Böyle psikologlar da var

Hastanedeydi aradığımızda. Görüşme için 'Elinden gelen ne varsa yapacak' dedi oğlu. Görüşemezsek bile ziyaretine geldiğimizi biliyordu en azından. Yakalandığı bir hastalıktan dolayı kanını değiştiriyorlarmış ve o esnada da kan değişikliği yapılıyormuş. Yaklaşık yetmiş yaşlarında bir hanımefendinin, o haliyle ziyaretçi kabul edememesinde yadırganacak bir şey yoktu. Allah ömür verirse başka bir zaman tekrar geliriz, düşünceleriyle mahdumu ve yirmi senedir yanında çalışan bir psikologla birlikte geliştirdikleri tedavi usulünün tanıtım videosunu seyretmeye başladık. Bize göre görüşmenin gerçekleşmeyeceği aşikârdı ama onlar zaman zaman "Gelirse bu kısmı kendisi anlatsın" diyerek geçiyorlardı. Bir ara oğlu Amintas'ın telefonu çaldı. Kısa bir konuşmanın ardından yüzünde tebessümler belirdi. Bize dönerek, "Gelmek üzereymiş" dedi. Heyecanlanmıştık. Çünkü bir tarafta 1999 Gölcük depreminden bir ay kadar önce onları Türkiye'ye davet edip ve Zaman Gazetesi'nde görüşmeler yapan büyüklerimizin, "Önemli bir kadın, mutlaka bulmak lazım" ikazları vardı; diğer tarafta da videosunu seyrettiğimiz tedavi usulünün sahibini tanıma merakı. Dikkatimi çeken ilk şey, yüzlerindeki tebessüm ve dillerindeki tatlılıktı. Kısık sesle konuşuyorlardı. Şevkleri ne kadar taşarsa taşsın sesleri yükselmiyordu. İnançlıydılar. İman ile bilimin ayrı dünyalarda ele alınıyor olması ciddi bir zorluk çıkarsa da karşılarına, onlar yılmadan bütün milli ve uluslararası programlara katılıp, yöntemlerini bilimsel ölçüler içinde ortaya koymaya gayret ediyorlardı. Dr Renate Jost de Moraes ile görüştüğümüzde anladık, imanlarının bedeli ödenmiş bir netice olduğunu. Dr. Moraes yirmili yaşlarda ciddi bir inanç krizi yaşamış ve sahil-i selamete çıkmış. Sonra hakikat bir iken insanların neden onu farklı farklı görüp, ifade ettiğine takılmış kafası. Araştırmalar Bergson'un Sezgi'sinden ilham alıp, Sokrates'in soru sorma usulünü inceleyip, yoluna devam ederek neticeye ulaşmış: "Allah dermanını vermediği bir dert yaratmamıştır." Eğer insanlar değişmek istiyorlarsa -ki bu tedavi olmak manasına geliyor- neticeye ulaşılır. Değişme isteği önemli bir esas, inanç ise hızlandıran unsurlardan. İmanı olmayanlar da tedavi oluyor çünkü. Mesele yaratılışla ilgili, iradi tercihlerle değil. "Araştırmalar neticesinde gördük ki," diyor Dr. Moraes, "İnsan, sperm olarak anne karnına düştüğü andan itibaren kendisi ile ilgili her şeyi biliyor." İşte bütün mesele o bilgide. Psikoloğun yaptığı şey doğru ve yerinde sorularla o bilgiyi açığa çıkarmak. Sorularla hastanın derdine sebebiyet veren noktaya ulaşılabilirse, problemin çözüm noktasına da gelinmiş oluyor. Yani ulaşılan nokta, dini dille söylenecek olursa, imam-ı mübin ve kitab-ı mübin gibi her şeyin yazıldığı kitaptan, insanın kendisine ait kısmın bilgisinin bir nüshası da kendisine kaydediliyor. O bilgiye ulaşınca insanlar zan, tahmin ve evhamlarıyla ördüğü ağın kıskacından kurtularak sağlıklarına kavuşuyorlar. Yapılanlar çevrede duyuldukça ilgi uyanmaya başlamış. Psikologlardan bir ekip oluşmuş ve ibadet neşvesiyle çalışmalara hız verilmiş. Binlerce hasta mülakattan geçirilmiş. Neticeler hayır sahiplerinin de ilgisini çekince içinde bulundukları binanın sahibi binasını yapılan hizmetlere vakfetmiş. Oğul Amintas, "Biz de geçimimizi başka yerlerden temin ediyoruz. Buradan para almıyoruz" diyor. Dr Renata, "Bazı hastaların iyileşmesi için annesiyle mülakat yapıyoruz" diyor. Sonra irsi hastalıklarla ilgili bir noktaya temas ediyor: "Bazı hastalıklar çözülmezse kalıtım yoluyla çocuklara geçiyor. Hatta" diyor, "Anne ile mülakat yapıp, hastalığın sebep noktasına ulaştığımızda, 'Eve gidince bizi ara çocukta düzelme var mı?' diyoruz. Anne eve gidince hayretle çocuğun düzeldiğini gördüğünü söylüyor" diyor. Çok ilginç örnekler var. Haftaya onlardan bir ikisini arz ederek, yetmişindeki bir hanımefendinin hasta haliyle bize ayırdığı üç buçuk saatte anlattıklarını kısmen de olsa sizlere ulaştırmak istiyorum. Ayrılırken saat gecenin on bir buçuğuydu. Evine girerken "Buyurun bir çay içelim" dedi ve ekledi: "İzmir'de bizi misafir eden ailenin yüzündeki o ifadeyi hiç unutamadım. Saat 23 uçağıyla İzmir'den ayrılacaktık. Fakat uçağa yetişemedik. Gündüz bizi gezdiren ailenin evine tekrar döndüğümüzde saat gece yarısını geçmişti. Öyle bir sevinç ve coşkuyla bizi evine aldı ki, onu hiç unutmadım."

YAZARIN SON YAZILARI