Mahkeme komployu çözer, manşetler değişir!

Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına getiriliş şekli onu getirenler dışında hiç kimsenin içine sinmemişti. Aslında "cinayet" çok netti ve fakat bir seçim arifesinde olunduğu için üzerinde pek durulamamıştı. Deniz Baykal uygunsuz bir kasetle istifa ettirildi, yerine Kemal Kılıçdaroğlu "tayin" edildi. Eğer Kılıçdaroğlu demokratik bir parti kongresi ile CHP'nin başına geçmiş olsaydı kimsenin söyleyecek bir sözü olmazdı. Ama kazın ayağı öyle değil. Baykal'ın devrilmesi ve yerine Kılıçdaroğlu'nun paraşütle indirilmesinde Kılıçdaroğlu'nun yalnız olduğunu söylemek akla ziyandır. Onu bunu bilmem. Bildiğim bir şey vardır. Meydana gelen bir olayda en çok faydayı kim sağlıyorsa fail olarak ona yönelmek en tutarlı davranıştır. Dolayısıyla... Deniz Baykal'ın kaset komplosu ile devrilmesi işinde Kemal Kılıçdaroğlu'nun da dahli olduğunu ve örgüt izi aranmasını yanlış bulmam. Deniz Baykal da söz konusu komplo sonrası istifa konuşmasında "CHP'yi yeniden dizayn etmek isteyenlere fırsat vermek için istifa ediyorum" demiş ve 'Komplonun çözümü' için ciddi bir ipucu vermişti: "Bana yönelik bu komplonun Okyanus ötesi ile Pensilvanya ile alakalı olduğunu düşünmüyorum." Yani? "Bana komplo kuranlar öyle çok uzaklarda değil" imasında bulunup, komplonun "Okyanus ötesi"ne yıkılmaya çalışılacağını, böylelikle asıl komplocuların her zaman yapıldığı gibi gizlenip, hedef şaşırtılacağını ifade etmişti! Seçim bitti, herkes boyunun ölçüsünü aldı. Şimdi hesaplaşma zamanı... CHP'yi yeniden dizayn etmek için piyasaya sürülen skandal kasetin arkasındaki dizaynır örgütün ortaya çıkarılmasının zamanı geldi. Kılıçdaroğlu da hesaplaşmanın zamanının geldiğini anladığı için "Kaset komplosu olayı özel yetkili savcıya havale edildi, yakında CHP'ye büyük bir komplo var" açıklamasında bulundu. Dün de Yeni Şafak bombayı patlattı: "CHP'de kaset skandalının arkasındaki yapının ortaya çıkarılmaması için her şey yapılmış..." İşte bu... Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Baykal'a yönelik komployu "örgüt işi" kapsamına aldı. Neden örgüt işi? Çünkü iki yıldır soruşturma var fakat hiçbir ilerleme sağlanamadı. Ve tabii ki, Kılıçdaroğlu'nun çevresindeki CHP'liler komplonun arkasındaki gerçeğin ortaya çıkmaması için gereken her şeyi yapmış! Bir ülkenin ana muhalefet partisi başkanına yönelik bir komplo var fakat partinin avukatı bu olayın araştırılması için savcılığa başvurusunda "Özel hayatın gizliliğini ihlal" diyor. Dolayısıyla, soruşturma yürümedi ve kaset internette yayınlandığı için CHP'de genel başkanı komplo ile devirme operasyonu "bilişim suçu" olarak kaldı. Davaya bakan savcı da YARSAV'a başkan oldu! Açıklamalarından açığa çıkma korkusunun Kemal Kılıçdaroğlu'nu kuşattığı anlaşılıyor. Siz hem "Hükümet bu komployu ortaya çıkarmak zorundadır" diyeceksiniz hem de olayın yargıda aldığı yeni şekli CHP'ye yönelik bir komplo olarak değerlendireceksiniz! Soruşturmanın böyle bir şekil alacağı CHP'nin komplonun çözümü için yargı organlarına hiçbir şekilde yardımcı olmamasından belliydi! O zamanki manşetleri hatırlayın. Ergenekon yanlısı gazeteler "özel hayatın gizliliği kuralı"nı unutup Baykal'ın bir an önce istifa etmesini istemişlerdi. Demokratik bir seçim olmadığı için Doğu toplumlarında kuraldır: "Kılıçla gelen kılıçla gider." Bizim ülkemizde hasbelkader demokratik seçim var ama o seçime giren partilerde demokratik seçim yok! O halde, kılıçla gelen nasıl kılıçla gidiyorsa, rahatlıkla "Komployla gelen komployla gider" diyebiliriz. Ya da şekilde görüldüğü gibi ve Başbakan'ın Kılıçdaroğlu'nun geliş şekli için söylediği "Manşetle gelen manşetle gider" demek daha doğru olabilir. O manşetleri şimdiden tahmin edebiliyorum!

YAZARIN SON YAZILARI