Kentsel dönüşümün sosyal ve kültürel altyapısı!
Üç dönemdir icraatları ile Türkiye’nin geleceğini inşa eden iktidar, 2023 Türkiyesi için modern şehircilik adına yeniden kolları sıvadı.
Başbakan Erdoğan’ın Gaziosmanpaşa'daki "Kentsel Dönüşüm" töreninde açıkladığı bilgilere göre, 2013 yılında 200 bin, 2014 yılı sonuna kadar ise 400 bin konut ve iş yerinin kentsel dönüşümü tamamlanmış olacak.
Hızlı ve seri bir şekilde insanların ihtiyaçlarını karşılamak, beklentilere cevap verebilmek doğrusu her yiğidin harcı değil. Ki adalet ve Kalkınma Partisi hükümet olduğundan beri bunu alışkanlık haline getirdi. Ve ülkenin her yerine hizmet taşımayı birincil görev olarak yerine getirdi. Millete hizmet sözü vermiş bir siyasi irade için vaadlerini tek tek yerine getirmesi yerinde ve takdire şayan bir durum.
Başbakan Erdoğan kentsel dönüşüm töreninde; “Tüm belediye başkanlarına sesleniyorum; fevkalade bir hal olmadıkça biz bu tür yapılanmalarda gökdelenler dikmemeliyiz. Zemin artı 4 ya da zemin artı 5 katlı binalar olmalıdır. İnsanoğlu toprağa yakın yaşamalı! Çocuklarımızın rahat rahat inip çıkabileceği konutlar inşa etmeliyiz. Okullarda da zemin artı 3 kattan fazlası olmamalı. Çevre Bakanımız da buna dikkat etmeli. Çünkü onun üzerinde tarihi bir mesuliyet var. Biz tarihe kayıt düşüyoruz ve bu tarihi halkımızla beraber inşa ediyoruz. Bu kentsel dönüşüme karşı çıkanlar da var ama biz bedeli ne olursa olsun bunu gerçekleştireceğz. Biz çakma zihniyetlerle yürümüyoruz. Biz halkımızın ruh köküne hitap eden zihniyetlerle yürüyoruz. Bir şehir sadece taş, toprak ve çimentoyla bir araya gelmiyor. Ona insanı katmak gerekiyor. 10 yılda yepyeni bir şehir perspektifi gerçekleştirdik ve onu sürdürdük.” Konunun hassasiyetine binaen altını çizerek söylüyor.
Başbakan Erdoğan şüphesiz Türkiye’nin geçmişinde yapılan bu hataların farkında ki bunları söylüyor ve icranın başındaki Bakanlarına bu uyarıyı yapıyor.
Buna rağmen kentsel dönüşüm çalışmaları neticesinde görünen köyde bazı eksikler öne çıkıyor. Kurulan binalar bülbülyuvası gibi kare kutulardan oluşuyor. Üç artı bir daire denilen evde; oturma salonu, çocuk odası, mutfak sadece adıyla var. Tuvalet ve banyo derseniz bizim hayat tarzımıza aykırı bir sistem. Yapılan binalarda sosyal ve kültürel ihtiyaçlar veya tarihi köklerimize paralel bir dönüşüm olmadığı gibi sadece; demir, çimento, kireç ve kumdan oluşan bir kütle yığını yapılar ortaya konuyor.
Unutmamak lazım, Türkiye’nin dört bir köşesinde hizmet kalitesini bu kadar yukarıya taşıyan Ak Parti hükümeti olması nedeniyle ki, elbette beklentiler de bir o kadar yüksek oluyor.
Bu yüzden hangi alanda olursa olsun alternatif fikir ve düşünceleri biraz da insafla dinlemek ve okumak gerekir diye düşünüyorum. Duygusal değil mantıklı olmak her zaman kazandırır.
Geldiğimiz noktada Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde ilçe kurulması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun yürürlüğe girmesiyle birlikte durumun vahameti büyüyecek gibi.
Çünkü köyleri kentsel dönüşüm adına kat kat beton yığınlarına doldurmakla şehirli olunmuyor. Evet köylü için hayatında görmediği mutfağından suyun akması, belki sıcak bir oda ya da doğal gazla ısınan bir evde oturuyor olması o an için güzel gelebiliyor. Ancak köy hayatına aykırı bu sistemin belli bir süre sonra bıkkınlık ve bedduaya dönüştüğünü de görmek gerekiyor. Çünkü köylünün tarlası, bağı- bahçesi, ahırı ve kümesi apartman dairesine sığmıyor.
Kentsel dönüşüm mantığının yanlış anlaşılmasından kaynaklanan uygulamalar maalesef bu içinden çıkılmaz durumu daha da derinleştiriyor. Sonuçta ise sosyal ve kültürel sığlık, betonlaşmanın eseri olarak karşımıza çıkıyor.
Başbakan Erdoğan kentsel dönüşüm törenlerinde, ‘Mesele yıkmak değil, yeniden yapmak da değil. Bina yaparken milletin gönlünü de yapmak, bir ufuk çizebilmektir.’ Diyor. Başbakan Erdoğan’ın Vurguladığı bu düstur icraatlara ne kadar yansıyor yerinde görmek lazım.
Çünkü Türkiye’nin birçok ilinde, ilçesinde kentsel dönüşüm, sadece kibrit kutusu gibi katlardan oluşan apartmanlar dikmekten ibaret gibi kabul ediliyor.
Ne hikmetse bu ülkede kalıplaşmış, beton yığınlarından oluşan apartman tipiyle konut inşası, medeni bir hareket olarak algılanması gelenek haline gelmiş.
Aslında Avrupa’da ve Amerika’da apartmanlar ötekileştirilmiş göçmenlerin kolay karantinaya alınabilmesi için düşünülmüş, bir nevi toplama kampı için inşa edilmiştir.
Bizde ise modernlik abidesi muamelesi görüyor. Ve çevremizi bu düşüncenin ürünü, beton yığınlarından oluşan ve hiçbir estetiği ve mimari özelliği olmayan kutu kutu kare veya dikdörtgen şekiller sarıyor.
Aslında on yıllık hükümet olan ve 2023 hedefi belirleyen iktidarın, her bölgenin yerel motifleriyle yerel mimarinin teşekkülü için bir girişimde bulunması büyük hizmet olur.
Her bölge için yerel motifleri kapsayan ve modern ve yeni bir mimari anlayışın ortaya çıkması için kentsel dönüşüm uygulamalarında ülke genelinde yarışmalar düzenlense ve mimari açıdan yeni projelerin yapılması sağlansa, en azından bu apartman banalliğinden de kurtulmuş olur şehirlerimiz.
Hala fırsat varken neden olmasın? Böylece yeni bir mimari estetiğimiz ve anlayışımız ortaya çıkar kim bilir?
[email protected]
twitter.com/maomazhar
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

CHP'de kurultay satrancı: 'Kurultay' dedi! Tarih v...

Uyuşturucu operasyonu yapılan 7 ünlünün test sonuç...

'Hurdaya çıkardılar!' Ekrem İmamoğlu: “Yargıyı bi...

CHP’nin sosyal medya hesabı el değiştirdi!

Öcalan: “Demokrasinin kolayca inkar edildiği bir ü...


