı?

Kaybeden kralın yanındaki birkaç adamla dörtnala kaçtıklarını görür gibiyim...

Not: Bu yazı 4 Ekim 2010'da yine bu köşede yayımlanmıştı.

twitter.com/fatihakalan

Türkçe Olimpiyatları

GÜNÜN KARİKATÜRÜ