Şuhur-u Selase ve Regaib Kandili

Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

19 Mar 2018 10:35
  • Efendimiz (sav);  ‘Allahım! Bize Recep ve Şaban’ı mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.’ Âmin (Müsned) ve yine bir hâdis-i şeriflerinde, ‘Recep Allah Teâlâ’nın, Şaban benim, Ramazan mübârek ise ümmetimin ayıdır’  (Keşful-Hâfâ) buyurmuşlardır.
        
    Asırlar içinde saâdet asrı, yıllar içinde Kur’ân’ın nâzil olduğu yıllar, aylar içinde mübârek Ramazân-ı Şerif, günler içinde Cuma, geceler içinde (bin aydan daha hayırlı) Kadir gecesi, saatler içinde (duâların kabul olacağı) Cuma saati..
        
    Bunların âhiret hayâtımızı kazanma adına ne büyük fırsatlar olduğunun farkına varmıyor, gerçek mânâda takdir edip âhiret yatırımı haline getiremiyoruz. 
        
    Halbuki, bu fırsatları ibâdetle, zikir, fikir ve ilimle, hizmet-i Îmâniye ve Kur’âniye ile, muhtaçlara gerçekleri tebliğ ve temsil yoluyla duyurmak ve değerlendirmek, ömrü boş şeylerle israf etmemek, inanmış gönüller için önem arz ediyor.
       
    Mezkûr mübârek asır, yıl, ay, gün ve gecelerin hepsinin ortak özelliği, insanlara yaratılış  gâyesini hatırlatmaya, rûhî ve kalbî kemâlâta ulaştırmaya, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı uyarmaya ve dünyâyı âhiret hayatları adına değerlendirmeye vesîle olmasıdır. 
        
    Mübârek üç aylar ve içindeki bereketli geceler mü’minler için bir fırsattır. Bu fırsatı, ülfet ve ünsiyetin boğucu atmosferinden, atâlet ve meskenetin zillet ve sefâletinden kurtularak, gafletten uyanmak için değerlendirmelidirler. 
       
    ‘Şuhûr-u Selâse’ diye bilinen üç aylar, ilâhî rahmet kapılarının açıldığı, coştuğu  Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır.  Aczimizi, zâfımızı, hâlimizi, perişâniyetimizi, sıkıntılarımızı duâ ve yakarışlarla Allah’a (cc) arzetme ve pişmanlık gözyaşlarıyla günahlardan kurtulma adına kaçırılmayacak mânevî bir mevsimdir. 
          
    Allah (cc) bu aylarda sevapları  kat kat artırmaktadır. Normal zamanlarda bire on olan sevaplar, Recep ayında yüz, Şaban ayında üçyüz, Ramazan ayında bine çıkar. Kadir gecesinde coşmuş olan Rahmet, otuz bine yükselir. İnananların bin aydan daha hayırlı sevap kazanmalarına vesile olur. 
        
    Bu aylar müthiş bir âhiret pazarıdır. Bu pazar iyi değerlendirilmelidir. Bu aylarda îmânımızın artmasına vesîle olacak ilimle, ibâdetle , zikir ve fikirle  meşgul olmalı, haram ve günahlara karşı daha temkinli ve dikkatli hareket edilmelidir.
       
    Bu aylarda daha çok Kur’ân-ı Mûciz-ül Beyân ile meşgul olunmalı, en azından bir meâl tâkibi yapıp, aynı zamanda kaynaklarımızdan beslenmeyi ihmal etmemeliyiz. Bilhassa ibâdetler, daha duyarlı ve şuurlu yapılmalıdır. 
        
    Kalp ve kafayı kirletecek gıybetten, yalandan, isnat ve iftirâlardan, dedikodu ve lüzumsuz münâkaşalardan, boş lakırtılardan uzak durmalıyız. Çok kıymetli olan vaktimizi;  Kur’ân ve îman hakikatlerine muhtaç olanların  uyarılmaları adına tebliğ ve irşâda ayırmalıyız.
       
    Böyle olursa, Rahmet-i İlâhiyenin celbine vesîle olur. Çocuklarımız, komşu ve akrabalarımız, daha çok o feyiz ve bereketten, mânevî atmosferden istifâde etmiş olurlar. Biz de, vazife yapmış olmanın mutluluk ve huzurunu vicdanımızda duymuş oluruz.
       
    Mübârek aylar ve geceler, Rahmet-i sonsuz olan Allah’ın feyiz ve bereketinin öylesine coştuğu mevsimlerdir ki, bu fırsatı mü’minlerin kaçırmamaları, değerlendirmeleri  gereken zaman dilimleridir.
       
    Zaman dairemsi döndüğünden dolayı Allah (cc), bizleri affetmek ve rahmetiyle mânevî kirlerden arındırmak için, her yıl bu ayları ve geceleri kurduğu sistemin gereği olarak bizlere tekrar tekrar lütfediyor ki;  yunup yıkanalım, bayramı tertemiz karşılayalım diye.
       
    Her gün ömür takvimimizden bir yaprak kopup gidiyor. Bu yaprakları kirli, boş göndermemek için; bilhassa bu mübârek gün ve geceleri Rabbimizi hoşnut ve râzı edecek amellerle doldurarak göndermemiz gerekiyor. 
       
    Zîrâ; Kirâmen Kâtibin zerresi zâyî olmayacak şekilde, amelleri emr-i İlâhi ile kayda almaktadır. Bir gün Büyük Mahkeme’de karşımıza çıkacak ve bu amellerin mutlaka hesâbı sorulacaktır: ‘Gençliğini nerde zâyî ettin, ömrünü nerede tükettin?’ gibi...
        
    Cenâb-ı Hak Nûr sûresi 31.ayette,” .....Ey müminler! Hepiniz toptan Allah’a tövbe ediniz ki felâha eresiniz” buyurmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (sav) de; ‘ İnsanların hepsi hata edici, günah işleyicidir. Hata edenlerin en hayırlısı ise, hatasını bilip tövbe edenlerdir’ (Tirmizi) hatırlatmasında bulunmuştur.  
         
    Hz.Ömer’e (ra) isnat edilen, ‘Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz’ sözü de, su gibi akan ömrümüzün farkına vararak, bilhassa bu mübarek gecelerde kapımızın ziline basılarak bizi uyandırmaktadır.
       
    Mübârek aylar ve geceler de, kulu Allah’a ulaştıracak, rızâsını kazandıracak amellere; en az bire on, bire yüz, bire bin hattâ, Kadir gecesinde bire otuz bin olarak sevap verilir. Mü’min, o bir geceyi iyi değerlendirirse, bin ay ibâdet yapmış gibi sevap ve hayır kazanma imkânını elde etmiş olacaktır.
        
    Bu mübârek aylar ve geceler, ruhların derinliklerinde yeni bir heyecan, âhiret hayâtı adına tâze bir canlılık, gönüllerde lâhûtî bir huzur hissettirir. Bu mübârek ‘şuhûr-u selâseyi’ -üç ayları-, âhiret hayâtımız adına bulunmaz bir fırsat kabul edip iyi değerlendirmeliyiz. 
       
    Seneye bir daha bu mübârek aylara, onlarda elde etmiş olduğumuz sevaplara, ya kavuşuruz, ya kavuşamayız. ‘Son defa Allah bunları bana nasip etti’ deyip, ona göre değerlendirmemiz gerekir. 
        
    Recep ayının ilk Cuma gecesi yânî, perşembeyi Cuma’ya bağlayan geceye  ‘Leyle-i Regâib’ denir. Regâib; çok bereketli, ihsan ve lütufla dolu, kıymet ve değeri büyük, iyi değerlendirilmesi gereken gece demektir.
        
    Regâib Kandili;  Âmine vâlidemizin kâinâtın en kıymetli varlığı Efendimiz’e (sav)  hâmile kaldığını  hissettiği ve bu şerefli misâfirin kendisine emânet edildiği gecedir.
           
    Efendimiz (sav) bu gecede bir takım fiilî tecellilere, nuranî mevhibelere erişmiş, bu vesîle ile Allah’a hamdetmiş, şükretmiş, duâ ve istiğfarda bulunup namaz kılmıştır.
        
    Regâib gecesi; Recep ayının 26’sını 27’sine bağlayan, Efendimiz ‘in (sav) zamandan, mekandan, cihetten münezzeh olan Rabb-ül âlemin  Allah’a mülâki olduğu  Mirâc gecesini, 
    Şaban ayının 15.gecesi  -her yönüyle bereket dolu olan- Berât gecesini,
    Nihâyet faziletlerle, bereketlerle, af ve mağfiretlerle dolu, Rahmet kapılarının açılıp, Cehennem kapılarının kapandığı ve şeytanların zincire vurulduğu mübarek Ramazan-ı Şerif ayını, 
    Değerlendirildiği takdirde 81 yıllık bir ömrün kazancını elde etmemize vesîle olan Kadir gecesini,
    Neticede de pırıl pırıl, tertemiz Bayram’ın idrâkinin müjdesini bize vermekte; bu mübârek ayları, geceleri hatırlatıp, değerlendirilmesi gerektiğine dikkatlerimizi çekmektedir. Bizi ikaz edip uyarmaktadır.
       
    En başta ifâde edildiği gibi, Yüce Allah (cc) kâinat içinde dünyâyı, dünyâ içinde Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Müvevvere’yi, canlılar içinde insanı, insanlar içinde Hz.Muhammed’i  (sav), aylar içinde Ramazan-ı Şerif’i, günler içinde Cuma’yı, geceler içinde ise, Kadir gecesini -lihikmetin- intihâb etmiş, seçmiştir.
       
    Her müslüman, bu mübârek gün ve gecelerle ilgili doğru bilgileri öğrenmeye hassâsiyet göstermelidir. Evet, insanlar olarak bizler kendi irâdemizle kalamadığımız  ve  durdurulmadığımız bu dünyâda muvakkaten yaşamaktayız.
       
    Yaşadığımız bu dünyâ inişli çıkışlı, kederli ve üzüntülüdür. Çoğu kez mutlu olur, huzurlu oluruz; bazen de üzüntülü olur, acılar  rûhumuzu sarar, yakamızı bırakmaz.
       
    Bu durumlarda insan,  mutlu olduğunda şükretmesini, sıkıntılı, huzursuz olduğu anlarda da, meşru haklarını kullanarak şikâyet etmeden, dişini sıkıp sabretmesini bilmelidir. 
         
    Problemlerini hisleriyle değil, akıl, mantık ve irâdesini öne çıkarıp soğukkanlılıkla, muhâtabına en az kendisi kadar değer verip rencide etmeden, sistemli  ve istişâre ile çözüm üreterek halletme yolunu tercih etmelidir.
         
    Bu vesîleyle şûrâ oluşturulmalı, ma’şerî vicdan -ortak düşünce- olgunlaştırılmalıdır. Böylece millî şuur  gelişmiş, huzur ortamı oluşmuş olur.
          
    Ömrümüzün her gün ve gecesini mübârek kabul edip,  bu gece ve gündüzlerimizi mutlu hâle getirmeye çalışmalıyız. Enerjimizi, problemleri mutluluğa çevirme gayreti içinde kullanmalıyız.
        
    Hepimiz yolcuyuz.. Bu dünyâ ağacı altında dinlenmekteyiz.. Yolculuk devam ediyor.. Kalp kırıp gönül yıkmakta hiç bir fayda yok, ama zararı pek çok..
       
    Mü’minler her şeyden evvel, Allah’la irtibatlarını sağlama almıyor, hâlâ birbirinin eksik ve kusuruyla meşgul oluyor, kendi nefislerini hesâba çekemiyorlarsa, âhiret hayatını dünyanın önüne çekmek suretiyle, ciddi bir murâkebe ve muhâsebe de bulunamıyorlarsa,  Allah huzurunda hesap vereceklerine  inanarak hayatlarını tanzim etmiyorlarsa, hususiyle böylesine fırtınalı bir dönemde kardeşlerini kendi nefsine tercih ederek  vahdet-i rûhiyenin tesisine çalışmıyorlarsa;  ‘mü’minlerin daha çok çekecekleri var’ demektir.
        
    Vazifemiz tebliğ ve temsil olması îtibâriyle  bu mübârek ayları, muhtaç gönüllere hakikatleri duyurmak, onların faziletli taraflarını görerek yaklaşıp, eksik ve kusularını  sohbet-i cânanlar tertip ederek gidermeye çalışıp, böylece fırsatları âhiret hayâtı adına çok iyi değerlendirmeliyiz.

    Mehmet Ali Şengül
    19 Mar 2018 10:35
    YAZARIN SON YAZILARI