Dindarlık

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın;’ Dindar nesil yetiştireceğiz. Muhafazakar demokrat partisi kimliğine sahip bir partiden ateist bir gençlik yetiştirmemizi mi bekliyorsun?’ ifadelerindeki ilk sıradaki cümle üzerinden çıkan tartışma gündemdeki yerini koruyor. Konu üzerindeki tek tartışma sebebi olabilecek konu, şüphesiz iktidarda olan bir parti’nin devlet politikası olarak eğitim’de tek tip anlayışın hakim olmasını istemesi ve dayatmaların ortaya çıkmasına sebep olmasıdır. Ki en çok da bu yüzden ‘dindar gençlik yetiştireceğiz’ ifadesine haklı itiraz geliyor. Ancak Başbakan, on yıllık iktidarlarında da böyle bir uygulamanın söz konusu olmadığını her defasında ifade ediyor. Zaten Ak Parti Hükümeti'nin böyle uygulamalarının hiç bir zaman olmadığının da -27 Nisan e-muhtırası taraftarlarının haricinde- herkes hem fikir ve farkında. İşi biraz da ‘kara propaganda’ ya dönüştürmek isteyenler ‘ayranı kabartmakla’ meşguller. Üstelik Başbakan Erdoğan’ın; ‘Muhafazakar demokrat partisi kimliğine sahip bir partiden ateist bir gençlik yetiştirmemizi mi bekliyorsun?’ ifadelerini göz ardı ederek, bu durumu Hükümet ve Ak Parti düşmanlığı için fırsata dönüştürmek derdindeler. Ki yıllardır zaten bu duruma itiraz etmeyenler seküler-dayatmacı, şablonist bir eğitime tabi tutulan nesillerin mesulleri olduklarını unuttuğumuzu sanıyorlar. Kimseyi sıfatlandırma gibi bir sıkıntımızın olmadığını kaydederek; işin acı tarafı malum çevrenin, ‘Milleti kör, alemi sersem görme’ alışkanlığından bir türlü kurtulamadığını görmek, doğrusu beni üzüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da önceki sözlerine açıklık getirdiği; "Öğrenci formatlamak, bizim bir hedefimiz değildir ve asla da olamaz. Dindar nesil farklı inançlara da saygılıdır. İkna odalarının mimarları kalkmış bizi eleştiriyor. İkna odalarına ses çıkaramayanlar bizi eleştiriyor.” ifadeleriyle aslında konuyu netleştiriyor. Ama işlerine nasıl geliyorsa konuyu baktıkları yerden yorumlamayı tercih edenlerin; yıllardır unuttuğu ve görmek istemediği, hatta hayat hakkı dahi (Balyoz darbe planında yer alan camileri bombalama eylemi üzerinden vatan-millet kurtarıcılığına soyunan ) tanımayan bu zihniyetin temsilcilerinden anlayış beklemek de saflık gibi duruyor. Çünkü ‘dindarlık’ kelimesinin ahlaklı anlamında kullanıldığını dahi göz ardı ediyorlar. Kaldı ki ahlaklı insan dini tercihi olsun olmasın zaten herkese ‘insanca’ davranmayı tercih eder. Zaten dayatmacı bir dönemde - bu dindarlık ya da ateistlik olsun fark etmez- karşı görüşün ifade edilmediği/edilemediği ortamların insani olmadığını görmek için dünyanın yakın tarihine bakmak gerekmez mi? Temelinde ahlak kuralı olmayan bir sistem ile idare edilen SSCB’nin dağılmasıyla ortaya çıkan gayri insani vahametin detayları, ayrıca bir yazı konusu olacak çapta. SSCB’nin tüm halklar üzerinde yaptığı gayri insani tahrifatı düzeltmek için kiliseye başvuran yine Rusya olmadı mı? Ortodoks kilisesi SSCB’nin dağılmasından sonra yeniden ihya edilmedi mi? Görünen o ki! Bizim laik-seküler, dünyayı Cennet ve Cehennem algısıyla yaşayan ağaların, bugün mucize olsa dahi kabul etmeyecekleri ortada. Sağlık olsun. Günümüzde Hz. Hamza’ların olduğu kadar, Ebu Cehil’llerin olmasından daha tabii ne olabilir ki ? Aslında bu da zaten dünyadaki imtihanın sırrı değil mi? [email protected] twitter.com/maomazhar

YAZARIN SON YAZILARI