Darbeseverlikte madalyonun arka yüzü
Yarım asırdır darbelerle yatıp kalkıp ülke içinde ötekileştirme ve ayrımcılık üzerine tartışırken, biraz da darbelere destek çıkan ve gözden kaçan uluslar arası bağlantılar üzerine kafa yormakta fayda görüyorum. Ve bu destekler sayesinde içerideki darbe taşeronlarının ruh yapıları ve psikolojileri ve aldıkları eğitim mantığı üzerine birkaç kelamı kaydetmek istiyorum.
Ancak sadece uluslar arası güç merkezleri derken bütün darbe suçunu söz konusu merkezlere yükleyerek içerideki taşeron olmaya hazır ruhları aklama derdinde de olmadığımı söylemek isterim.
‘Bizden adam olmaz’ psikolojisi üzerine kurulan bir eğitim sisteminin verdiği ve verebildiği donanım ancak darbeseverlik seviyesinde oluyormuş.
Batı’nın sanayi atağı ile başı dönen dünya içinde elbet Türkiye de vardı. Ve bu kaçınılmaz sona mahkum gibi görünüyor olması diyeceklerimizi geri almamızı gerektirmiyor.
‘Din afyondur’ ve ‘din geri kalmanın sebebidir’ tekerlemelerine kurban olan bir neslin ülke başına getirdikleri ve kazandırdıkları ortada.
Malum tek parti yönetimi ve darbe vesayetinin oluşmasına sebep olan 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan zihniyetlerinin şüphesiz millete ‘deli gömleğini’ giydirmenin başka bir adı oldu.
Darbeleri meşrulaştırma ve iktidarın dayanılmaz hafifliği adına; birinci adımda içerideki taşeron ruhlu ve hep ‘Batıdan akar, Türk kapar’ mantığı ve psikolojisi ile dışa bakan ve hep beklenti (hem iktidar hem maddi menfaat hem de kariyer anlamında) içinde olan insanların rolünü irdelemek gerekiyor.
Öncelikle her şeyi devlet sayesinde elde etmenin verdiği rahatlıkla yetişme tarzının etkisini göz ardı etmemek gerekiyor. Ki ne çobanlık ne ekip büyütmeyi ve biçmeyi bilmeyen malum şahısların üretmenin farkına varmalarını beklemek zaten saflıkdır diyorum.
Bu duruma bir de Batı kültürü ekseninde alınan eğitimin verdiği eziklikle birlikte; kendinden uzak, kendi toplumuna yabancı, her hareketi modernlik kıstasına vuran mantık hatasına bir de kendine olan özgüvenin devre dışı kalmasını eklersek koskocaman bir hiç çıkıyor ortaya.
Çünkü üretmeden ve emekten haberi olmayanların hak hukuk konusundaki davranışları da ancak darbe koy koyculuğu seviyesinde cereyan ediyor.
İkinci adımda ise uluslar arası güç merkezlerinin hem ülke içindeki çıkarları hem de coğrafya üzerindeki geleceğe yönelik planları ekseninde masaya yatırmak gerekiyor.
Bu eksende rol oynayanlar ise maşa olmanın yanında elindeki maddi imkânların derdinde olup, önündeki hayat tarzı gereği ‘gelene ağam gidene paşam’ zihniyetiyle gününü gün edenleri kapsıyor.
Şahsen sanayi toplumunu ıskalamış bir ‘beyaz yakalı salon Efendileri’nden de rahatlıkla bu beklenir diyebilirim.
Doğrusu bağrı yanık fedakar Anadolu insanını ekonomik ve sosyal mengeneye alan zihniyetin bu konuda ne kadar başarılı olduğunu da görmek gerekiyor.
Can Dündar köşesinde(26 Nisan 2012); ‘ABD bu işin neresinde?’ başlığıyla 28 Şubat’ta ABD’nin rolünü yazmış. Ve sonunda ‘hangi işin içinde değil ki?’ sorusuyla da yazısını tamamlamış.
Dündar; ‘Bizim askeri darbelerdeki Amerikan parmağını araştıranlar için renkli malzeme... Hepimizce malum olduğu üzre, Washington bazı darbelere önayak, bazılarına engel olur. Öyle anlaşılıyor ki, 28 Şubat’ta “Amerikan karşıtı ve millici” olarak gördükleri Erbakan’ın devrilmesini (eğer bilfiil tezgâhlamadılarsa en azından) keyifle “seyretmişler”. 2009’dan beri de “Amerikan karşıtı-‘Kızıl Elmacılar’”ın tasfiyesini yine ellerini ovuşturarak izliyor olmalılar.’ Tespitiyle ülkedeki darbe kalıntılarının temizlenmesini de yine ABD’ye bağlıyor.
İlginç ama yarım asırdan fazladır uydurma ‘ergenekondan çıkma’ efsaneleriyle ‘Kızıl Elmacılar’ın bu ülkeye neler kaybettirdiklerinden bahsetmiyor.
Malum aynı kafa! Birileri bizi idare eder ve yönlendirirse ancak ayakta kalırız ya da ‘onlar isterse’ her iş gül-gülistan olur mantığı.
Yaşadığı toplumun yerel ve moral değerlerini göz ardı eden, dahası hor gören ve istikbal endişesiyle yetişmiş insanların, modern ya da batılı gibi yaşama derdi ülkeye getirisinden çok kaybettirdiklerini konuşmamız bu yüzden.
Eşit şartlarda yarış başladığında ülke menfaatleri ve kalkınması adına kimlerin nasıl, hangi fedakarlıklarda bulunduğu apaçık ortada olmasına rağmen, darbeseverlerin elinde elektronik gitarın bulunmasından dolayı çok sesleri çıkıyor gibi.
Ancak unutulan ve görülmek istenmeyen artık elektronik bağlamanın da var olduğudur.
[email protected]
twitter.com/maomazhar







