Kurumsal Demokrasi ve yasal yapı
Adalet ve Kalkınma Partisi, hükümet olduğu günden itibaren şüphesiz önemli icraatlara imza attı. Söz konusu icraatlar her ne kadar ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine fiziki anlam taşısa da; bunlardan daha önemlisi ve kalıcı olanı anayasa değişiklik paketi çerçevesinde referandum sonucu; yargıda ve demokratik anlamda reform seviyesindeki yasal değişiklikler, Türkiye’nin bürokratik vesayetini derinden sarsmıştır.
Malum olduğu üzere bu durum, 27 Nisan e-muhtırasının arkasından siyasetin bürokrasiye karşı dik duruşu ile daha da netleşmiştir.
Bu arada Türkiye’deki darbe ve muhtıra heveslilerinin ısrarla vazgeçmedikleri ‘kazanılmış vesayet hakkı’ ile ülkeyi yönetme arzuları bitmiş değil.
Bu yüzden bunca yaşanmış acıların tekrar yaşanmaması ve kesin çözüm için yasal demokrasinin, Türkiye'de oturmuş olması gerekiyor.
Ayrıca haddini ve hesabını bilen insanların yanında devlet kurumlarının da yasalar çerçevesinde yeniden şekillenmesi ve revize edilmesi aciliyet arz ediyor.
Normal bir devlette, devletin kurumları arasında senkron ve koordinasyon vardır ve ülkeyi muasır medeniyet çizgisine çıkarmak için iş birliği içerisinde çalışması gerekmektedir.
Devlet kurumları arasındaki ihtilafın boyutlarını görmek için, yakın bir zamanda yaşandığı ve şahit olanların oranı nüfusun yarısından fazlasına tekabül ettiği için, 28 Şubat post modern darbesini öne çıkarmakta fayda görüyorum.
Üniversitelerden yargıya, siyasi partilerden bürokrasiye, devleti oluşturan bütün kurumlar kendi içinde özerk davranarak -aslında bu özerklik kazanılmış-kutsanmış en asil yöneticilikten kaynaklanıyor olsa gerek- halka rağmen iktidarı paylaşmamayı tercih etmiş.
Bu anlamda ‘yasal demokrasi’nin bu ülkede yeniden inşası gerekiyor. Çünkü devletin her kurumunun durumdan vazife çıkardığı bir yasal yapının ivedilikle ele alınması gerekiyor. Bunun da ancak malum olduğu üzere yeni anayasa ile mümkün olabileceğini artık kaf dağının arkasındakiler bile biliyor.
Bunu ise üç dönemdir hükümet olan Adalet ve Kalkınma Partisi zaten yaşayarak görmüş durumda.
Ancak asıl gerçeğin altını çizerek buraya kaydetmek istiyorum.
Türkiye’de ‘yasal demokrasi’ nin oturması için siyasetin kurumsallaşması gerekiyor.
Siyaset de ancak meslek olarak algılanmaktan çıkarılarak yapılabilir. Ki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin üç dönem görevden sonra vekil olma hakkını ortadan kaldıran tüzüğü bu anlamda şüphesiz yol haritası gibi duruyor.
Gelişmiş batı demokrasileri ve örnek olarak gördüğümüz/gösterdiğimiz İngiltere ve ABD’de bu çok rahat uygulanmakta. Ne yazık ki ülkemizde siyaset meslek haline getirilmiş durumda. Hatta aile boyu babadan oğula miras haline getirildi. Belki ABD’de babadan oğula geçen siyasi tercihler olabilir. Fakat oradaki uygulama ile, şahısların devlet kademesinde veya özel sektörde kendini kanıtlamış ve oturmuş siyaset kültürünün içinde rol almasıyla yürüyor.
Türkiye’de siyaset yelpazesinin çok çeşitliliği ile birlikte, halkın yerel ve moral değerlerine rağmen yapılan bir siyaset anlayışı hakim olduğundan maalesef; mühendis, doktor, işçi, gazeteci, veya hangi meslekten olursa olsun siyasete adım attıklarından itibaren onun emrine giriyorlar. Siyaseti halkın hizmeti için kullanmaları ve kontrol etmeleri gerekirken, kendileri siyasetin anaforunda eriyorlar.
Her ne kadar bazı düşüncelerin uygulanmasına fırsat bulunmamış olsa bile, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türkiye’nin vizyonuna kattığı çok yenilikler var.
Bunlardan siyasetin kurumsallaşması adına müsteşarların veya bakan yardımcılarının siyasetin tercihiyle görevlendirilmesi, siyasi partiler ile göreve gelip-gitmeleri, aslında siyasetin temellerinin yeniden inşası için fırsat olabilir gibi duruyor.
Bu aynı zamanda devletin de kurumsallaşmasını sağlayacaktır. Çünkü siyasiler -dr, mühendis, gazeteci, işçi, sanatçı vs.- halka hizmet amacıyla iktidara gelecekler ve halkın hizmetlerine gösterdiği takdir ve teveccüh seviyesine göre normal mesleklerine döneceklerdir.
Bu da devlette kurumsallaşmayı ve yasal demokrasinin oturmasını getirecektir.
Ancak siyasette bu adımlar atılırken, yeni anayasa ile mevcut yasal yapının bir an önce ele alınması gerekiyor. Çünkü mevcut yasal yapı sayesinde Türkiye; darbeler, muhtıralar ve faili meçhuller ile durumdan vazife çıkaranların elinde ağır faturalar ödedi.
Bu yüzden, acı olayların tekrar yaşanmaması için Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başlattığı siyasetteki reform sürecinin tamamlanması gerekiyor.
Bu anlamda üç dönem sonra vekil olmama, bakan yardımcılarının atanması, müsteşarların siyasi partiler ile göreve gelip-gitmesi sanırım siyasi tarihimizin miladı olacak.
Türkiye'de 'yasal yapı ve kurumsal demokrasi' nin oturmasını istemeyenler, umarım seçim sandığı önünde boyunun ölçüsünü alır.
[email protected]
twitter.com/maomazhar







