Kapağın altındaki gazetecilik

GÜLTEKİN AVCI
Yayınlanma Perşembe, 9 Şubat 2012
Paylaş
X Post
Bu konuya bir kez daha temas etme ihtiyacı duydum.
Bizimkiler basın özgürlüğünü, gerektiğinde türlü suçları işleyebilme özgürlüğü olarak kabul ettirme derdindeler.
Darbe ve terörü gazeteciliğin içine saklamayı meslek edinenler, tırmalamaya devam ediyor.
Işık Koşaner'in dediği gibi hep böyle gidecek zannettiler.
"Gazeteciyim her haltı yerim, darbeye de göz kırparım, KCK'ya da kalem satarım" dönemi bitti beyler!
Bundan böyle adam gibi gazetecilik yapmanız gerekecek.
Yıllar sonra savcılar üstünde "gazeteci" yazan kapağı kaldırınca, içeride gazetecilikten başka her pisliği gördüler.
Sonra o sahte kapağın üstüne, adam gibi gazeteciliği himaye eden legal kapağı koyunca bizimkiler nefessiz kaldı.
Terörizm ve darbenin eli kalemli neferleri, savcıların üstlerine kapattıkları legal kapağı kımıldatabilmek için istikrarlı propagandaya devam ediyorlar.
Gazeteciler yazılarından veya yayınlanmamış kitaplarından bile tutuklanıyormuş, basın özgürlüğü yokmuş falan...
Bu zamana kadar gazeteciliği, karanlık efendilerinin verdiği talimatları kalemle ifa etme sanatı olarak görenler, şimdilerde Ergenekon ve KCK'nın verdiği görevleri kotaramadıkları için sızlanıyorlar.
M. Kemal'in şu sözü Kemalist/ulusalcı gazeteciler için önemli olsa gerektir:
"Memlekette kalem özgürlüğünün de demokrat bir idareye lâyık ağırbaşlılıkla kullanılmakta daha dikkatli bulunulacağını umarım. Özgürlüğü kötüye kullanmanın sebep olduğu birçok felâketleri çekmiş olan bu memlekette, bu dikkate özellikle gerek olduğu inancındayım."
"Gazetelere gelince: Onlar, mevcut kanunlar dairesinde hürdür. Kanunun haricine çıkarlarsa kanunî sorumluluğa maruz kalırlar."
Basın faaliyeti mevcut kanunlara uygun olarak yürütülmek zorundadır diyen Atatürk.
Bir terör örgütü veya darbe ekibi için kalemiyle görev alan kişileri soruşturan ve yargılayanlar da bu ülkenin savcı ve mahkemeleri.
Darbecilerin de, PKK'nın da diline pelesenk ettiği hususlardan birisi "medya olmadan başarılı olamayız" ifadesidir.
Doğrudur da bu inançları.
İşte bu sebeple hiçbir demokratik dünya ülkesi, terörün medyadan bu beklentisine geçit vermemiş, buna basın özgürlüğünün bittiği yer demiştir.
Terörün (darbenin) medyayı kullanması veya medyanın teröre angaje olması Batı'da basın ve ifade özgürlüğü içinde kabul edilmiyor.
1976'da Handyside kararı bunu tescillemiş.
Balbay gazetecilikten değil, Ergenekon'un üst düzey askeri yöneticileriyle üst düzey sivil yöneticileri arasında irtibat sağlamaktan yargılanıyor.
Ergenekon diye kanıtlanmış bir terör örgütü yok mu diyorsunuz?
Terör örgütleri böyle kanıtlanıyor ya işte.
İlk önce eylemleri ortaya çıkıyor. Sonra da örgütün bağlantıları ve üyeleri.
Her terör örgütü kamuoyunca bilinmezken, yaptıkları eylemlerin veya eylem teşebbüslerinin soruşturulmasıyla yargının tezgâhından geçer.
Yoksa eylemiyle yeni ortaya çıkan bir terör örgütü, adı bilinmiyor veya kamuoyunda tanınmıyor diye göz ardı edilmez.
"Biz böyle bir örgüt duymadık" diye oturup siyaset ve polemik yapamazsınız.
Nedim Şener ve Ahmet Şık da bu mantık çerçevesinde yargılanıyor.
İyi anlaşılması için şöyle canlandıralım.
3 kişi bir kişinin öldürülmesini kararlaştırır. (Suç örgütü)
Hâkim olan B'ye öldürülecek kişinin her gün kullandığı güzergâhı araştırmasını söylerler.
Ressam olan C'ye yakalanmamak ve ipucu bırakmamak için gözetleme yapmasını, kokainman olan D'ye öldürmesini, heykeltıraş olan E'ye tetikçi D'yi ve silahı saklamasını, gazeteci olan G'ye de dikkatlerin kendilerine yönelmemesi için manipülatif yayın yapmasını, savcılar kendilerine yöneldiğinde işi sulandırmalarını ve alaya almalarını...
Burada herkes suçludur ve örgüt üyesidir. Suçtaki sorumluluk derecelerine göre cezalandırılırlar.
Ne hâkim dokunulmazlığı ne de sanatın yüceliği para eder.
Böyle bir olayda örgütten aldığı talimatla gazetecilik yaptığını zanneden G, "ben gazeteciyim, hani basın özgürlüğü" diye bağırırsa kargaları bile güldürür.
İşte bu senaryo, adam öldürmeden daha ağır cezayı gerektiren darbe ve KCK soruşturmasında da aynen geçerlidir.
Anlattığım olayda kaç kişinin elinde silah var? Sadece tetikçi D'nin.
Peki diğerlerini ellerinde silah yok diye sanat ve basının kutsiyeti uğruna serbest mi bırakacağız?
Biraz daha ciddiye alınacak şeyler söyleseler de tartışsak..
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

CHP'de kurultay satrancı: 'Kurultay' dedi! Tarih v...

Uyuşturucu operasyonu yapılan 7 ünlünün test sonuç...

'Hurdaya çıkardılar!' Ekrem İmamoğlu: “Yargıyı bi...

CHP’nin sosyal medya hesabı el değiştirdi!

Öcalan: “Demokrasinin kolayca inkar edildiği bir ü...


