image
MAZHAR ARSLANOĞLU SAMANYOLU HABER 01 Şub 2012 14:33

Önemli olan zararlı ve suni fay hatlarını tamir edebilmek!

Önemli olan zararlı ve suni fay hatlarını tamir edebilmek!

En son Van depremiyle bu ülke acı gerçekle yine yüzleşti. Son gelen haberlere göre ise bu acının uzantıları arka arkaya geliyor.

Bölgedeki hava şartlarının zorluğuyla birlikte hayat şartlarının daha da ağırlaştığı, bununla birlikte depremzedelerin çadırlarda yaşıyor olması acıların depreşmesine sebep oluyor.

Bütün bu zorlu hayat şartlarına çadır yangınları da eklenince yürekler bir kez daha acıyor.


Ülkenin Doğusu'ndan Batısı'na deprem fay hatlarının konuşulduğu bir dönemde ilginçtir 'insani fay hattı'nın gözardı edilmesi, çağı es geçmemize sebep olabilir mi diye de düşünmüyor değilim.

Yüzyıllardır bu ülke, fay hatlarının olumsuz etkilerinden kurtulamıyor.

Üstelik sun’î ve tabii olan bu iki fay hattının ülke insanı üzerindeki olumsuz etkileri, maalesef hep kalıcı oluyor.

Birincisi ki en tehlikeli olanı suni olan fay hattının bu coğrafyadaki etkisi, fitnenin Türkiye şubesi gibi çalışmasıyla daha ağır ve yıkıcı olmakta.

Ve bu şube, ırkçılığı yedeğinde tutarak; ötekileştirme, ayrıştırma cahiliye dönemine rahmet okutturan şekliyle zuhur etmiş ve insanı insanlıktan çıkarıp hayvani zevklerin ve arzuların emrine mahkûm etmiştir.

Üstelik bu suni fay hattı bu coğrafyayı derinden sarsmış ve insanlığın suyla yoğrulmuş hamurundaki nefsanî istek ve arzuların temsilcisi sirkeyi köpürterek insani erdemlerin ölmesine sebep olmuştur.


Yaratılış hamurunda suyun karşılığı iman ise, sirkenin muadili nefis ve dünyevi arzu-istek ve beklentiler olmuştur.

Pişmiş aşa su katılmaz, sirke de katılmaz ama susuz da aş pişmez.

Sirke insanın mayasında nefis olarak vardır ama suyun arkasından gelir. Hatta en son sırada yer alır. Çünkü insanın dörtte üçü sudur. Bu da arı –saf ve temiz fıtratı oluşturur.

Sirke, insanın mayasında imtihan nedeni olarak vazgeçilmezdir, bu yüzden olduğu yerde sirkeli çorbavari olarak; paça, işkembe veya salata olarak yer alır. Hatta bal ile karıştığında belki şifa yerine geçer. Ama insanın ruhuna alternatif olursa bugünkü cehennemi bir dünya ortaya çıkar. Ve nefis denilen sirkenin etkisine/emrine giren insan esfel-i safiline yelken açmış olur.

Bunun tam aksi insan, nefsin kontrolünü (gemini/zimamını) eline aldığında Ahsen-i takvim ile hem dem olur.

İkincisi, tabii fay hattının (Deprem fay hatları) etkileri ise o anın acıları ve hasarıyla ortaya çıksa bile kolay tamir edilmiştir. Ve kader telakkisiyle; ‘ölümü öldüremezsin, kabir kapısını kapatamazsın’ düsturu ile zamanın çarkına bırakılır. Akabinde ‘tedbir cüzi irade ile olur’ der ve tevekkül idrakiyle bağrına taş basar geçer.


Tam da burada bu coğrafyanın insanı olumsuzlukları, acıları bağrına basıp, hayata sımsıkı sarılarak, dünyanın geçici tamtamlarına pabuç bırakmadan tabii afetlerin sebebi bu fay hattıyla yaşamayı öğrenmiştir.

Öğrenemediği ise suni fay hattının açtığı yaraların tamiridir.

Yer küre yaratılalı beri insanlığın ayağının altında olan tabii fay hattının zaman zaman üsttekileri rahatsız ettiğinde ise; insani değerleri unutmuş olanlar ne hazindir ki apansız kalabiliyor.

Çaresizlik içinde kaderi ya da ötekileri suçlayarak; tabi fay hattının açtığı çukurdan daha büyük bir çukura düşüyor.

Bununla birlikte tabii fay hattının yaralarını insani değerlerle atlatanlar ise dünyayı yeniden imar etmekte gösterdikleri maharetle yeryüzünün temsilcileri olduklarını ve sahip oldukları erdem sayesinde ayakta kalmışlardır.

Dünya, İnsanlık fay hattının devre dışı kaldığı dönemlerde insanlık için hep hüzün hep kaos ve de anarşinin merkezi olmuştur.

Ancak bu coğrafyada insani fay hattını kontrol eden yeryüzünün temsilcileri; yaşanabilir bir dünya kurmuşlar ve üstelik farklılıklarıyla yaşayan ve ayrımcılıktan, ötekileştirmeden uzak bir yaşam tarzıyla örnek olmuşlar, yaşatma için yaşamayı tercih etmişlerdir.


Yeryüzünün nimetlerini paylaşmak istemeyen egoist zihniyetin dünyayı sardığı dönemler ise, insani fay hattını kaybettiğimizin resmi haline gelmiştir.

Çünkü kaybettiğimiz ‘insanlık fayı’nın yaraları dünyada bulunan dağ zirvelerinden daha yüksek.

İşin ilginç yanı ise dünyayı cennet ve cehennem olarak gören bir hayat tarzının yüzyıllardır beynimizi işgalinden beridir bir insanlık dramını yaşıyoruz, ama farkında değiliz.

Hazin olan ise dünyayı yaşamak adına; Ün, şöhret, makam, mansıbın yanında yat, kat, yazlık, kışlık sahibi olmak için aleni olarak insanlar birbirini kırıp duruyor.

İşte sırf bu yüzden ve bu dünyanın hatırına insanlığın ‘odun’ olduğu bir cehennem-i fırına dönüştürmüşüz bu hayatı.

Öte yandan yeryüzünün mirasçısı, insanı yeniden keşfetme adına imanındaki inkişafın yenilemesine her dönem ihtiyaç duymuştur.


Bu anlamda insanın, imanının inkişafının irfanını artırdığını ve dünya hayatının anlamını bir kez daha fikir jimnastiğine almasından geçtiğini görmek gerekiyor.

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, Sızıntı Dergisi’nin 1999 Nisan sayısında yayımlanan, “Yeri ve Sorumluluklarıyla İnsan” makalesindeki; ”Hakikî bir insan bütün bir ömür boyu evvelâ, imanıyla duygu ve düşüncelerini plânlar, değişik ibadet çeşitleriyle ferdî ve içtimaî hayatını düzene sokar, genel muameleleriyle aile ve toplum münasebetlerini dengeler ve arzın derinliklerinden semanın enginliklerine kadar her yerde nev'inin bayrağını dalgalandırarak gerçek bir halife olmanın gereklerini yerine getirip iradesinin hakkını edâ etmeye çalışır; çalışır ve yeryüzünü imar eder, varlıkla insanoğlu arasındaki âhengi korur, arz ve semanın zenginliklerini arkasına alarak, Yaradan'ın emri ve izni dairesinde hayatın rengini, şeklini, şivesini daha bir insanî seviyeye getirmeye gayret eder.” İfadeleri, bunu çok net olarak ortaya koyuyor doğrusu.

İşte burada yerin altındaki fayların ikide bir, insanı rahatsız etmesi bu anlamda etkisiz ve anlamsız kalacağı muhakkak duruyor.

Çünkü ‘iman insanı insan eder, belki de sultan eder’ düsturu tam da bu fikrin menşeidir.

mahararslanoglu@gmail.com

twitter.com/maomazhar

Türkçe Olimpiyatları

GÜNÜN KARİKATÜRÜ