Yeter ki biz, 'Bizce' olabilelim!

Batı’nın sanayideki atılımı tüm dünyada onun üstünlüğünün şüphesiz tapusu oldu. Bu üstünlük ise ona kendi kültürünü diğer dünya devletlerine dominant şekilde benimseme önceliğini verdi. 1.nci ve 2.nci dünya savaşından sonra ortaya çıkan network merkezli devletler sistemi de bu durumu tetikleyince, malum bugünkü modern anlayış zihinlere kurtuluş gibi geldi. Yatıp kalkmadan, günlük işlerin düzenlenmesi ve yeme içmeye kadar her alanda batıyı taklit, medeniyet telakkisi oldu. Ancak son yüzyıllık ‘insanlık buhranı’ bu medeniyetvari anlayışın ‘çocuğu’ olduğu geç de olsa fark edildi. Bu anlamda geldiğimiz noktada tüm dünyada gelecek nesillerin kurtuluşu için çözüm yolları aranıyor ve insani değerlerin yeniden inşası için alternatifler aranıyor. Potansiyel bir insanlık geçmişine sahip bir nesil olarak değişik ırk, dil ve dine mensup insanların adaletin gölgesinde bir arada tutan sosyal ve kültür yapımız bize bu öz güveni yeniden veriyor. Bu noktada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama’nın Beyaz Saray buluşmasını kritiğe tabi tutmak vacip gibi duruyor. Konuya geçmeden önce malum olduğu üzere Başbakan Erdoğan’ın, Başkan Obama ile görüşmesinin öncelikleri arasında bölgedeki sorunlarla birlikte ABD ile sıkı müttefiklik ekseninde ekonomik iş birliği gibi başlıklar da yer aldı. Ki medya ziyaret boyunca bu konularda karşılıklı yapılan görüşmelerin detaylarını satır satır yayımladı. Kritiğe giren konulardan biri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, beraberindeki heyetle ABD'ye ulaşmasıyla birlikte, Başbakanın, hava üssünde askeri törenle karşılanmasıydı. Diğer bir özel konu ise Resmi ziyaret için ABD'ye giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özel yabancı konuklara tahsis edilen Blair House'ta ikamet emiş olması. Üstüne üstlük normalde bu bina önünde sadece ABD bayrağı asılı dururken, Türk bayrağı da Başbakan’a özel göndere çekilmesidir. Ne var bunda? denilebilir. Obama, “Türk atasözü ile ‘kaz gelecek yerden tavuk esirgememiş’ veya bölgedeki gelişmeler üzerine Türkiye’ye verdiği önemi göstermek adına bunları yapıyor, ya da bunların dışında görüşmeden elle tutulur bir sonuç alınamadı ki, ‘dağ fare doğurdu’ sadece cilalı imaj’ın yansımaları bunlar” şeklinde yorumlanabilir. Ancak asıl önemli konu bence birlikte yenilen yemek masasındaki ince detay. Konu malum medyada yer aldı ama hatırlatma adına tekrar yazalım. Medyaya yansıyan yemek salonundan geçilen bir fotoğraftaki detay çok ince bir siyasetin ve bir özenin göstergesiydi. Beyaz Saray yetkilileri, servis düzenini Başbakan Erdoğan'ın hassasiyetlerini göz önüne alarak gerçekleştirmiş. Ve bıçakların Başbakan Erdoğan'ın önünde yer alan servis tabağının sol tarafına yerleştirmişler. Başbakan’ın yemeği sağ eliyle yiyor olması ve bu konudaki hassasiyetinden dolayı, ona karşı Beyaz saray bürokrasisi (Obama yönetimi de diyebiliriz) bir ince ayar çekmiş. Koalisyon hükümeti Başbakanı rahmetli Ecevit’in, dönemin Başkanı Clinton’un önündeki elpençe divan duruşunu gösteren fotoğrafı hatırlayınca, Başbakan Erdoğan’a gösterilen bu hassasiyet aslında ayakları üzerinde duran Türkiye’ye verilen önemi de ortaya koyuyor. Ayrıca Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyaretinde yemek masasında öne çıkan bu hassasiyet ve Beyaz saray bürokrasisinin tercihi, doğrusu bizim laiklerin kulaklarına küpe olur mu diye de düşünmüyor değilim. Çünkü Başbakan Erdoğan’ın ne ABD’ye gelişinde askeri tören ile karşılanması ne de ikamet ettiği Blair House'ta Türk bayrağının göndere çekilmesi aslında benim için bu kadar önem arz etmiyor. Önemli olan sizin bir masaya oturduğunuz şahısların aynı inanç, sosyal ve kültürel yapıyı paylaşıyor olmalarından ziyade herkesi kendi konumunda ve hassasiyetlerine uygun zeminin olmasıdır. Veya ev sahibinin sizin değer yargılarınıza ehemmiyet verdiğini göstermesidir. Bu yüzden evrensel insani değerlerle donanmış inanç yapımızdan gelen zenginliğimiz (yardımlaşma, düşene el uzatma, elinden tutma, insanların din ve vicdan özgürlüğüne karşı hoşgörülü olma, rengine, diline, ırkına üstünlük göstermeme) dünyanın muhtaç olduğu ruhun karşılığıdır diyorum. Bu vasılar fazlasıyla bu milletin genlerinde var ve dünyaya bu değerleri tekrar gösterecek ve yaşatacak potansiyeli taşıyor. Ki, bence bu siyasi irade, Türkiye’nin yerel ve moral değerlerine sahip çıkarak ve bu anlamda alçak gönüllüğünü göz ardı etmezse daha çok iktidar görür. Yeter ki biz, 'Bizce' olabilelim! [email protected] twitter.com/maomazhar

YAZARIN SON YAZILARI