İnsan insanın kurdu mudur?

Halit Emre Yaman

Halit Emre Yaman

25 Şub 2019 17:37
  • İnsanın hayatını bazen en yakınındaki, bazen de yeni tanıştığı biri zehir edebilir. Türkiye’de yaşıyorsanız, hiç görmediğiniz ve tanımadığınız biri de buna sebep olabilir. 

    Thomas Hobbes “İnsan, insanın kurdudur (Homo homini lupus)” derken ne kadar da haklıdır. Maddi kazançlar için yaşanan rekabet, kendi güvenliği için başkalarına güvensizlik ve şan, şeref, makam elde ederek toplumsal statü kazanma gibi sebepler, insanları birbirinin kurdu yapar.

    Jean Jack Rousseau’ya göre ise insan, özünde iyi ve ahlaklı bir varlıktır; bu yüzden de mutlu olmalıdır. İnsanı mutsuz yapan toplumsal hayattır. Yozlaşmayı başlatan ise mülk sahibi olma isteğidir. Mülk elde edebilmek için rekabet, sonra da onu koruyabilmek için insanlara karşı güvensiz olmak gerekir. 

    Böylesine bencilce bir yaklaşımın olduğu bir toplumda, erdemli yaşamak mümkün değildir. Zaten savaşlar da, insanlar arasındaki ilişkilerden değil, mal ve mülkiyet anlaşmazlıklarından çıkar. 

    Hâli hazırda Anadolu’da yaşayan ve Hizmet Hareketine mensup bir tanıdığı olanların, dillerinden düşürmediği bir söz var: “Siz iyisiniz de, büyükleriniz vatan haini…” Yani, insani ilişkiler açısından kimsenin Hizmet Hareketi mensupları aleyhine söyleyebileceği bir söz yok. 

    “Sen kul hakkına riayet ediyorsun, iyi adamsın ama abileriniz devleti ele geçirmeye çalıştı, kadrolaştı, başkalarına hayat hakkı tanımadı…” Ne kadar çok duymuşsunuzdur bu sözleri… Rousseau’nun düşüncelerini teyit eden sözler bunlar. Toplumsal hayatta rol kapma kavgası…

    Kendisi veya bir yakını başarı elde edemeyince, toplum tarafından parmakla gösterilen örnek insan olamayınca, Hizmet kurumları (okul, gazete, televizyon…) ile rekabet edemeyince, işini doğru yapanların maddi ve manevi zenginleştiğini görünce bazılarının kurtluğu ortaya çıkıyor işte… Kıskançlık, haset, rekabet edememe vs. vs. Ne derseniz deyin, sonuçta ortada bir düşmanlık var.

    Devlet denen yapı, toplumu oluşturan fertler arasında eşitlik, adalet ve özgürlük gibi temel hakları sağlamak zorundadır. Bu sağlanmadığı takdirde, fertler kendi içlerinde bunu sağlayacak çözümler bulmaya çalışırlar.

    Ortadoğu’da, ideal devlet yapısı, kısa sürelerle hayat bulmuştur. Genel olarak baktığımızda, idarecilerin halk üzerinde bir tahakkümü söz konusudur. Son yüzyıllarda ise devlet eliyle İslam’a yönelik saldırılar olduğundan dolayı, insanlar din eksenli olarak cemaatler, topluluklar oluşturmuşlardır. 

    İdeal devlete giden yolun, ideal toplum ve ondan önce ideal insandan geçtiği düşüncesinden hareketle, cemaatler insan yetiştirmeyi öncelemişlerdir. Zamanla yaşanan yozlaşmalar sonucunda, ilk günkü hedeflerinden uzaklaşan birçok cemaat olmuştur. Bu yozlaşma bazen devlet eliyle, bazen de basiretsiz yöneticiler eliyle olmuştur. 30-40 yıl önce cemaatlerin başında bulunan insanlar hayırla yâd edilirken, bugünlerde o cemaatlerin başına geçen oğullar, damatlar insan yetiştirmeyi bir kenara bırakıp, müntesiplerini dünyevi güç peşinde koşturmaya başlamışlar.

    Bereketli Anadolu toprakları, şu an üzerinde yaşayan insanları çok rahat bir şekilde besleyebileceği gibi bir o kadarına da ev sahipliği yapabilir. Ne yazık ki bunu sağlayabilecek toplumsal barış ve güvenden uzaktayız. Bir tarafta iktidarını devam ettirmek isteyen zalimler, öbür tarafta ise her türlü algı operasyonuna açık, cahil bırakılmış bir halk…
    Tam da birbirini bulmuş bu iki kesim, hep birlikte ülkeyi bir uçurumun kenarına getirmiş durumdalar. Hem öyle bir getirilme ki bu, Allah’ın sürpriz bir lütfu olmazsa, aşağı düşmek kaçınılmaz artık… Gerek iktidardakilere, gerekse de halka, yıllardır anlatılan şeyler var ama meydana getirilmiş olan tahribat o kadar büyük ki doğru sözlüler yalancı ve hırsız ilan edilirken, hırsızlar baş tacı ediliyor. Güç sahiplerinin zulümlerine “bekâ” kılıfı uydurulurken, mazlumların ayakta kalma mücadelesine “terör” deniyor. 

    Hizmet Hareketi müntesipleri, 15 Temmuzdan sonra, iki dünya savaşı yaşamış Batı toplumları ile daha yakından tanışma imkânı buldu. “Hiçbir şey insan hayatından daha değerli değildir” prensibiyle hareket eden Batılılardan öğreneceğimiz çok şey var.

    Yaşadıkları felaketlerden ders çıkarıp, “Nasıl daha iyi yaşarız?”, “İdeal devlet yapısı ve devlet adamı nasıl olmalıdır?”, “Toplumsal huzur nasıl sağlanır?” sorularına buldukları cevaplarla yetinmeyip, daha da iyisini aramaya devam ediyorlar.
    Aslında Anadolu insanı olarak bizler, Batılıların geldiği noktaya çok daha kısa sürede gelebilecek potansiyele sahibiz; yeter ki özümüze, aslımıza dönelim. Önce insan olalım, ardından da Müslüman… İşte o zaman, şerefle yâd ettiğimiz atalarımıza layık torunlar olabiliriz. 

    Ortak paydalar etrafında buluşmak, farklılıklarımızı zenginlik kabul etmek suretiyle el ele verip, birlik olup ülkemizi sahil-i selamete çıkarabiliriz. Bu suretle “İnsan, insanın kurdudur” sözünün yanlışlığını ortaya koyabiliriz. 

    Bunların olabilmesi için silkinmek, şaha kalkıp parazitlerden kurtulmak ve dörtnala koşmak gerek. Biliyorum, bunların yakın zamanda olması mümkün değil. Hele mevcut iktidarla kesinlikle mümkün değil. Çünkü onlar her şeyi kendilerine yontan, oportünist ve makyavelist bir güruh… Yani önce kurtarıcılardan kurtulmamız gerekiyor.

    Nasıl mı kurtulacağız? Seçimlerle değil elbette… Çünkü hiçbir diktatör seçim sonuçlarıyla iktidarı bırakmamıştır… Zira seçim sonuçlarını oy verenler değil, oyları sayanlar belirler…

    HALİT EMRE YAMAN
    @halitemreyaman2
    25 Şub 2019 17:37
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR