Referandumda boğulmak

Kadir Gürcan

Kadir Gürcan

13 Şub 2017 12:48
  • Demokrasinin takma sakal ve bıyık işlevi gördüğü ülkelerde, demokratik detaylar biraz fazla ciddiye alınır. Bektaşi’nin Ramazan ve Oruç hassasiyeti gibi. Fıkranın tamamını yer kalırsa yazının sonuna saklayalım. 

    Yaklaşan referandumu, son bir kaç seçimde yaşadığımız traji-komik hayat-memat sınırında dolaştırmak, kim için olursa olsun ciddi bir zihni zaafiyet. Kamplaşmak ve muhalifleri “öteki” haline getirmek için adeta bahane arıyoruz. Türkiye’de ötekileşmek İstanbul trafiğinde şerit değiştirmek kadar kolay ve ucuz. 

    Anti-demokratik uygulamalar konusunda dünya sıralamasında çok ama çok gerilere düşmüş olan Türkiye’nin seçim ve benzeri halk oylamalarını ana gündem olarak servis etmesi tam bir avunma.

    Referandum, demokrasinin gereklerinden biri. Nihai hedef, İstiklal Savaşı ya da iman-küfür muvazeneleri için bir tecrübe tahtası değil. Üzerinden geçip gitme varken, saçlı-başlı, ker ü fer’li, koca-koca adamlar bir kaşık suda birbirlerini  boğmak için saç-saça, baş-başa aleme rezil oluyorlar. Türkiye’nin içine düştüğü fasit daire; krizi akl-ı selim ile aşmak değil, her krizde boğulmak üzerine programlı. Önümüzdeki bir kaç aylık kriz yumağı da referandum. 

    Sanki herkes çok merak ediyormuş gibi, Sayın Başbakan’ın referandum tarihini açıklaması “Son dakika haberi!” olarak verildi. Hükümet’in başı gibi görünüp hiçbir şey yapmamak ya da yapamamak ömür törpüsü vesselam. 

    İliştiği her şeyi, tükenmekte olan ideolojilerinin silahı haline getiren Siyasal İslam’ın dini kurumlardan tutun da, esnaf, zanaatkar, ev hanımı ve bilumum parti gönüllü ve militanlarını aşırılıklarda dolaştırması işlerin hepten zora girdiğini gösteriyor. İçerik ve muhtevasına hiç aldırmadan bir halk oylamasını “Evet-hayır” darlığı ile katı bir ideoloji bağnazlığında halletmek Türkiye’nin önümüzdeki on yıllarında hiçbir problemini çözmeyecek. 

    Orijinal bir referandum stratejisi beklenmiyor. Güç ve imkanları ellerinde bulunduranların bildik ve alışılmış numaralarla işi halletmeleri ihtimal dahilinde. Anayasa hazırlıklarından bihaber olan vatandaşın, referandumda neye “evet-hayır” diyeceği konusunda kafası net değil. Ülkenin bütün medya ve iletişim vasıtaları ellerinde olan iktidar ve Saray’ın halkı aydınlatma konusundaki acziyeti içler acısı. Onlar da eli silahlı, sopalı, parti magandalarını sokağa salıp vatandaşı döve döve “evet”e zorlamaya niyet etmiş görünüyorlar.

    Bu zihin karışıklığı içinde, iktidarın dini kavram ve müesseseleri bu halk oylamasında da harc-ı alem bir bonkörlükle suiistimal edeceğinde şüphe yok. Daha şimdiden içinde “hayır” geçen dini literatür taranıp, cami, kahve, pazar yeri, belediye otobüsü gibi ortamlarda din sömürüsü başlamış durumda. Yarın, büyük miting ve toplanmalarda hangi dini materyalin kullanılacağını hep birlikte göreceğiz. 

    En son seçimde, oy hırsızlığı, sahte oylar, seçim yolsuzlukları ve YSK kurumundaki bazı yetkililerin iktidar ile ortak çıkarlarda  birleştikleri ayyuka çıkmıştı. Hepsi unutuldu. Şimdi aynı devlet kurumları hiçbir şey olmamış pişkinliğiyle yeni bir referandum meşgalesiyle kendilerine iş üretiyorlar. Referandum tarihini verdiler. Saray Silahşörleri bir kaç ayda belirlenen tarihin kerametlerinden bahsederler.

    Şu an Türkiye’de, demokrasinin teminatı olması gereken haber alma hürriyeti alabildiğine ihlal edilmiş durumda. Referandumdan çıkacak neticenin doğruluğunu test edecek hiçbir mekanizma yok. Türkiye bir kez daha göstermelik bir demokrasi ile derin bir belirsizliğe yuvarlanıyor.

    Fıkrayı tamamlayalım: Bektaşi, Ramazan’ın ilk gününden itibaren, iftardan sonra, ciddi bir telaşla, hanımına “Aman, hanım, sahur’a beni mutlaka uyandır!” diye ısrar eder. Ramazan’ın ilerleyen günlerinde, hanım dayanamayıp “Bey, sahur’a kalkıyorsun, iftarları da kaçırmıyorsun ama, oruç tutmuyorsun. Nedir bu telaşın?” diye sorunca, Bektaşi “Hanım, oruç tutmuyoruz. Sahur ve iftrar’ı da kaçırıp hepten dinden çıkmayalım!” der. 

    Referandumu da yapalım da, dünya Türkiye’de her gün derinleşen istibdat ve baskı rejiminin farkına varmasın. Öyle değil mi? 

    Kadir Gürcan
    13 Şub 2017 12:48
    YAZARIN SON YAZILARI