Mukaddes Vazife -2

Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

19 Ara 2019 11:20

  •          Maddî-mânevî hizmet-i îmâniye ve Kur’âniye’nin sorumluluğunu, kaderin sevkiyle omuzlayan başta dâvây-ı İslâm’ı temsil eden büyük zâtlar, şahs-ı mânevî olarak dâvâya sahip çıkıp destek olan, hâdim, kardeş, dost, taraftar, A’dan Z’ye ne kadar hâlis, muhlis, fedâkar kadın-erkek, yaşlı-genç, kahraman kardeşlerimiz ve ehl-i îman varsa; bugün bunlar tarihte eşine az rastlanan büyük imtihana tâbi tutulmuş durumdadırlar.
    Cenâb-ı Hak Ahkâf sûresi 13. ve 14.âyetlerde; “Onlar ki, ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip, sonra da dürüst hareket ederler, işte onlara korku ve endişe yoktur, onlar kendilerini üzecek hiçbir durumla da karşılaşmazlar.”
    “Onlar cennetlik olup, yaptıkları güzel işlere karşılık olarak ebedî kalmak üzere o cennetlere girerler” buyurmaktadır. 
    O büyük zâtlar ve iman şuuruyla şereflenmiş ehl-i imanın en büyük ızdırâbı, sıkıntısı; hizmete, dine yapılan tahribatlardır. Neslin îmandan, Kur’ân’dan mahrum bırakılmasıdır.
          Elli yıllık kader birliğimiz olan, yaratılış gayesinin şuurundan mahrum insanlığın iman zâfı yaşamasının sıkıntısını vicdanında duyan zât; ‘İğnesiz bütün dişlerimi çekseler, bütün âile efrâdımın hepsi birden ölseler, bunların ıztırâbı dâvây-ı İslâm’a, ülkeye, insanımıza ve dünyâ barışına yapılan tahrip kadar beni üzmez’ buyurmaktadır. 
          Şayet tanıyabildim ise, o zât –elhak- doğru söylüyor. O’nun derdi; dünyâdan daha ziyâde  insanların ebedî hayâtlarını yâni;  âhiretlerini kurtarmaları  için  onlara destek olma gayreti içinde bulunmaktır.
          Basiretler kör ise, vücut sarayına pencere olarak yerleştirilen gözler görmez. İnsanlar, hakîkati göremeyince o zaman, iman dâvâsı tehlike arzeder.
          Bundan dolayı  böylesine hayırlı, faydalı bir hizmete bilerek veya bilmeyerek engel olmak isteyenlere mukâbil, Allah’ın  bütün dünyâda lütfettiği fırsatları, insanlık hayrına, dünyâ barışına katkıda bulunma gayreti içinde kullanmak bize düşmektedir. Neticede hükmü vermek, mührü basmak Rabbbimiz’e aittir.
         Mutlak hâkim Allah’dır. Hükmü verecek O’dur. Kâinatta hiçbir şey başıboş değildir, tesâdüfe yer yoktur. Murâd-ı İlâhi olmadan hiçbirşey olmaz. Olup biten zorluklar elbette ehl-i imanı üzer ama, mü’min Allah’dan (cc) daha çok şefkatli, merhametli olmaya kalkar ise, O’nun (cc) işine müdahale etmiş olur ve sorumlu duruma düşebilir.
         ‘Büyük başarılar, çekilen çile ve ızdırâplar neticesidir. Cereme ganimet ölçüsündedir. Müslümanlığı çok ucuza elde ettik. Allah Resûlü’nün (sav) iltifâtının bedeli çok pahalıdır. Yolunda olanlar, bunu hiçbir an unutmamalıdırlar. Sokaklar çirkef akarken, Allah’ın âhiret ve cennet kokan îmana ve Kur’an’a hizmet etme kapısını açıp, buyurun demesi ne büyük bir lütuftur. Bunun hakkını vermek mü’minlere düşüyor’.***
          Herkes fânidir. Mü’minler, gelecek nesle ârızasız bu dâvâyı emânet etmekle mükellefdirler. Dünyâya yenilmeden, dünyâyı elinin tersiyle itemiyorlarsa, Allah’la irtibatları o ölçüdedir.
          Allah (cc), her devirde Dâr-ün Nedve’lere mukâbil, Dâr-ül Erkam’lar lütfetmiştir. Birinde sürekli fitne, fesât, yakıp yıkmak, kendi çıkarları ve rahatları adına mazlumları ezmek ve zulmetmek vardır.
         Diğerinde ise; şefkât, merhamet, hayır, yümün ve bereket, aynı zamanda ortalığı yakıp yıkan, fitne ve fesât çıkaranlara karşı ıslahçı rol oynamak vardır.
          Allah (cc), îman ve Kur’an hâdimlerine Dâr-ül Erkam ruhunu temsil ettirmektedir. İnsanlar için cennete giden yolları açmak, Cehenneme giden yolları tıkamak, kullarıyla Allah arasındaki engelleri kaldırmak, bütün insanları yaratılış gâyesine uygun, hakîki insanlık seviyesine yükseltmek fırsatını vermiştir.
          Gelecek nesiller, böylesine sabır ve sebât içinde duruşunuza, Allah’a olan tevekkül ve teslimiyetle, Resûlullah’a olan muhabbet ve bağlılıkla yapmış olduğunuz insanlık hizmetinize hayran kalacak, sizleri hayırla yâd edecektir.
          Hz.İbrahim (as) emr-i ilâhi ile Hz.Hâcer anamızı ve müstakbel peygamber Hz.İsmâil’i (as), ıssız, sessiz, kimsesiz, kayaların arasında sıcak çöl olan Mekke’ye bırakmıştı. Yemek yok, su yok.. Bir kadın ve bir çocuk.. Onları Allah’a emânet edip ayrılmıştı..
          Hz.Hacer vâlidemiz, ‘Yâ İbrahim, bizi bırakıp nereye gidiyorsun!’ diyerek seslenmiş; o büyük Nebî (as), şefkât galebe çalar endişesiyle geriye dönüp bakmamıştı. Bunun üzerine annemiz; ‘Yâ İbrahim! O’nun emri ise, yolun açık olsun. O bize sâhip çıkar’ deyip Allah’a teslim olmuştu.
         Hz.İsmâil (as) çocuktu. Hz.İbrahim (as); ‘Oğlum, rüyamda seni kurban ederken gördüm’ demesine mukâbil Hz.İsmâil; ‘Babacığım, O’nun emrini uygula! Beni sabredenlerden bulacaksın’ deyip, Allah’a ve babasına teslim olmuştu.
         Bugün de, bâzılarının hürriyetleri ellerinden alındı. Bâzıları, anne-babasına, eşine, çocuklarına hasret durumda. Cenâzelerine bile katılma şansına sâhip değiller. 
          Buna rağmen mü’minler, âile efradlarını, yakınlarını Allah’a havâle edip, O’na (cc) teslim ve tevekkül içinde hizmetlerine devam edecekler. Zirâ, bu mukaddes vazifenin sorumluluğunu yerine getirenlerin, başlarına gelen bu sıkıntılara karşı, vefâlı olma  ve karşılığını Allah’dan beklemeleri için  sabretmeleri gerekmektedir.

    19 Ara 2019 11:20
    YAZARIN SON YAZILARI