Geçit vermez kalplerin altında

Safvet Senih

Safvet Senih

26 Tem 2023 10:30
  • Her bir ZERRE’nin 55 lisan ile Cenab-ı Hakk’ın varlığına delil olduğunu isbatlayan KATRE Risalesi'nin hemen başında Üstad Bediüzzaman Hazretleri “Kur’an’ın feyzinden istifade ile telif edilen bu Risalenin mânâlarını çözecek anahtar, onu bir defa baştan sona dikkatle mütalâa etmektir” diyor.


     “Tevhid deryasından bir Katre (damla) olan bu Risalenin İfade-i Meram’ın başında “Dikkatle oku, Allah’ın izniyle gözün aydın olur” deniliyor.


     “Aziz kardeşim bil ki: (Ey kitabıma nazar eden zatlar, bilin ki: ) Kader-i İlâhî beni acîb bir yola sevk etti. O yoldaki seyahatin esmada pek çok tehlikeler, musibetler ve ürkütücü düşmanlarla karşılaştım, ızdıraba düştüm ve âcizlik içinde Rabbime iltica ettim. Bunun üzerine inâyet-i İlâhiye elimden tuttu, Kur’an yolumu gösterdi, İlahî Rahmet de yardımıma yetişip beni tehlikelerden kurtardı. Allah’a hamdolsun ki, dalâlet ehlinin her türlüsüne fuzûlî vekillik eden nefis ve şeytanla aramda cereyan eden muharebelerden muzaffer çıktım.


     “Onlarla aramızdaki çatışmalar ilk olarak şu kelimeler hakkında başladı: Sübhanallah, Elhamdülillah, Lâ ilahe İlaallah, Allahü Ekber, Lâ havle velâ kuvvete illâ billah… O geçit vermez kalelerden her birinin altında 30 harp cereyan etti. Bu Risaledeki herbir cümle, hatta kaydettiğim her ne varsa, düşmanın hiçbir ümidi ve tutunacak hiçbir dalı kalmayacak derecede muzafferiyetle biten bir harbin neticesidir. Ne yazdıysam görerek yazdım; o yüzden, bana göre yazdıklarımın zıddı için bir vehmî imkân dahi kalmamıştır.


     “Bazan uzun bir hakikate, delilleriyle birlikte, sadece bir kayıtla işaret edip geçmişim. Yahut hem o uzun hakikati hem de varılan hükmün delilini bir sıfat içinde dercetmiş bulunuyorum. Onun için, bunlar ancak dikkat sarf ederek anlaşılabilir. Meramı bildirecek derecede açıkça belirttiğim hususlar ise, benim duyduğum ihtiyaç sebebiyledir, yoksa bu türlü münakaşalara girmemiş kimseyi meşgul edip de o ihtiyacı ona da hissettirmek için değildir.


     “Zannederim, bu zamanın cereyanı, kaderin beni içinden geçirdiği tehlikelere, nice akıl ve kalbleri de atacaktır. Bu eser, bu musibete düşenlerden bir kısmına Allah’ın izniyle faydalı olacaktır. Tevfik Allah’tandır.”



     “Ben müşâhede ettim ki, şu Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahü Ekber gibi mübarek kelimelerin namazlardan sonra 33’er defa tekrar edilmeleri aslında TEKRAR değil; TESİS’tir.


     (Zübeyir Gündüzalp Ağabey ‘Duvar örerken tuğlaları üst üste koymak tekrar değil tesistir’ diyor.) Mesela, sen büyük bir havuzun ortasına bir taş attığın zaman, taşın düştüğü yerin etrafında halelenen daireler için ‘geniş!’ ‘geniş!’ ‘geniş!’ dersin. Gerçi her bir daire için aynı sözü söylersin; ama onlardan her biri bir önceki daireden daha geniştir. Mânayı tekid, maksad ve semereleri TESİS de işte böyle olur.


    ** * *


     Beş Nağme

     “Işığın YEDİ RENGİ veya bir merkez etrafındaki iç içe daireler gibi birbiriyle imtizaç etmiş beş hakikat apaçık delâlet eder ki, bu kainatın kemal sıfatlarına mâlik olan KADİR, ALÎM, HAKÎM, KERİM, RAHÎM, RAHMAN, REZZAK, HAYY ve KAYYUM bir RABBİ vardır.


     “Tek bir ziya halinde imtizaç etmiş bulunan beş hakikat de öyle bir hads-i sâdıka (sezgiye) ışık tutar ki, o sezgi İslam nuruna bina edilmiş ve onunla kaynaşmış, o nur da Peygamberlik tavrına teslimiyet ile bu dahi o Rabbin Vacibü’lVücud, Vâhid, Ehad olan Allah olduğuna iman nuru ile kaynaşmıştır. İşte bütün kainat bu ışığın altında şu BEŞ NAĞMELİ lisan ile nidâ ederek ALLAHÜ LÂ İLÂHE İLLÂ HÛ diye şehadet etmektedir:


     1-Kainatın yüzünde parlayan HÜSN-Ü ARAZÎ VE TAHSİN’dir, ki, bunların her ikisi de, HÜSN-Ü ZÂTÎ VE İHSAN Sahibi bir ZÂTIN vücub-u vücuduna (varlığının zarurî olduğuna) işaret eder.


     2-Kainatın yanağına akşetmiş CEMÂL-İ HAZİN ki, mücerred bir cemal sahibinin vücub-u vücuduna remzeder.


     3-Kainatın kalbinde görülen ve MAHBUB-U HAKÎKÎ için feryat edip duran AŞK-I SÂDIK.


     4-Kainatın sinesinde hissedilen İNCİZAB ve CEZBE ki, bütün esrarı kendisine çeken bir câzibenin hakatine işaret eder.


    5-Bütün âlemlerde var olan ne varsa, hepsini tek bir ZÂT’ın NURUNUN gölgeleri ve NURÂNÎ ÂYETLERİ olarak bütün kâmil insanlardan işitilen şehadetler.


     “Her biri birer nurânî âyet olan bu BEŞ HAKİKAT de bizzarure delâlet eder ki, bu âlemin celâl, cemal ve kemal sıfatları ile muttasıf Vâcibü’l-Vücud bir RABBİ vardır. Böylece bu hakikatler aynı yere bakan bir pencere daha açar ki, kainat onda şu BEŞ NAĞMELİ LİSAN ile ALLAHU LÂ İLÂHE İLLÂ HÛ diye şehadet etmektedir.”


     (Bu beş nağmeden üçüncü ve dördüncü hakikatler, Cenab-ı Hakk’ın VEDÛD ismine bakmaktadır. Çünkü VEDÛD ismi canlı ve şuurlu varlıklara tecelli edince muhabbet ve aşk tezâhür eder. Eğer cansız varlıklara mesela atom zerrelerine tecelli edince câzibe dediğimiz çekim kanunu diye ifade edilen mesele ortaya çıkar. Atom için söylenen dört çekim gücü bu gerçekle ilgili olsa gerektir.)


     “İnsanın vücudunda iç içe girmiş geçmiş daireler ve terkip edilmiş sanat eserleri bulunur. Zira insan, hem NEBAT, hem HAYVAN, hem İNSAN, hem de MÜMİN’dir.
     (Yani insan, yemesi içmesi ile bitki gibidir. Şehveti, gazabı ile hayvana benzer. Aklı, kalbi vs. kabiliyet ve ince duyguları ile insandır. Allah’a, ahirete imanı itibariyle mümindir. Bu dört mertebenin kendilerine göre riayet edilmesi gereken işleri vardır. Acıkır ve susar ise yeme-içmeye ihtiyacı olur. Neslinin devamı ve kendini müdafaa için yapması gerekenler vardır. Bir mümin olarak Cenab-ı Hakk'a ubudiyette de o konuma lâyık ulvî vazifeleri vardır. Tabii, nebati ve hayvanî duygular ileriyi görmez. Mesela bir intikam duygusu ile bir cinayet işleyebilir. Bunun seneler süren cezası vardır. İnsan olarak aklı bunu düşünür bilir. Kalbi o insanların annesi, babası, eşi dostu evlatları olduğunun farkındadır ama anlık zevklere meftun nebati ve hayvani hisler baskın çıkıp aklı kalbi dinlemeyebilirler. Onun için daha üstten güçlü bir firene ihtiyaç vardır. Bu da tahkiki bir imandır. 


    Yani bu dünya bir imtihan yeridir. Yarın Allah huzurunda mahşerde hesap verilecek. “Dünyaya adam öldürmeye mi geldin? Sen ne yapıyorsun? Kendine gel” diye iman ikaz eder.)


     “Kur’an, eserlere batığı zaman o eserlerin hangi cihetlerde Allah Teâla'nın fiillerine delâlet ettiği; o fiillerin de hangi cihetlerden İlahî isimleri gösterdiğini ve ne suretle o Güzel isimlere döküldüğü veya o Esmâ’dan akıp geldiği; ve İlahî sıfatların şuaları olan o İlahî Güzel İsimlerin eşyayı nasıl kuşattığı noktalarından bakar.


     “Elhâsıl: Kur’an, mevcudatın, Yaradan’ına müteveccih yüzlerine bakar. Felsefe ise, mevcudatın kendilerine ve sebeplere bakan yüzlerine veya sanat itibariyle cüz’î faydalarına bakar. Ne câhildir o kişi ki, felsefe fünûnuna (fenlere) aldanıp da onu Kur’an bahislerine ölçü ve mihenk yapar! Söyleyen kimse ne güzel söylemiş: ‘Cünun (cinnet, delilik) demek olduğu gibi fünun da cünun demektir.’ Yani cinnetin adı fen olmuş; den de zaten cinnet demektir.”


     Kur’an “Kime Hikmet verilmişse, ona gerçekten pek büyük bir hayır verilmiştir.” (Bakara Suresi, 2/269) buyuruyor… Risale-i Nurlar ise Hikemiyat-ı Kur’aniyedir. O hikmetlerden çok istifade etmemiz için çok gayretler etmemiz şarttır.

    26 Tem 2023 10:30
    YAZARIN SON YAZILARI