'Cihad'tan anlaşılan mana

Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

25 Ara 2019 11:01
  •  Cihad, Allah ile kul arasındaki engelleri kaldırma mevzûnda gösterilen gayret ve bu hususta her türlü meşakkat ve zorluğa göğüs germektir. Bu mevzuda mü’minin vazifesi, Allah tarafından kendisine emanet edilen maddi -manevi bütün imkânlarını sarf ederek,din-i mübin-i İslam’ı kavl-i leyyinle (tatlı dil ve güleryüzle) muhtaç olanlara duyurmak, sevdirmektir.
         
    İslam dininde, savaştan daha ziyade barış esas alınmıştır. Cihad, bir saldırı değil, herhangi bir saldırıya karşı savunmadır. İnsanları mutluluğa götüren yollardaki engelleri kaldırmaktır. Allah’ın yüce adının bayraklaşması (i’lâ-yıKelimetullah) uğrunda gösterilen cehd, sergilenen sa’y, gayret veözveridir. Müslüman olan kadın- erkek, yaşlı- genç herkes, bu manadaki cihad vazifesiyle mükelleftir. 
        
    Peygamber Efendimiz (sav) “Allah yolunda cihad, amellerin en faziletlisidir.” (Müslim,Tirmiz’i)
           
    Ve yine Efendimiz (sav), “ Gerçek mücahid, nefsiyle cihad eden kimsedir.”(Tirmizi)  buyurmuşlardır. 
            
    Allah Resulü (sav) , Tebük seferi dönüşünde ashabına, “ Şimdi küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.” buyurdular. Ya Rasûlallah, ‘Büyük cihad nedir? Bize daha büyük bir düşman mı saldırıyor? Dediler. ‘Hayır, Büyük cihad,  Nefisle mücadeledir.’ buyurdular. (Keşf’ül Hafa)

    Efendimiz’in(sav) ifadesiyle cihadın iki yönü vardır: Cihad-ı Ekber, Cihad-ı Asgar. Bu, bir hakikatin iki yüzünden ibarettir. Birincisi, hayat boyu devam etmesine karşılık; ikincisi, belirli zamanlarda, şartlar tahhakkuk edince başvurulan bir yoldur. Başka bir ifadeyle, küçük cihadın etrafta makes bulabilmesinin şartı, onu gerçekleştirecek insanların büyük cihad meselesinde kararlı ve şuurlu olmalarıyla yakından alakalıdır.
          
    Cihad-ı Ekber; bir kimsenin haramları terk edip, farzları işlemek, İslam’ın çirkin gördüğü büyük- küçük her türlü kötülüğü terk edip, Sünnet-i Seniyye’ye uygun hareket ederekbaşkalarına örnek olmaya, engellere takılmadan, ye’se düşmeden, sarsılmadan Allah yolunda sebat etmeye denir.
         
    Cihad-ı asğar ise;İslam’ın yüceltilmesi ve Allah’ı kullarına sevdirme gayreti içinde bulunanlaraengel olup saldıran Allah ve din düşmanlarına mukabil  meşrû dairede savaşılmasına, mücadele edilmesine  denir.
         
    Mü’min, birincisi olan Cihad-ı Ekber ile, kalbi ile Allah arasındaki engelleri kaldırmayı, rûhî ve kalbî hayatı itibariyle yükselmeyi,insan-ı kâmil olmayı esas maksat yapmalıdır. İkincisi olan Cihad-ı Asğar ile de; Allah ile kulları arasındaki engelleri kaldırırken, engel olmaya ve zarar vermeye çalışanlara karşı da, malı ve canı ile mücadele etmesini bilmeli, mukaddeslerini korumayı hedeflemelidir.
            
    Gerçek mücahitler, önce kendi nefisleri ile olan cihadı tamamlamalı, sonra da İslam’ın gerçeklerini ve güzelliklerini, model ve örnek bir insan olarak etrafa duyurma ve sevdirmeye gayret göstermelidirler.
            
    İslam’ı temsil edenlerin; kalb istikametini korumaları, tavır ve davranışlarını Kur’an ve Sünnet’e göre ayarlamaları, hiçbir beklentiye girmeden Hakkı tutup kaldırmaya çalışmalı, tenkitten kaçınmalıdırlar ki, bu büyük cihaddır. 
            
    Onlar, neslin seviyesini yükseltmeye çalışmalı, yol emniyetini sağlamalı,yolunuzu kesenlere fırsat vermemeli, muhtaç insanlığın ihtiyacı için sürekli plan, proje üretmelidirler ki, bu da küçük cihad olarak yorumlanabilir.
           
    Cihadın en büyüğü, en büyük düşmana karşı yapılır.Nebiler Sultanı Efendimiz (sav), “Senin en güçlü,en zararlı düşmanın nefsindir.”(Acluni, Keşf’ül Hafa)
           
    Ve yine “ Allah’ım! Göz açıp kapayıncaya kadar olsun Beni nefsimle başbaşa bırakma”  buyurarak bu gerçeği ifade etmektedir. (Hakim,Müstedrek)
          
    En’am Suresi 12.ayette Cenab-ı Hak, (Habibim) “Deki, Şüphesiz benim namazım da, ibadetlerim de, hayatım ve ölümüm de Alemlerin Rabbi Allah içindir.” buyuruyor.
           
     İnsan, etrafına anlattığı ve her platformda mücadelesini yaptığı hakikatleri, nefsinde yaşamıyorsa, böyle bir şahsın başarlı olması düşünülemez.Toplum fertlerden oluştuğuna göre, her fert, cihad farîzasında kendi nefsini hedef almalıdır. Böyle fertlerden oluşan bir toplumun değişik arızalara kapalı olduğu ve olacağı kesindir. 
         
     Tarihte ve günümüzde bazen kavramlar yanlış anlaşılmış ve yanlış uygulamalara sebebiyet vermiştir. Cihadı bütünüyle nefsi ile mücadele olarak anlayan bir kesim, inandığı dinini, etrafında ve dış dünyada temsilini bir kenara bırakmış, bir kenara çekilmiş ve sadece ibadet Allah’ı zikir ile meşgul olmuştur. 
         
     Buna karşılık diğer bir kesim de, cihadı düşmanlarla mücadele etme olarak anlamış,vatan kavramını öne çıkararak bunun ötesinde hiçbir şeyi görmemiş, hatta her mü’mine farz olan ibadetleri dahi ihmal edebilmiştir.
             
    Ebu Hüreyre (r.a), “ Tatlı suları bulunan bir dağdan geçerken orası çok hoşuna gittiği için, ‘keşke insanlardan ayrılıp şu dağda otursam, gece gündüz ibadetle meşgul olsam’ diye içinden geçirdi ve Efendimiz’e (sav) sordu.  Peygamber Efendimiz (sav), “ Sakın böyle bir şey yapma. Sizden birinizin Allah yolunda cihad etmesi, bu yolda gayret sarfetmesi, evinde oturup yetmiş sene (nafile) namaz kılmasından daha hayırlıdır......” (Tirmizi) buyurdular.

    Cihad, müslümanları her zaman canlı tutan bir hayat kaynağıdır. Aynı zamanda mü’min içincihad, iç ve dış fetih dengesidir. Dünyada hak, hürriyet ve adaletin sağlanması, maddî-manevî değerlerin korunması cihad sayesinde mümkün olacaktır. 
          
     Hz.Üstad’ın, ‘Medenilere galebe ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir’ (Hutbe-i Şamiye) tesbiti, cihad kavramına ayrı bir buud kazandırmıştır.
          
     Dalâlet vadilerinde dolaşan, kurtuluş yolları arayan, hayatlarını bir hiç uğruna zayi eden insanlara karşı mü’minler; bir taraftan insan olmanın hakkını verme, diğer taraftan Allah’ın Müslümana yüklediği sorumluluk adına, bulunduğu yer ve konum, sahip olduğu imkân ve şartlar çerçevesinde, bu vazifeyi yerine getirmekle mükelleftirler. 
           
    Nisa sûresi95ve 96.ayetlerde Cenab-ı Hak;
          “Özür sahibi olmaksızın cihaddan geri kalan mü’minlerle, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden mü’minler elbette bir olmaz. Allah, malları ve canları ile mücahede edenleri, derece bakımından, cihada gitmeyenlerden üstün kılmıştır.”
             “Gerçi Allah hepsine de en güzel yurt olan cenneti vâd etmiştir. Ama mücahede edenleri, cihada katılmayanlardan çok daha büyük mükâfatlarla, tarafından derece derece rütbeler, hususi bir mağfiret ve rahmetle mümtaz kılmıştır. Değil mi ki Allah gafurdur, rahimdir (affı, merhamet ve ihsanı boldur)” buyurmaktadır.
           Mü’min, Cenab-ı Hakk’ı hoşnut edecek bir cihad yapmalıdır, ona yakışan budur. Hak ve hakikati anlatıp neşretmenin yanında, arzularını da kontrol altına almalı, ciddi bir murakabe ve muhasebe şuuruyla hareket etmelidir.
         Kendini cihada adamış mü’min, Allah’ı herşeye tercih edecek şekilde, Kalbini Allah’ın rızasına kilitlemeli, yaptığı ve yapacağı her ameli; ihlasla, samimiyetle, içten ve gönül insanı olarak yapmalıdır ki, yaratılış gayesine uygun hareket etmiş olsun.
           İç ve dış fetih, ancak cihad ruhuyla elde edilir. Cihad ruhunu temsil eden mü’min, kalbini imanla tenvir ederken, kafasını ilimle aydınlatmalıdır. Böylece ruh ve beden, dünya ve ahiret muvazenesini kurabilsin. Kalbiyle Allah’a yaklaşırken, akıl ve ilmiyle de insanlığın muhtaç olduğu hakikatleri temsil yoluyla,  güven telkin ederek sunabilsin.
          Peygamberlik mesleğinde mü’mine terettüp eden sorumluluk, herşeyden evvel Allah’ın kullarına tanıtılması ve sevdirilmesi, Efendimiz’in  (sav) rehberliğinde muhtaç olan insanlara sırat-ı müstakimi hedef olarak gösterip mes’uliyetinin hakkını vermesidir. 
           İnsan vardır; dünya zevk ve nimetleri için ahiretini feda eder. İnsan da vardır; dünyasını hep ahireti için kullanır. İşte mü’min, bu ikinci tip insandır. O dünyada, kensine verilen herşeyi ahiret binasını kurma yolunda kullanır. Aziz olarak yaşamanın yolu, yerinde ölmesini bilmektir. Böylesine kendini davasına adayan bir mü’minin, aşamayacağı hiçbir şey yoktur. –Biiznillah-

    25 Ara 2019 11:01
    YAZARIN SON YAZILARI