Fetih 1453'de ortodokslar ve halk solcu, Ulubatlı...
Şüphesiz dönem filmleri, sinemanın en zor alanını oluşturuyor. Hele bu filmler salon filminden öte sahada geçiyorsa ve de savaş ve kavgaların öne çıktığı sahnelerden oluşuyorsa zordan öte, yönetmen için bir o kadar da cesaret işi.
FETİH 1453 bu anlamda yapılmış zor prodüksiyonlardan birisi. Bilgisayar teknolojisinin ön plana çıktığı ancak çok emeğin harcandığı bu eseri ve yapanları takdir etmemek haksızlık olur.
Çünkü sadece atlı sahnelerde bile atların yediği saman ve otlardan tutun, arazideki tezeklerine kadar temizliği, prodüksiyon açısından hem masraflı hem en zor olanı.
Ama maalesef filmin senaryo ruhunda ve aktörlerin tarihi şahsiyetleri temsilinde çok ciddi sıkıntılar var.
Filmin ruhunu oluşturan ‘Fetih’ felsefesi bir kere yerle bir. O kadar ki yanımda filmi seyredenlerin kahkahaları filmin ruhunun yerlerde dolaştığının bir delili olarak salonu sarıyordu.
Senaryo bildik fetih hikâyelerinin klişelerini sahnelerken bile çok zayıf kalmış. Ayrıca tarihi yanlışlar da cabası. Top ustası Urban’a ve evlatlık kızına atfedilen rol çok sıradan ve Ulubatlı Hasan ile kız arasındaki aşk hikayesi bildik Türk filmlerindeki senaryolardan daha banal.
Tarihi gerçeklerden uzak hikaye, bu kadar emeği doğrusu yerle bir ediyor.
Bir kere top uzmanı Macar asıllı Urban, daha ilk top dökümünde başarısız olmuştur. Ve Fetih’de etkili olan topun ustası da bizzat Fatih sultan Mehmed’dir. Ayrıca Saruca ve Muslihiddin gibi top ustaları senaryoda hiç yer almamış.
Bunun yanında evlere şenlik senaryoya göre, Fatih’in medrese arkadaşı Ulubatlı’yı ‘oğlancı’ gösteren bir sahne var ki, hangi akla hizmet için yapılmış anlamak zor.
Çok büyük İki yanlış var ki, hem prodüksiyon hem de hikaye bazında yerlerde sürünüyor.
Urban’ın evlatlık kızı top döküm ustası olarak askerin içine giriyor ve saçlarını hançer ile kesiyor ki kız olduğu anlaşılmasın. Ama filmin ilerleyen sahnelerinde etrafında post bıyıklı, erkek oğlu erkekler kol gezerken, Ulubatlı Urban’ın evlatlığını öpüyor, kokluyor, sarılıyor. Ama, ‘hey neden o tüysüz delikanlıya sarılıyorsun’ diye kimse merak etmiyor.
Ayrıca FETİH 1453’deki senaryoya göre Top ustası Urban’ın evlatlık kızı saçlarını hançer ile keserken, savaş sırasında göğsünden ok yemiş askerin zırhını bir elişi kağıdı makasıyla kesiyor olması daha da vahim duruyor.
Bu arada Ulubatlı ile ilgili bir önemli konuyu daha kaydetmeden geçemeyeceğim. Ceneviz askerlerinin başında komutan olan Jünstinyen ile bir kavgası var ki ayrı bir konu. Zannedersiniz ki iki mağara adamı dövüşüyor. Ne sahne ama öyle ki anlamak mümkün değil.
Bu arada İstanbul’un Hıristiyan halkının Sultanahmet meydanında toplanması ve imparatorlarının konuşması üzerine; arenada yükselen ‘kahrolsun Türkler’ sloganı çok tanıdık geldi.
Yetmezmiş gibi Ayasofya’da dua eden papazların eşliğinde Ortodoksların yine aynı nakarat ile; ‘kahrolsun Türkler’ çığırtkanlıkları, doğrusu seyircilerin tebessümlerinin kahkahaya dönüşmesine sebep oluyor.
Öte yandan Fatih Sultan Mehmet’in, İstanbul’u muhasarasının 40 gün sonrasında çaresizliğine derman için hocası Akşemseddin’in gelişi var ki ne desem bilmiyorum.
Sibel Can’ın sahne kıyafetlerine benzeyen, kol ağızlarına yarasa modeli uygulanmış beyaz elbisesiyle gelen bir ak şeyh yapmışlar, doğrusu ben tasvir edemiyorum bile.
Hele konstantiniyye (İstanbul) fethedildikten sonra Fatih Sultan Mehmed’in kaleden giriş sahnesi, şenliklerden öte bir durum arz ediyor.
Bir kere Ak Şeyh yürüyerek giderken Faih sultan Mehmed beyaz atının sırtında surlardan içeri giriyor. Sanırım Fetih ile ilgili şu okul kitaplarındaki resimden faydalanmışlar. Ama benim kafama çok oturmayan bu resim ve sahne Fatih gibi bir sultana hiç yakışmıyor.
Çünkü saray terbiyesi zirveye oturmuş bir süper devlet olma yolundaki güçlü bir yapıdan bahsediyoruz. Senaristler biraz daha insaflı biraz daha hassas olabilirdi.
Fetih 1453’de bu kadar klişe sahneler de eksikler de yok değil. Madem bu kadar klişe sahneler kullanılmış. Diyorum ki mesela Fatih Sultan Mehmed’in sabah namazından sonra esnafa uğrayıp alış veriş yapması sırasında, tüccarın-esnafın devlet başkanını siftah etmeyen komşusuna yönlendiren sahnesi neden yok?
Dahası, FETİH 1453’e Konstantiniyye’nin papazlarının tartıştığı; meleklerin dişi mi ve erkek mi münazaraları bile eklenebilirdi gibi geliyor bana.
Son tahlilde FETİH 1453, sadece milliyetçilik duygusunu kamçılayan ve klişelere kurban edilmiş bir sinema çalışması olarak, sadece gişe rekoruyla hatırlanacak bir film olmuş.
Haksızlık etmemek için FETİH 1453, belgesellerde bol bol kullanılacak, Mekke’nin şehir görüntüsüyle birlikte, Ayasofya’nın ve İstanbul’un tarihteki tasvir edildiği bir iki sahne için en azından takdire muhtaç diyebilirim.
[email protected]
twitter.com/maomazhar







