12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan ve Balyoz
Bu ülke, yarım asrı aşkındır, muasır medeniyet aşkına(!) vatandaşlarını hor gören bir mantıkla meçhule giden yolcu misali rotasız (iktidarda kalma uğruna ) sürüklenip durdu.
Vatandaş her seferinde psikolojik harbin kıskacında sosyal erozyona uğratılıp yerel ve moral değerlerinden uzaklaştırılmaya; hatta Merhum Necip Fazıl’ın ifadesiyle ‘öz yurdunda parya’ ya maruz kaldı.
Bütün bunlara rağmen devlet gemisi yanlış rota sayesinde birkaç kez karaya otursa da; halkın sağduyusu, sabrı ve metaneti ile asli rotasına dönmeyi başardı.
‘Kazanılmış iktidar’ hırsıyla rüzgar ekip fırtına biçenler: siyasi iradenin gücüyle ve yargının (adalet) iktidarı ile bu milletin gasbedilmiş demokratik haklarını geri alma gayreti sayesinde yanlışın hesabını veriyorlar.
Son birkaç yıldır, sabrın sonu selamettir disturu ile halk bir ömür devleti ve çocuklarının istikbali adına yaptığı fedakârlıklarının karşılığını görüyor.
Ancak bu gelişmeler, ne bir intikam ne de bir rövanş almanın devamı. Çünkü böyle bir havaya ve beklentiye girmek, aldığımız terbiye gereği aklıselim dindar insana yakışmayan bir tavır ve davranış olur.
Kutlu doğum haftasında insanlığın iftihar kaynağı Peygamberimiz (s.a.s)’ı salatı selam ve dualar ile anarken ki -O bir ömür kendisine yapılan onca eza ve hakarete karşı bile, onlara karşı cehennem istemedi- bizim onun gösterdiği yolda intikam hissine kapılmamız şahsi kanaatimce acizlik ve dindar hamlık gibi olur diyorum.
Diğer taraftan yanlışı yapanların elbet yanına kalmamamsı için gerekenin hukuk çerçevesinde yapılması gerekiyor.
İşte yaşananların tekrar etmemesi için, devletin bekası ve istikbali adına yetkililerin (Yargı, Siyasi irade, Medya ve STK’ların ) evrensel hukuk ve insani değerler çerçevesinde boşa geçmiş; üstelik faili meçhul cinayetlerin,sosyal çöküntünün ve psikolojik baskıyla geçen yılların hesabını yapmaya başlamasıyla bir tiyatronun nasıl yazıldığı ve oynandığı ortaya çıktı.
27 mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat ve ortaya çıkan darbe (ayışığı, sarıkız, yakamoz, balyoz ) planlarıyla bunun nasıl yapılacağını ve yapıldığını görmek mümkün.
28 Şubat’ın kahramanı Kadir Sarmusak Vatan’a yaptığı açıklamada (14.04.2012); “Şu anda Iceberg’in görünen yüzünü açıyorlar. Soruşturma ilerledikçe hepsinin hakkında yakalama kararı çıkartılacağına ben eminim. Eğer konuşursak çok şeyin aydınlığa çıkacağına eminim. Ben bu zamana kadar hiç konuşmadım. 15 yıl geçti! Siz askeri sorgunun ne demek olduğunu biliyor musunuz? 11 günüm kayıp benim. Nerede olduğum belli değil. Hiçbir kaydım tutulmadı. Beni öldürmeyi de düşündüler. Ama adamlar o kadar emin şekilde pazarlık ettik ki, eğer ben ölseydim bugün saklı kaldı dediğiniz birçok şey piyasada olacaktı. Aczmendilerin durumu neden sorgulanmıyor. O dönem Aczmendilerin yüzde 40’ı asker kökenliydi. Bunlar fotoğraflarla tespit edilmişti. O başörtü eyleminde halkı galeyana getirmek isteyenlerin 20’sinin rütbeli asker olduğu tespit edildi. Hanefi Avcı cezaevine girdiği gün bu askerlerin ismini açılayacağını söylemişti. Ertesi gün serbest kaldı.” Notunu düşüyor.
Cumhuriyeti kollama ve korumayı düşünen zihniyet kimi kimden korumaya kalktığının farkında olmadan bunları yapması elbet mümkün değil. Tabi ki doğuştan iktidar sahipleri(!) bu hakkı kullanmalıydılar. ve çok kez yaptılar da!
Çünkü kutsanmış ve kazanılmış hakları peşinde koşan bir avuç hayalperest İttihad ve Terakki’nin ‘zihniyet torunları’ nın ülkeyi neler yaşattığını ve yaşatma azminde oldukları çıkan darbe planlarından çok net anlaşılıyor zaten.
Darbelerin aynı zihniyetin ürünü olduğunu anlamak için kahin olmaya gerek yok dedirtiyor insana!
Çünkü darbelere ve planlarına bakıldığında açıkça 'paralel düşünce ile hesaplanmış bir seri üretim' çıkıyor ortaya.
Ali Bulaç’ın da ısrar ettiği gibi TSK’nın karargahında bütün planlar yapılmış olarak ortada duruyor.
Ki! Ergenekon soruşturmasında ele geçen belgelere göre, 28 Şubat post modern darbesinin senaryolarının Harbiye Orduevi'nde nasıl yazıldığı, Ergenekon soruşturması şüphelilerinden Veli Küçük’te ele geçirildi.
28 Şubat’ın figüranlarından Ali Kalkancı'nın uyuşturucu taciri olduğu anlaşılırken, Sisi lakaplı Seyhan Soylu Müslüm Gündüz-Fadime Şahin-Emire Kalkancı filmini sahneye nasıl koyduklarını şöyle itiraf ediyordu: "Ali Kalkancı tarikatı için tesettüre girdim. Adı Strateji, JİTEM kaynaklı bir dergi bu. O yüzden de istihbaratçılarla, emniyetçiler vardı içinde. Askeriyeden emekli olan insanlar vardı. Böyle bir çalışma içine girdik ki, o tarihte Refah Partisi'nin oyu yüzde 38'di. Ali Kalkancı ve Emire Kalkancı olayını yakaladık. Tarikat içerisinde yaşanan çarpık ilişkileri deşifre etmek, dini insanları sömürme aracı olarak kullananların maskelerini düşürmek için böyle bir şey hazırladık."
Keşke, bütün bu senaryo, plan ve projeleleri kolektif akıl adına devletin kurumları: TSK, Yargı, Üniversiteler, STK’lar ve Medya bir masa etrafında oturup Türkiye vatandaşlarının yerel ve moral değerleri ve beklentileri ekseninde yapsalardı diyor insan.
Ümidim bundan sonra, bütün devlet kurumları ve toplum devletin bekası adına ‘paralel düşünüp seri üretimi -strateji-siyaset-eğitim-teknoloji ve sosyal devlet- adına yeni ufuklar açmak için ittifak yaparlar.
İstiklal Şairi M.Akif Ersoy'un tabiriyle 'Allah bu ülkeye bir daha darbeli günler yaşatmasın' temennisi ile...
[email protected]
twitter.com/maomazhar







