Ben Ne Yapacağımı Bilirim!

Kadir Gürcan

Kadir Gürcan

30 Ara 2019 11:25
  • Hayatının bir bölümünü İstanbul'da geçirmiş herkes gibi bu satırların yazarı da Türkiye'nin tek metropolüne karşı özel bir alaka duyuyor. Küçük, basit, sıradan, dağınık ve taşralı renksizliğindeki nostalji karelerinin İstanbul hakkında bir sevdaya dönüşüp roman ve hikayeyi tetikleyecek güçte olmadıklarını itiraf etmekle birlikte, koca şehrin boş hırslara kurban edilmesi karsısında duyduğumuz hicranı ifade etmek durumundayız.

    Bağlarbaşı'ndan Üsküdar'a inerken, son dolmuş durağından bir önceki durakta indiğinizde, hemen sağınızdaki Şeyh Camii haziresindeki küçük çay ocağı, İstanbul'u özlemek için küçük fakat bizim için yeterli bir ayrıntı. Şeyh Camii, çay ocağı ve haziredeki kabristan...Şemsi Paşa Camii hizasındaki ve Eminönü'ndeki Balık-Ekmek Esnafı'nın Büyükşehir Belediyesine karşı açtığı savaş bu satırların yazarını ilgilendirmiyor. Çünkü bir kez olsun o teknelerin müşterisi olmadı. Üsküdar'da Balıkçı teknelerinin yoğun olduğu o muhitin en güzel mekanı Şemsi Paşa Camii ve Kütüphanesi'dir.

    İstanbul için konuşulan Kanal Projesi lokal bir mesele. İşin merkezine Cumhurbaşkanı ve saz ekibi düşünce il sınırları içinde, belediye fen işlerinin çözebileceği sıradan bir problem memleket meselesi haline dönüştü. Belediye başkanlığını kaybeden iktidarın, bu kadar süre hala derin ağrılardan kurtulamaması normal. Anlaşılan kanama hala durdurulamamış. Ellerinden gelse, oğulları yaşındaki İstanbul Belediye Başkanı'nı bir kaşık suda boğacaklar. Genç Belediye Başkanı da bir sürü beceriksiz muhalefet partisinin başaramadığı muhalif duruşun hakkını veriyor. İktidar, gıcık kaptığı Başkan'ı, Kanal Projesini bitirdikten sonra ayağına taş bağlayıp derin bir yerde sallandırmaya karar vermiş gibi.

    Neden olduğunu anlayamadık, istikbal göklerde derken birden kendimizi, Akdeniz ve Marmara-Karadeniz arasında yeni bir deniz donanması hazırlığı içinde buluverdik. Hani üç yüz yıl geride falan olsak “Barbaros Hayreddin hortladı mı ne?” diyeceğiz ama o da değil. Hani o devlet-i aliye'nin Akdeniz'i Türk Gölü haline getirdiği demler...Bir taraftan Akdeniz'de doğal gaz aramaları, diğer taraftan deniz aşırı ülke Libya'ya askeri destek sağlayarak Avrupa'yı ürkütmek...Bir adım ötede Okyanus'a açılmak gibi bir durum bile söz konusu.

    Yeni bir İpek Yolu keşfi falan desek inandırıcı durmuyor. Artık kimse kervanlar düzüp yollara revan olmuyor. Ebay ya da Amazon üzerinden verdiğiniz siparişler, yaşadığınız ülkeye göre en geç bir hafta içinde, köprüden geçiş ücreti fiyatına posta kutunuza geliyor. Birden patlayıveren bu deniz sevdasının mutlaka makul sebepleri olmalı! Ama ne?

    Üç tarafı denizlerle çevrili Anadolu kıtasının yeni farkına varılmış gibi bir hal var. Cumhurbaşkanı ile İstanbul Belediye Başkanı arasında it dalaşına dönüşen Kanal Projesi, ülke çapında herkesi coğrafya, topografi, zeoloji, deniz biyolojisi (kara hayvanları şu an bekleyebilir!), meteoroloji gibi bilimlerinde uzman haline getiriverdi. Muhtemel İstanbul Depremi konusunda yaptığı laubali açıklamalarla kredisi iyice tükenen biri, projenin depremi tetiklemeyeceğini söylemiş. “O kadar derin kazmayın!” diye de uyarmış. Yani “Vur kazmayı Ferhat! Çoğu gitti azı kaldı!” deyip abartmayın diye uyarıyor. 

    Meteoroloji Müdürlüğü, projenin, kış boyunca Balkanlardan gelen, İstanbul başta olmak üzere bütün Türkiye'yi tesiri altına alan soğuk hava dalgasının önüne geçebileceğini tahmin ediyor. Tam ifade edemeseler de, eğer proje Abdülhamit Han tarafından bitirilmiş olsaydı, bu yıl İstanbul'un çok zor geçirdiği kış kolay atlatılabilirmiş! Dolayısıyla, Abdülhamit Han'ın hayalini gerçekleştirmek başka bir 'Han'a kalmış. Kanal İstanbul Projesine mukaddes bir gerekçe lazımdı, o da tamam. Arkasında kapı gibi Rahmetli Sultan duruyor. Arap asıllı zenginler, ülkelerinde alıştıkları sıcak ve ılıman havanın kokusunu şimdiden almış olmalılar ki, şimdiden arazi yatırımlarına başlamışlar bile.

    IQ kaliteleri eksiye düşmüş spor yazarları da meseleye dahil oldular. Türkiye'nin tek spor tercihi futbol'un kötü talihini değiştirecek en köklü projenin Kanal'dan geçtiğini düşünüyorlar. Avrupa liglerinde sahadan çıkamayan Milli Takım'ın bundan sonraki hazırlık devresini, Kanal boyunca açılacak sahalarda geçirmesi, önümüzdeki dünya kupaları için en inandırıcı çare olarak değerlendiriliyor. Fatih Terim'e bile bu kadar yatırım yapmıyorlar.

    Mevcut iktidar, İstanbul'u yaşanmaz bir şehir haline getirdi. Ellerindeki hiç bir proje, şehrin problemlerini çözebilecek ümitler barındırmıyor. İki kez tekrar edilen İstanbul Belediye seçimlerinde halk, İstanbul'u iktidarın elinden çekip aldı. Aslında bu, Saray ve iktidara “İstanbul'dan elinizi çekin. İşinize bakın!” mesajıydı. Maalesef anlamamakta ısrar ediyorlar. Saray'ın şahsi kaprisleri için, soytarı takımının ürettiği sudan mazeretler, bizim yukarıda aldıklarımızdan çok daha gülünç ve ciddiye alınmayacak türden.

    Belediye Fen İşlerine ait vazifeye can atan Saray ve Saz Ekibi'ni ibretle izliyoruz. Üsküdar'daki Şeyh Türbesine uğramayalı neredeyse on sene oldu. Şimdiye kadar aldığım duyumlar, Kanal Projesinin, o mütevazi cami ve çay ocağını etkilemeyeceği yönünde. Şu an içim rahat. Aksi halde bu satırın yazarı da Saray'a falan aldırmayıp, hadiseye kafa üstü çoktan girmiş olacaktı. 

    Bir köy ziyaretinde Nasreddin Hoca, sadık yol arkadaşı Karakaçan'ın üzerindeki heybesini kaybeder. Köy halkına haber gönderip, “Heybemi ikindi vaktine kadar buldunuz buldunuz, aksi halde ben ne yapacağımı bilirim!” diyerek üst perdeden konuşur. Muhtar başta olmak üzere, köy halkı elbirliği edip heybeyi bulurlar da, iş tatlıya bağlanır. Muhtar yarı tedirgin, “Hazret, heybeyi bulamasaydık ne yapacaktın?” diye sorunca, Hoca “Evdeki küçük kilimi kesip yeni bir heybe yapacaktım.” diye cevap verir. 

    Bir kaç hafta önce, Üsküdar'daki Balıkçı tekneleri kavgası haberine bakarken, mütevazi Şemsi Paşa Kütüphanesi de dikkatimi çekti. Yirmi yıl önceki gibi duruyor. Onu bunu bilmem, ömrüm vefa eder de, İstanbul'a yolum düşer Şeyh Türbesi Çay Ocağı ve Şemsi Paşa Kütüphanesini yerinde bulamazsam o zaman ne yapacağımı bir Allah bilir bir de ben, ona göre!

    Kadir Gürcan
    30 Ara 2019 11:25
    YAZARIN SON YAZILARI