Sen bize hakkını helal et

Harun Tokak

Harun Tokak

21 Ağu 2022 11:25

  • Ağustos biraz da vedasız ayrılıkların aydır. Muhteşem yaz bile sessizce vedaya hazırlanıyor. Olgunlaşan meyveler, sararan yapraklar bir bir dalından düşüyor. Benimse yadıma Cemal abi düşüyor. 2016’nın ağustos ortasında Osmanlı’nın beyefendi şehzadesi Ömer Faruk Efendi gibi gurbetlerde “ah vatanım!” diye diye toprağa düşen Cemal abi.

    1994 yılında Dedeman Otel’de görkemli bir törenle açılışı yapılan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Hizmet Hareketi’nin bir nevi halkla ilişkiler görevini yürütüyordu. O törende vakfın onursal başkanı olan Hocaefendi’nin, “Demokrasiden geriye dönüş yok,” sözü o gün bugündür hafızlardan hiç silinmedi. 
    Cem Karaca, Nazlı Ilıcak, Kasım Gülek gibi simaların katılımı da yeni Türkiye’nin çok renkli olacağını gösteriyordu.

    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Harbiye Orduevi’nin tam karşısındaydı. Bu mütevazı mekân hemen her kesimden insanın uğrak yeriydi. Vakfın kuruluşuna kadar her kesimin bir mahallesi vardı. Vakıftan sonra mahalleler, birbirine gidip gelmeye başladılar. Vakıfta, Cemal Uşşak, Erkam Tufan, Gürkan Vural, İsmail Tas gibi birbirinden değerli arkadaşlarla çalışıyorduk. Cemal Uşşak hepimizin “Cemal Abisi” idi. Her mahallenin barış güvercini gibiydi. Çok değerli bir birikime sahipti. Yüreği gibi sesi de güzeldi. Makamları çok güzel icra eder, kültürel ve siyasi konularda çok değerli analizler yapardı. Semavi dinlerle ilgili engin bir birikime sahipti. O herkes tarafından sevilen seçkin simaların son şahsiyetlerinden biri idi.

    1980’lerde TRT’de Genel Müdür Danışmanı olarak çalışan, pek çok gazete ve dergide yazıları yayınlanan Cemal Abi, en zor, en mesuliyetli konuların altına hiç itiraz etmeden girer ve başarı ile çıkardı. Başta Abant Toplantıları olmak üzere, ulusal ve uluslararası bilimsel toplantıları bir kahve içimi kolaylığında organize eder, akademik sekretaryasını yapar, tebliğler sunardı. Abant ve Harran toplantılarının başarısında onun emeği büyüktür. İngilizce ve Arapçayı çok güzel kullanırdı. Bunca maharetine rağmen meyveleri olgunlaştıkça aşağıya eğilen dallar gibi hep mütevazı idi.

    “Acılarını yeteri kadar yüreğimde hissedemediğim için Kürt kardeşlerimden özür diliyorum.” diyecek kadar erdem sahibi biriydi.  Belki de içindeki ıstırabı biraz olsun hafifletmek arzusu ile Kürt meselesinin çözümü için 2013 senesinde oluşturulan ve aralarında Yılmaz Erdoğan, Orhan Gencebay, Abdurrahman Dilipak gibi toplumun çeşitli kesimlerini temsil eden kimselerin yer aldığı “Akil İnsanlar” topluluğunda yer aldı. Türkiye’de azınlık cemaatlerin bir derdi olsa onu ararlardı. 

    Bazen onunla semavi dinlerin ruhani reislerini ziyarete giderdik. Onu görünce o insanların gözlerinin içi gülerdi. Sanırım bir bayram sonrası idi. Süryani Kadim Cemaati’nin Beyoğlu’ndaki merkezlerine gitmiştik. Mübalağa etmiyorum, kapıdan itibaren kırmızı halı döşenmiş, etraf da çiçeklerle süslenmişti. Öyle bir hazırlık yapmışlar ki sanki devlet töreni. Cemal Abi dayanamadı, ‘Niye zahmet ettiniz?’ dedi. Cevap çok etkileyiciydi: ‘Cemal Bey! Bugün bizim bayramımızdır’.
    “Öyle mi efendim! Biz bilmiyorduk bugün bayramınızın olduğunu.” 
    “Onu demek istemedik, madem ki siz buraya teşrif ettiniz, siz bize bayram yaşatıyorsunuz.”
    “Niye efendim?”
    “Biz otuz beş senedir her Ramazan ve Kurban bayramında İstanbul Müftülüğü’ne yazarız. Bayramlarını kutlarız. Hani beklemiyoruz Hazreti İsa Mesih’in Kurtuluş Bayramı’nda veya Paskalya’da yazsınlar ki “Sizin de bayramınız mübarek olsun.” Ama şunu bekliyoruz müftü efendiden, ‘Sizin tebrik mektubunuzu aldım, teşekkür ederim, sağ olasınız.’ Sizinle yeni tanıştık, bir sene olmadı. Fethullah Gülen Hocaefendi bize iftar sofrasında yer verdi ve bugün de siz bizim mekânımıza kalkıp geldiniz, teşrif ettiniz, bugün bizim için bayramdır.”

    Cemal Abi ayırım yapmazdı. Onu bazen iyi bir Kemalist olan Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Toktamış Ateş Hoca gibi insanların cenaze namazında görürdünüz, bir başka zaman Musevilerin Beyoğlu’ndaki havrasına atılan bomba ile bedeni parçalamış cesetlerin başında onlarla birlikte ağlarken, bir başka zaman da Roma’daki hastane odasında Vatikan Temsilcisi George Morovicth’in başucunda dua ederken…
    Gurbette müzmin hastalıkları ile ağır ağır ölüme yaklaşırken bile ülkesindeki masum ve mazlumları düşünüyor, onlar için sesini iktidara ve insaf sahibi kimselere duyurmaya çalışıyor, yazılar, mektuplar yazıyordu.

    Hasan Cemal kendi köşesinde, “Değerli dostum Cemal Uşşak’ın bana gönderdiği mektubu aynen yayınlıyorum.” demişti. Hasan Cemal gibi dünya görüşü farklı nice kimseler ona “Değerli dostum!” diye hitap ediyordu. Cemal Abi bu dünyadaki son yazısını benim anamla ilgili yayınlanmayan kitabım için yazmıştı.
    “Harun Tokak kardeşimin annesine olan ilgisi onu iyileştirmeye yetmedi. Hatice Ana bir hastane odasında Sonsuzluğun Sahibi’ne yürüdü. Hatice Ana’nın vefat ettiği günün gecesinde bir rüya gördüm. Rüyamda cennetteyim. Cennet o kadar güzel ki anlatamam. Aklıma ilk anam geliyor. 
    “O nerde?” diyorum.
    “O daha yukarıda bir yerde.” diyorlar.
    “Peki görüşemeyecek miyiz?” diyorum.
    “Yakında görüşeceksiniz.” diyorlar.
    Anladım ki ben de anamı çok özlemişim. Analar özleniyor. Hem de çok özleniyor. En çok da yüzleri ve yürekleri…” Ağustos 2016, Lahey

    Cemal Abi bu yazıyı yazdıktan birkaç gün sonra vefat etti. Evlatlarının birinin dudaklından dökülen sözler her şeyi özetliyordu… “Çok seveni vardı… Bir insanı hatırlarken hafızanızda her hali aşağı yukarı canlanır; sevinçli, hüzünlü, öfkeli ve saire... Ben babamı ne zaman tahayyül etsem ya güler yüzlü ya da kederli hali canlanır gözümde. Hatta gülüşünde bile bir tutam keder saklıdır. Fakat hiç kimseye karşı öfkelendiğini görmedim. Benim gözümde babam, yıllar önce Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın düzenlediği Hoşgörü ve Diyalog Toplantıları’nın vücut bulmuş hali idi. Her milletten, her siyasi kesimden, her dinden, her cemaatten, her entelektüel camiadan insanın kendisi ile diyaloğu olmuş ve hepsi ile hoş bir muhabbetle masadan kalkmıştır. Ve bunu her cenaha yaranarak veya zaman zaman çizgisini bozarak değil, aksine hep aynı noktada dosdoğru durarak ve belli bir hareketi alenen temsil ederek yapmıştır. 

    Zannederim vefatı eğer doğru ile yanlışın insanlar nezdinde bu kadar birbirine karıştığı dönemlere denk gelmeseydi, her milletten ve her dinden on binlerce insanın katılıp taziyelerini bildirmek istediği bir cenaze töreni olurdu. Kimseyi incitmeden, maddi bir çıkar gözetmeden sadece tatlı dili ile inşa edilen barış ve medeniyet köprüleri kurduğu onca insan onu asla yalnız bırakmazdı…”

    Bir hakikatin tezahürü olan bu sözler, Cemal Abi’nin nasıl evlatlar yetiştirdiği ve onlar tarafından ne kadar sevildiğini gösteriyordu. Lahey’deki cenaze töreninde, tabutunun başında yaptığım veda konuşmasında, “Sıffın Savaşı’nda’nin  Ammar bin Yasir'in Hazreti Ali’nin yanında yer almasını onun haklılığına delil gösterirler. Cemal Abi’nin bu süreçte Hizmet Hareketi’nin yanında yer almasını, onun sarsılmaz vefasına versek de, haklılığımızın en önemli şahitlerinden biri olarak düşünüyorum.” dedim. 

    Önüne dünyanın bütün hazinelerini konsa hakikatten asla ayılmazdı. On binler buğulu gözlerle Fatih Camii’nden Av. Bekir Berk'i son yolculuğuna uğurlarken Prof. Dr. Ayhan Songar bir taburenin üzerine çıkarak şöyle sesleniyor: "Adet olduğu üzere biraz sonra hocamız sizden helallik isteyecek. Ama ben kendi adıma ve kabul ederseniz sizler adına Bekir Berk’in kendisinden helallik isteyeceğim. Çünkü o, yıllar yılı, yaz-kış, gece-gündüz demeden, bin bir sıkıntı ve zahmet içerisinde Türkiye'de mazlumların ve mağdurların savunması için gayret gösterdi. Ama biz onun kadr ü kıymetini bilemedik. Ey Bekir Berk! Ne olur sen bize hakkını helal et!"

    Ayhan Songar merhumun çok yerinde ifadesini ben de Cemal Abi için diyorum. Ey Cemal Abi! Sen Osmanlı’nın beyefendi şehzadesi Ömer Faruk Efendi gibi “Ah vatanım, ah vatanım!” diye diye gurbetlerde vatan hasreti ile vefat ettin. Senin kadr ü kıymetini bilemedik.  Bize hakkını helal et! 

    21 Ağu 2022 11:25
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR