Selef-i sâlihîn dönemi olayları nasıl anlaşılıp, yorumlanabilir? 1

Prof. Dr. Osman Şahin

Prof. Dr. Osman Şahin

30 Ağu 2021 12:00
  • SAHABEYİ ANLAMAK VE ONLARA YAPILAN SALDIRILAR 20

    Önceki yazılarda Sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin dönemi ile ilgili doğruların ve yanlışların birbirlerine karıştığı ve maalesef daha çok gerçek olmayan bilgilerin meşhur edilip yayıldığı konusunu ele almıştık. Hakperest olmaktan uzak olan ve olması da mümkün olmayan bazı tarihçilerin rivayetleri daha çok nakledilmiş ve birçoğu Şia kaynaklı olmasına rağmen, çok sayıda uydurma bilgiler daha sonra Sünni kaynaklara da sızabilmişlerdir.

    GERÇEKMİŞ GİBİ DOLAŞIMDA OLAN UYDURMA HABERLERE ÖRNEKLER

    Günümüzde de sahabe aleyhinde çok sayıda, ekseriyetinin kaynağı Şia olan bu haberler, Sünni dünyada da çokça rivayet edilip konuşulmaktadırlar. Şii Dünyasının asırlar boyunca yapageldiği çalışmalarının ve kulis faaliyetlerinin de etkisiyle, Şia kaynaklı birçok bilgi, farkında olunmadan sahih kaynaklardan gelen bilgilermiş gibi dolaşımdadırlar. Bunlara bazı örnekler verelim;

    • Hz. Muaviye (radıyallahu anh) hakkında uydurulan dişi deve hikayesi (Günümüzde her kesimden insan tarafından dillendirilen, çok popüler hale gelen ve kesin doğruymuş gibi bahsedilen bu uydurma hikâyenin Kaynağı, olaydan üç asır sonra yazılmış olan, aşırı mutaassıp bir Şii olan Mesudi’nin Mûrûcû’z-Zeheb kitabıdır. Fantastik efsaneler uydurmasıyla meşhur olan bu adamın bu kitabını, içerdiği yalanlardan dolayı İbn-i Haldun yerden yere vurmaktadır).

    • Hz. Hasan-ı Basri’nin Hz. Muaviye (radıyallahu anhüm) aleyhine söylediği iddia edilen güvenilir olmayan kaynaklardan gelen uydurma sözler (Ravisi İbnü’l-Murtazâ- Mu’tezili ve Şia’nın bir kolu olan İmamiye’dendir).

    • Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) kızını diri diri gömmesi, yaptıkları putu acıkınca yemeleri ile ilgili uydurma haber ( Hz. Ömer (ra) kızını öldürdü mü? yazısında detayları bulabilirsiniz).

    • Sahabenin Hz. Osman’a (radıyallahu anhüm) şehid edilmeden önce sahip çıkmamaları ve sahabenin birbirlerine karşı acımasızca hareket etmeleri.

    • Hz. Osman’ın (radıyallahu anh) kendinden önceki halifelere aykırı hareket ettiği ve bazı sahabelere eziyet ettiği ile ilgili uydurma haberler.

    • Cemel ve Sıffin ile ilgili üretilen uydurma haberler.

    • Hakem olayındaki çarpıtmalar. Günümüzdeki meşhur olmuş haliyle Hakem Olayı, Şii kaynaklarda ele alındığı şekliyle anlatılmaktadır. Kendi içerisinde çok sayıda tutarsızlıklar içeren bu rivayetlerde, Hazret-i Amr bin As’ın, Hazret-i Ebu Musa El-Eş’arî’yi aldatarak, Hazret-i Muaviye (radiyallahu anhum) lehine bir netice elde ettiği anlatılır ki, sahih kaynaklara bakıldığında böyle bir şeyin gerçekte olmadığı ve hadiselerin farklı cereyan ettiği görülmektedir.

    • Hazret-i Peygamber’in cenaze namazına, halife kim olacak tartışmalarından dolayı sahabeden çok az insanın iştirak ettiği uydurma haberi.

    • Hz. Fatıma (radıyallahu anha) Hz. Ebubekir’den (radıyallahu anh) babasının miras talebine “Biz Peygamberler miras bırakmayız” hadisine binaen kabul görmemesinden kaynaklanan bir düşmanlık olduğu uydurma haberi.

    • Hz. Ali (radıyallahu anh) Hz. Ebubekir’e (radıyallahu anh) altı ay sonra biat etmesi hakkındaki yanlış bilgi. Bu konuda böyle olmadığına dair daha sağlam rivayetler varken, en zayıf olan bu rivayet bazı amaçlara ulaşmak amacıyla meşhur edilmiştir.

    Az bir araştırma sonrasında, bu uydurma haberlerin ekseriyetinin Şia kaynaklı oldukları görülebilir. Bu taraflı ve hadis alimlerinin güvenilmez ve kazip (yalancı) olarak vasıflandırdıkları insanların rivayetleriyle sahabe kaynaklı rivayetleri karşılaştırmak ve aradaki büyük farkı görmek için, Sabri Hizmetli’nin “Tarihi Rivayetlere Göre Hz. Osman'ın Katli” başlıklı çalışmasına bakılabilir.

    Bu çalışmada Hz. Osman (radıyallahu anh) döneminde yaşanan fitnelerin başlangıcı, bir sahabe olan Ebu Useyd el-Ensarinin mevlası Ebu Sa’id’e (radıyallahu anhüma) ait rivayete dayanılarak anlatılır. Ama bu rivayette yer almayan sonraki dönem ise, hadis alimlerinin “zayıf, yalancı, güvenilmez ve zındık” olarak kabul ettikleri, ama Hizmetli’nin ise bunlar arasında en insaflısı diye kabul ettiği, Seyf bin Ömer et-Temimi’nin rivayetleriyle anlatılmaktadır. O çalışmadaki bu iki farklı rivayette, aynı dönem hadiselerine ve insanlarına bakış açısının ne kadar çok farklı olduğunu ve zıtlıklar içerdiğini görebilirsiniz. Sahabe anlatımında, sahabeler hakkında hakkında hüsn-ü zanlar artarken, diğer zatın yorumlarında ise sahabe hakkında insanları ciddi su-i zanlara düşürecek bilgiler ve yorumlar yer almaktadır.

    BİLGİLERİN AYIKLANMASINDA BAŞVURULABİLECEK BAZI YAKLAŞIMLAR

    Sahabe dönemi olaylarını anlatan bilgilerin ayıklanabilmesi ve o dönemlerin daha doğru anlaşılabilmesi için ne gibi yollara başvurulabileceğine dair iki örnek verelim;

    1. Fethullah Gülen Hocaefendi, ‘Cemel, Sıffin ve Kerbelâ Vak'aları” başlıklı yazıda şöyle bir tespit yapmaktadırlar: “Ancak, ben "Hazreti Ali mi haklıydı, Hazreti Muaviye mi?" yaklaşımından daha ziyade dikkatlerinizi bir noktaya çekmek istiyorum. Bizans'ın bu hareketleri görür görmez kıpırdanışına karşı Hazreti Muaviye, meselenin hassasiyetini derinden derine hissetmiş, Bizans hükümdarına karşı şöyle bir mektup yazmıştır: "Ali ile ittifak edip karşınıza çıktığımız zaman kendi durumunu iyi hesap etmelisin!" Bu ifadelere, -zayıf kaynaklarda dahi olsa- ben itimat ediyorum. Zira biri, Hazreti Muaviye'nin huzurunda Hazreti Ali'yi anlatıp, onu derinden derine sorgulayınca Hazreti Muaviye gözyaşlarını tutamamış ve hıçkıra hıçkıra ağlamıştı.”

    Hocaefendi’nin rivayet zayıf olmasına rağmen ben buna itimat ediyorum diyor. Rivayet zayıf olsa da bu iki sahabe arasındaki ilişkileri haber veren diğer bilgiler, sahabelerin umumu hakkındaki rivayetler Hz. Muaviye’nin böyle bir beyanda bulunabileceği kanaatini vermektedirler. Hz. Muaviye ve Hz. Ali (radıyallâhu anhüma) idari konularda birbirlerine rakip olsalar da birbirlerine karşı sevgi ve saygıda kusur etmiyorlardı. Bu sahabenin umumu için geçerli bir husustur. Aralarında yaşanan bazı fitnelere rağmen, dini konularda birbirlerinden istifade ediyorlar ve birbirlerini adil ve güvenilir olarak kabul ediyorlardı. Hazret-i Ali’den, Hazreti-i Aişe’den ve diğer sahabelerden (radıyallahu anhüm) dini hükümleri ve rivayetleri sorup onlarla da amel ediyorlardı. (İnşaallah, bu yazı serisinin devamında gelecek olan “Hazret-İ Ali’nin Karıştırılmaması Gereken İki Şahsiyeti” başlıklı yazıda, bu konu hakkında daha geniş açıklama bulabilirsiniz.)

    Onların bu vasıfları, Kur’an’da, “Muhammed Allah’ın resulüdür. Onun beraberindeki müminler de kâfirlere karşı şiddetli olup kendi aralarında şefkatlidirler.” şeklinde tespit edilmiştir. İster Cemel’de ve isterse Sıffin’de olsun, fitnelerden kaynaklanan kanlı mücadelelerin sonrasındaki birbirlerine karşı olan muameleleri, ayetteki bu beyana uygun olarak gerçekleşmiştir. Yaşanan onca hadiselere rağmen, birbirlerinin aleyhinde açıktan veya gıyaben kötü konuşmamışlardır.

    Dolayısıyla, sahabelerle ilgili rivayetlerin sıhhatini ele alırken, sahabelerin birbirlerine karşı muamelelerinde her zaman buna uygun hareket ettikleri nazarda tutulmalıdır ki, buna aykırı rivayetler sahabe gerçeğiyle uyuşmayacağından reddedilebilsin.

    1. Üstad Hazretleri, içtihat hususunda şöyle bir tespitte bulunmaktadır: “Selef-i sâlihînin müçtehidîn-i izâmı, asr-ı nur ve asr-ı hakikat olan asr-ı sahabeye yakın olduklarından, safi bir nur alıp, hâlis bir içtihad edebilirler. Şu zamanın ehl-i içtihadı ise, o kadar perdeler arkasında ve uzak bir mesâfede hakikat kitabına bakar ki, en vâzıh bir harfini de zor ile görebilirler.”

    Bu yaklaşımda kullanılan mantık bize konumuz ile ilgili çok önemli bir metot vermektedir. Sahabelerle ilgili yaşanan hadiseleri anlatan bilgilere en doğru ve sağlam bir şekilde ulaşabilecek ve yorumlayıp en doğru neticelere ulaşabilecek insanlar asr-ı nur ve asr-ı hakikat olan asr-ı sahabeye yakın olan Selef-i sâlihîn ve o büyük müçtehidlerdir. Sahabeler ile alakalı yaşanan fitne olayları konusunda, söz sahibi onlardır ve onların fikirlerine başvurulmalıdır.

    Emeviler döneminde ve Abbasilerin de ilk dönemlerinde, bu fitne olaylarını yaşayan insanlar ile görüşen insanlar vardı. Sahabeden de, o dönemleri anlatan rivayetler bulunmaktaydı. İmam-ı Malik, İmam-ı Azam Ebu Hanife ve İmam-ı Şafi (radıyallahu anhüm) gibi o dönemlere yakın yaşayan ve hadiseleri yaşayanlarla temas imkânı bulan çok sayıda ehl-i Sünnet uleması da vardı. Bu insanlar Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) ait Sünnet’in ve hadislerin tespiti konusunda çok büyük bir gayret ortaya koymuşlar ve dolayısıyla da sahabe ile alakadar meselelerin detaylarına da hâkim bir konumdaydılar.

    Bu hadiseleri en iyi bilip değerlendirebilen, doğrulukları müsellem ve söz sahibi çok sayıdaki bu insanların o dönem olayları ile ilgili değerlendirmeleri ve vardıkları hükümler en doğru ve sağlam bilgi kaynaklarıdır.

    İnşaallah, bir sonraki yazıda bu konuya devam edelim.

    30 Ağu 2021 12:00
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR