Hapishanede Kalmak!

Prof. Dr. Muhittin AKGÜL

Prof. Dr. Muhittin AKGÜL

27 Haz 2020 14:59
  • Yaşadığımız dünyada olayların, acı-tatlı olmak üzere iki yüzü vardır. Bu olaylar, bakıldığı yere göre değişir; renk alır ve desene dönüşürler. Önemli olan, olayların arkasındaki hikmeti görebilmek, belki bir açıdan kader diyebilmek ve irademizin sözünün geçmediği zaman ve zeminlerde, sebeplere takılmaktan uzak kalabilmektir. Bu yazıda hapishanede kalmanın bir yüzünü değerlendirmeye çalışacak, diğer yüzünü ise başka bir yazıya bırakacağım.

    Hapishanede kalmak, gecenin bir vaktinde, bir terör yuvasına baskın yapar gibi gelen bir polis ekibinin, sabaha kadar evinizde silah, mühimmat ve uyuşturucu değil, kitap arayıp seçtikleri, tutanak tutarak hastane, gözaltı, uyduruktan hâkim ve adli işlemlerden sonra, kapalı bir araba içerisinde, elleriniz kelepçeli olarak gittiğiniz yolculukla başlayan bir süreçtir.

    Hapishanede kalmak, yeni yuvanızın şaşkınlığıyla, kiminle, nasıl kalacağınızın belli olmadığı, farklı sîmalarla biraz da ihtiyatlı, şaşkın ve mahzun bir şekilde karşılaştığınız mekândır.

    Hapishanede kalmak, arkadaşlıkları kendi iradenizle seçemediğiniz, sürprizlere gebe kişilerle aynı oda ve koğuşu paylaşmak zorunda kaldığınız evdir.

    Hapishanede kalmak, koğuşların aşırı kalabalığından, orta yere bile ranzaların çakıldığı, masumların yerlerde, merdiven altlarında ve kapı önlerinde yattığı, 6-7 kişilik koğuşlarda 30-35 kişinin kaldığı dar mekânlardır.

    Hapishanede kalmak, her meslek insanıyla ilk defa tanıştığınız, biraz da yeniliğin verdiği soğukluk ve uzaklıkla, yarınların neler göstereceğini, heyecanla beklemeye koyulduğunuz sürprizler diyarıdır.

    Hapishanede kalmak, sabah-akşam tavukların sayılması gibi, bir sürü gardiyanın büyük bir hışım, saygısızlık ve kabalıkla içeriye dalıp, bir ellerindeki kâğıda, bir de içerdeki kişilere bakarak kelle sayımı yaptıkları yerdir.

    Hapishanede kalmak, Kur’ân’ın yasaklandığı, “siz teröristsiniz(!), dolayısıyla ADALET(!) Bakanlığı Kur’ân’ı sizlere yasakladı!” şeklindeki kara haberin verildiği, kelimenin tam anlamıyla bir zindandır.           

    Hapishanede kalmak, bir iki aydan sonra 35 kişinin kaldığı koğuşa, sadece bir Kur’ân’ın serbest edildiği, okumaya yetişmediği için Kur’ân’ın cüzlere ayrılarak dağıtıldığı Kur’ân’a hasret yeridir.

    Hapishanede kalmak, aynı fakültenin aynı sınıfında beraberce okuduğunuz arkadaşınızın, ADALET(!) bakanlığı yaptığı bir dönemde, teröristlik(!) suçlamasıyla kalmak zorunda olduğunuz yerdir.

    Hapishanede kalmak, iki haftada bir, eli silahlı büyük bir kalabalığın, ansızın içeri dalarak, masumları düşmanmış gibi hışımla küçük avluya çıkartıp, duvarların kauçuk çekiçlerle dövüldüğü, dolap, yatak, lavabo, defter, not her şeyin inceden inceye arandığı ve arkada darmadağın bir koğuş bırakılarak çekilip gidildiği bir kurumdur.

    Hapishanede kalmak, size gönderilen her mektubun satır satır okunduğu, eş, evlat ve dostların gönderdiği mektuplardaki en mâsumca ifadelerinin bile, terör propagandası(!) kabul edilerek, hakkınızda ve haklarında işlemlerin yapıldığı, davaların açıldığı mekânlardır.

    Hapishanede kalmak, dilekçenizin üzerine “yeniden ‘tetkik’ edilmelidir”, şeklinde yazdığınız notu, ‘tenkit’ şeklinde okuyan (daha doğrusu okuyamayan) müdür ve müdür yardımcılarının, size hakaret etmesi için gönderdiği, halden anlamaz ve yetersiz gardiyanların cirit attığı mekânın adıdır.

    Hapishanede kalmak, beyaz çamaşırların, beş litrelik su kaplarına konduktan sonra, saatlerce sallanarak, yarı otomatik çamaşır makinasına dönüştürüldüğü yerdir.

    Hapishanede kalmak, evde yığınla elbiseniz varken, içeriye sınırlı elbisenin verildiği, zaman zaman da: “Sizin bir gömleğiniz, iki pantolonunuz fazla gözüküyor, onları almamız gerekecek!” diyerek dolabınızdan elbiseleri zorla aldıkları ve istediğiniz her elbiseyi giyemediğiniz bir yerdir.

    Hapishanede kalmak, torunları yaşındaki gardiyanların, yetmiş yaşındaki sakallı, namazlı mâsumlara, isimleriyle, hem de kaba ve yüksek bir tonda bağırdıkları, saygısızlığın zirve yaptığı mekânlardır.

    Hapishanede kalmak, MUSTAFA ERCAN adındaki bir başsavcının, elindeki otuzüçlük tespihiyle, külhanvâri bir edâ ve kabalıkta, üzerindeki iğreti duran başsavcılık sıfatıyla, bir pazar sabahı avaneleriyle koğuşları gezip hava attığı, “yok mu hâlâ içinizden itirafçı?” dediği, mesleğiniz, kariyeriniz, şahsiyetiniz ve hapishanelerde görülen rüyalarla alay ettiği bir yerdir.

    Hapishanede kalmak, koridordan geçen tanıdık bir simayla göz göze gelerek gülümseme imkânı bulduğunuz koğuş kapılarındaki mazgal deliklerinin bile, önce gardiyan elleriyle, sonra da demirlerle kapatıldığı mahrumiyet yerleridir.

    Hapishanede kalmak, “su hakkınızı bugün tükettiniz!” denilerek, akşamdan suların kesildiği, ertesi güne kadar da suların akıtılmadığı, otuz kişinin barınmak mecburiyetinde kaldığı çağdaş Kerbela’dır.

    Hapishanede kalmak, kalabalık yabânî bir timin, büyük bir terör saldırısına müdahale edercesine, tam teçhizatlı olarak koğuşlara sanki düşman saflarına saldırır gibi daldıkları, her şeyin altını üstüne getirdikleri, kendi aldığınız suları, koğuşun zeminine döktükleri, dolapları tekmeleyip eşyaları sağa-sola fırlatarak kırdıkları vahşet meşheridir.

    Hapishanede kalmak, ayda bir itirazınızı yapıp, gerekli merciler görmeden, görevli kalem tarafından klişe cümlelerle, hapishanede tutukluluğunuzun devam ettiğini bildiren aynı kâğıtların, hatta bazen geçmiş tarihi de değiştirilmeden, mazgal deliğinden yeniden uzatıldığı, diğer bir ifadeyle adâletin öldüğü veya kasıtlı öldürüldüğü yerdir.

    Hapishanede kalmak, avukatınızla görüşürken yanınızda, “kirâmen kâtibinvâri” konuştuklarınızı büyük bir dikkatle, birinin yazıp, diğerinin de dinlediği iki gardiyanın bulunduğu, bu da yetmiyormuş gibi bir de kameranın her söyleneni kayda aldığı, daracık bir bekleme hücresidir. 

    Hapishanede kalmak, yaşadıklarımı unutmayayım niyetiyle tuttuğunuz yaşadığınız notlarınıza, koğuş aramalarında el konulan, yaşadıklarınızı yazdıklarınız üzerinden hücrelere atılan ve disiplin cezalarına maruz kalınan yerlerdir.  

    Hapishanede kalmak, kantin denen kuruma akşamdan yazdığınız on üründen beşinin geldiği, beşten de ikisinin, kasıtlı olarak yanlış getirildiği yerdir.

    Hapishanede kalmak, okumaya başladığınız bir seri (birkaç ciltlik) kitabın, istediğiniz cildine ulaşmak için, haftalarca kütüphane yolu gözlediğiniz yerin adıdır.

    Hapishanede kalmak, uzayan saçlarınızı, verilen eski makinalarla başka bir arkadaşınıza kestirmek zorunda kaldığınız, onun da hayatında yaptığı ilk tıraş olması hasebiyle, günlerce aynaya bakamadığınız mekânlardır.

    Hapishanede kalmak, on dakikalık telefon görüşmesine giderken, hem koğuş çıkışında, hem de geri dönerken, aynı gardiyanlar tarafından götürüldüğünüz halde tepeden tırnağa, yine aynı gardiyanlar tarafından, iğneden ipliğe detaylı bir aramaya tabi tutulduğunuz yerdir.

    Hapishanede kalmak, sayım zamanı namaz kılmaya denk geldiğinde, gardiyanlar tarafından: “bizi beklemek zorundasınız, biz gelinceye kadar namaza duramazsınız!”, bir başka yetersizin ise, “sayım zamanı ibadet ve tuvalet yasaktır!” azarlamalarına maruz kaldığınız yerdir.

    Hapishanede kalmak, namaz kılınan beton üzerindeki battaniyelerin büyük bir hışımla çekilip alındığı, “betonun açık olması lazım, yeri kapatamazsınız!” bahanesinin uydurulduğu bir yerdir.

    Hapishanede kalmak, âni bir kararla, belli renkteki elbiselerin giyilmesinin yasaklandığı bir kurumdur.

    Hapishanede kalmak, gardiyanlara sorulan en küçük bir soru karşısında, hücre tehdidiyle tehdit edildiğiniz bir mekândır.

    Hapishanede kalmak, kim hangi rüyayı görürse görsün, bütün yorumların, çıkmaya endekslendiği bir rüyalar merkezidir.

    Hapishanede kalmak, bazen hayvana bile veremeyeceğiniz gıdaların, yemek adı altında (nimete nankörlük olmasın) sunulduğu bir yerdir.

    Hapishanede kalmak, ölen bir yakınınızın haberinin, bütün insani nezaketlerin dışındaki bir tarzda yüzünüze kabaca söylendiği, uzaklığından dolayı cenazesine katılamadığınız, katılsanız bile elinizdeki kelepçeyle mesafeler kat edip gitmek zorunda kaldığınız bir gurbet evidir. 

    Hapishanede kalmak, hamile eşinizin doğum yaptığını, on gün sonra öğrendiğiniz ve o on gün içinde hayatınızdan hayatın gittiği girdabın adıdır.

    Hapishanede kalmak, herhangi bir hastane ihtiyacınızda, aradan geçen uzun süreden dolayı, hastalığınızı atlatıp da artık gitmeye ihtiyacınızın kalmadığı geç zamanda götürmek istedikleri, bir mahrumiyet beldesidir.

    Hapishanede kalmak, on dakikalık telefon görüşmenizin bir kısmını: “Ben falanım, soyadım şudur, koğuş numaram şudur…” şeklindeki akılsız ve mantıksızca cümleleri, eşinize söyledikten sonra ancak konuşmaya başlayabileceğiniz bir yerdir.

    Hapishanede kalmak, kaldığınız koğuşa tam alıştığınıza inandığınız bir günde, “beş dakika içinde hazır olun, koğuş değişikliği!” şeklindeki soğuk ve sert bir ses tonuyla kulaklarınızın çınladığı bir yerdir.

    Hapishanede kalmak, dış dünyayla irtibatınızın külliyyen kesildiği, yerel gazetelerden eşinizin ya da kardeşinizin gözaltına alındığını duyup bir hafta boyunca haber alamadığınızdan dolayı da kıvranıp durduğunuz çilehanenin adıdır. 

    Hapishanede kalmak, bir şeb-i âruz aşkıyla çıkılan açık görüşlerden sonra, başların yerde olduğu, hüzünlerin yüzlerden damla damla döküldüğü mâtemhânenin adıdır.

    Hapishanede kalmak, belki hayırlı bir haber getirir beklentisiyle haftalar, aylar boyu avukatın yolunu gözlediğiniz yerdir.

    Hapishanede kalmak, yetmişin üzerindeki babayla, mesleğinin zirvesindeki başarılı evladın, altlı üstlü bir ranzada kaldıkları gariphânenin adıdır.

    Hapishanede kalmak, şeytanların daha bir yoğun çalışması ve heyecanlı ve hassas bünyeleri derinden etkilemesi karşısında, ortaya çıkan gereksiz tartışmalara şâhit olunan yerdir.

    Hapishanede kalmak, abartılı-uydurma onlarca müjdeli habere, görülen yüzlerce müjdeli rüyaya rağmen, çıkış kapılarının bir türlü aralanmadığı, tahliye müjdesinin bir türlü verilmediği yerdir.

    Hapishanede kalmak, sözde itirafçıyla, hakkında itirafta bulunduğu kişilerin, aynı küçük odayı büyük bir mahcubiyet içerisinde paylaştıkları mekândır.

    Hapishanede kalmak, mahkemeye her gidişte, belki olur ümidiyle bütün koğuşun heyecanla beklediği kişiyi, “hayır yine olmadı!” mahzun edasıyla karşıladığınız yerin adıdır.

    Hapishanede kalmak, çıktığınız uyduruk mahkemelerdeki, uyduruktan iddianameler karşısında savunmanızı yaparken, saygısızlığa maruz bırakılmanız, sesinizin kesilmesi, en doğal hakkınız olan savunma hakkınızın elinizden alındığı yerdir.

    Hapishanede kalmak, tahliyesi çıkan her bir arkadaşınız karşısında, bir yandan sevinç yaşarken, bir yandan da derin bir burukluğu iliklerinize kadar hissettiğiniz yerdir.  

    Hapishanede kalmak, oruç açmanıza kırk dakika kala ansızın, candan bir arkadaşınızın koğuştan çıkartılıp, nereye götürüldüğünü söylemedikleri, sizin de günlerce hakkında haber alamadığınız bir mâtemi yaşadığınız yerdir. 

    Hapishanede kalmak, Hz. İbrahim’in (a.s.): “Benim Rabbim hayatı veren ve öldürendir” sözüne karşılık Nemrut’un: “Ben de yaşatır ve öldürürüm” deyip, zulmen mahkûm ettiği iki kişiden birini serbest bırakıp, diğerini de ölümle cezalandırdığı günümüz Nemrut’larının, rakiplerini ve muhaliflerini zulmen, cebren ve hîle ile tutuklattırdığı esir kampı, intikam yurdu, işkence yeri ve yalancı cehennemdir.

    Ve hapishanede kalmak, bir taraftan aldığınız tahliye kararı haberiyle sevinirken, diğer taraftan da, geride bıraktığınız arkadaşlarınıza hasretle sarılarak, derin bir hüzünle, ruhunuzu içeride bırakarak çıktığınız yerdir.  
      
    Prof.Dr.Muhittin AKGÜL
    27 Haz 2020 14:59
    YAZARIN SON YAZILARI