CHP'de vesayet kavgası

NAZLI ILICAK
Yayınlanma Cuma, 27 Nisan 2012
Paylaş
X Post
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın'ın Kemer İlçe Kongresi'ndeki sözleri medyaya pek fazla yansımadı. Akaydın, partililerine hitap ederken yaptığı konuşmada, "Büyük ağabey korkusundan" söz ediyor, "CHP'li Belediye Meclisi üyeleri icraatını engellerken, AK Parti ve MHP'lilerin desteğiyle ancak bazı adımları atabildiğini" söylüyordu. En önemli sözü "vesayet" ile ilgiliydi.
Vesayet lâfını duyunca, acaba askeri vesayetten mi bahsediyor diye kulak kesildim. "Başörtüsü karşıtı hocamız hidayete mi erdi? Askerin demokrasiye koyduğu sınırlardan vaz mı geçiyor?" diye düşündüm.
Meğer kastı, Deniz Baykal'ın vesayetiymiş. Diyor ki: "İki aday Divan Başkanlığı için anlaşmışlar, Zeki Durmaz'ı uygun görmüşler. Ama Deniz Baykalcı değil Durmaz. Akseki'deki konuşmada çantacıları eleştirmiş; vesayet altına girmemiş..."
Türkiye'de aydınlar, askeri vesayete karşı mücadele veriyor, Akaydın'ın derdi ise, "Baykal vesayeti".
Ya itiraf mahiyetindeki şu cümlesine ne demeli: "3 yıl boyunca Antalya Belediyesi'ne, parti referansıyla, % 40 oranında işçi yerleştirdim."
Antalya halkı, Menderes Türel'den, bu tabloyla karşılaşmak için mi vazgeçti? Kendi içinde kavgalı bir parti; militan, kadrolaşan, liyakat yerine parti rozetini ön plana alan...
Anayasa
Anayasa konusu yeniden ısındı. 1 Mayıs'ta taslak yazılımına başlanacağı belirtiliyor. Bu tarihten sonra, Uyum Komisyonu'nda mutabakata varılan maddeler metin haline gelecek; uzlaşılamayan hükümler geri bırakılacak.
Bunun birkaç maddeyle sınırlı kalabileceğini düşünüyorum: Laiklik tanımı, etnik kimlik, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, ademi merkeziyet vs. Elde birçok ülkenin anayasası mevcut. Ayrıca sivil toplum kuruluşlarından alınan görüşler var. Bunların ışığı altında orta bir yol bulunacağını tahmin ediyorum. Her halükârda 1982 Anayasası yürürlükten kalkar, mükemmel olmasa dahi, ortalama kabul görecek daha demokratik bir metin oluşturulursa, daha sonraki yıllarda, uygulamaya bakılarak bazı hükümler yeniden değiştirilebilir. Esas olan 1982 Anayasası'ndan kurtulmak. Bu konuda bütün partilerin söz verdiğini hatırlatayım.
İki mesaj
Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümünde iki farklı ve önemli mesaj duyduk. Abdullah Gül, "Anayasalar hazırlanırken dünün mağduru, bugünün muktedir ve mağruru olmamalıdır" dedi. Başkan Haşim Kılıç ise, anayasa mahkemelerinin millet iradesine çelme takmak yeri olmadığını söyledi. İlk bakışta, Gül "mağdur/ mağrur" benzetmesiyle iktidara, Kılıç ise "milli iradeye çelme takmak" cümlesiyle muhalefete lâf attı denilebilir.
Kılıç'ın, 367 benzeri anayasal süreçlere işaret ettiği ya da 411 oyla yapılan bir anayasa değişikliğinin esastan incelenerek bozulmasına dikkat çektiği anlaşılıyor. Abdullah Gül ise, "Bugün güçlü olduğumuzda bizi kendi gücümüzden koruyacak bir anayasal kural, yarın zayıf düştüğümüzde, bizi başkalarının haksızlığından da korur" cümlesiyle iktidara mesaj verdi. Bu sözleriyle, yargı bağımsızlığının ya da üniversite özerkliğinin, yarın muhalefete düşenlerin işine yarayacağının altını çizdi. Demokrasi standardını düşüren yasal düzenlemelerin veyahut uygulamaların önünün kesilmesinin, AK Partililer açısından da bir teminat oluşturacağını hatırlatmak istedi.
Öte yandan Gül'ün "Anayasalar tepkisel saiklerle hazırlanmamalı" sözüne tam olarak katılmıyorum. Her anayasa "zamanın ruhunu" yansıtır. 12 Eylül anayasası, darbe öncesi yaşanan anarşiye çözüm arayışının izlerini taşıyordu; başka türlü olması da mümkün değildi. Bugün ise, her kesimde "daha fazla özgürlük" talebi, "ötekileştirme" ve "ayrımcılığa son" düşüncesi hâkim. TBMM, zamanın ruhuna uyarsa, herkesi bir ölçüde tatmin eden bir metne ulaşabiliriz.
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

CHP'de kurultay satrancı: 'Kurultay' dedi! Tarih v...

Uyuşturucu operasyonu yapılan 7 ünlünün test sonuç...

'Hurdaya çıkardılar!' Ekrem İmamoğlu: “Yargıyı bi...

CHP’nin sosyal medya hesabı el değiştirdi!

Öcalan: “Demokrasinin kolayca inkar edildiği bir ü...


