Şefkat

Safvet Senih

Safvet Senih

04 Ara 2019 11:40
  • M. Fethullah Gülen Hocaefendi, çocuklara gösterilecek şefkat ve otorite konusunda şöyle diyor:

    “Çocuk, sopadan tehditten, azaptan değil, eğer bir şeyden korkacaksa, ebeveyninin şefkatini kaybedeceğinden korkmalıdır. Babasının yüzünü ekşitmesi, annesinin sımsıcak yüzünün buğulandığını müşahede etmesi veya sezmesi onu dengeye getirecek en büyük bir müeyyide (yaptırım) gibi algılanabiliyorsa size güvenmesi, acılarını elemlerini paylaştığınıza inanması çok ehemmiyetlidir. Öyle ise, o ağladığı zaman yapabiliyorsanız oturup içten ağlayınız, hiç olmazsa, üzüntüsünü paylaşınız. Ölüp giden bazı insanlar için semanın size ağladığı, arşın titrediği gibi, çocuklar müteessir oldukları zaman siz de teessür izhar edip, onların üzüntülerini paylaşınız. Böylece onların nazarında daha bir ulvileşirsiniz ve söylediğiniz, anlattığınız sözler onlarda tesir icra eder ve onların gönüllerine öyle bir girersiniz ki, artık hiçbir güç oradan sizi söküp atamaz. Daha sonra söyleyeceğiniz her söz de onların gönüllerinde hep makes bulur.

    “Evet eğer, onların melek-misal yetişmelerini düşünüyor ve sizi gelecekte en mükemmel  şekilde temsil etmelerini bekliyorsanız böyle yüksek bir mefkure ancak bu yollarla gerçekleştirilebilir.”

    Gençlerde  bu bütünleşme ve âidiyet birliği oluşturma yönünden bir arkadaşımızın alâkadarlığının neticesi çok dikkat çekicidir. Bir evde beraber kalan üniversite öğrencilerinin bir tanesinin tavırları nazarını celbeder. Mesela kahvaltıda zeytinin yarısını yiyormuş. Daha dikkat edince herşeyin yarısını tükettiğini görmüş. Sonra araştırınca “Ben sadece yarı paramı verebiliyorum onun için” demiş. Meğer yaz tatillerinde dağda odun kesenlere yardım ederek biriktirdiği para ile giderlerini temin edebiliyormuş. Ailesi çok fakirmiş… Onların köylerine kadar giden ve  aile ile tanışıp gönüllerine giren bu arkadaşımız diğer öğrencilerin de mesela Mardin’in köylerine kadar gidip ailelerini ziyaret ederdi.  Bu bütün aileyi, öğrenciyi de kuvvetli bir âidiyet bağı ile Hizmet’e bağlardı. Öğrenciyi bu kadar derinden iyi tanıyınca burs bulma konusunda da çok  isabetli işler yapılır. Vefa duygusu olan hiç kimse de bunu unutmaz. Alak Suresinin tefsirinde Elmalılı Hamdi Yazır “Allah insanı ‘Alak’ tan yarattı.” âyetini izah ederken bu kelimeyi bir de “alâkalardan yarattı”  mânası ile ele alır. Burada âidiyet duygusuna vurgu yapar. Cemaatle kılınan  namazın önemi ve sevabının çokluğu, sonra Cuma ve bayram namazlarının cemaatle kılınışı, hiç olmazsa ömürde bir defa haccın, dünya çapındaki her renk, her ırktan meydana gelen bütün Müslümanlarla beraber ifâ edilmesinde de işte bu âidiyetin pekiştirilmesinin hikmetinin olduğu ifade edilmektedir…

    Otorite

    “Evin içinde, otorite boşluğunun yaşanmaması da çok hayâtîdir. Hânede âhengi sağlayacak bir otorite olmazsa, yuva idârî keşmekeşlikten, çocuklar da ikilemden kurtulamazlar.

    “Allah (c.c.) , Kur’an-ı Kerim’de: ‘Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine farklı kılması sebebiyle, bir de mallarından harcama yaptıkları için, erkekler kadınların koruyup kollayıcısıdırlar. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) muhafaza ederler. Baş kaldırıp hep serkeşlik yapmalarından endişe ettiğinizde, onlara uzun uzun öğüt verin; (gerekirse bir taktik olarak) onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla da yola gelmezlerse, incitmeden) okşayınız. Eğer yola gelirlerse, artık onların aleyhine bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.’  (Nisa Suresi, 4/34) buyurulmaktadır. 

    “Erkek evde  belli hususlarda, pek çok konuda birinci derece sorumludur. Âhenk için işlerin yürümesi için önce böyle bir tesbite ihtiyaç vardır… Anne kucağı şefkat sığınağıdır. Aksi takdirde çocuklar iki sorumsuz arasında savrulup giderler.”

    Hocaefendinin babası, Edirne’de bulunurken oğluna bir mektup göndermişti. Mektupta hasretini şöyle dile getiriyordu:  “Sizler benim için YAKUB’UN  EVLATLARI gibi oldunuz,” diyordu. Bununla da Hz. Yusuf ve Bünyamin’i kastediyordu. Kendi hasretini Hz. YAKUB’un onlara duyduğu hasrete benzetiyordu. Hocaefendi de bunu Hz. Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri zannedip, ‘Baba biz ne yaptık ki, bizi Hz. Yakub’un evlatlarına benzetiyorsun?” meâlinde ifadeler kullanmıştı. Gerçeği öğrenince  Hocaefendi ciddi burkuntu yaşamıştı.

    Ramiz Hoca, Hocaefendiye Edirne’de sahip çıkan Hüseyin Top Hocayı ziyarete gitmişti. Oradan  İzmir’e Hocaefendinin ziyaretine geçecekti. İstanbul’da Haydarpaşa tren garında, tam trene bineceği sırada kaymış ve rayların üzerine düşmüştü. Ama tren üstünden geçtiği halde sadece kıyafetleri parçalanmış, ama Ramiz Hoca sağ salim kurtulmuştu. İzmir’de olanları anlatınca, Hocaefendi, “Baba senin orada ne işin var. Bak neredeyse bütün aileyi hicrana boğacaktın” deyince de Ramiz Hoca, “Siz nasıl bir baba istiyorsunuz ki?” diye karşılık vermişti… Tâ çocukluktan itibaren evladlara bu sevgi ve şefkatin hissettirilmesi çok önemlidir.

    Hocaefendi’nin annesi için Sıbğatullah Ağabeyin hanımı Hatice Hanım şöyle diyor: “Annem (Refia Hanım) celalli, disiplinliydi. Bakışlarından ne demek istediğini anlardık. Yapılması gereken işlerde çok ciddi olurdu; karşısında konuşmak mümkün değildi. SEVGİYE  gelince gerçekten ŞEFKAT  ABİDESİ  bir insandı. Yeni gelin geldiğimde çok sancılarım olurdu. Akşam erkenden odama gider yatardım. Sabah kalkınca merdivenin önünde gözleri dolu dolu bekliyor bulurdum. ‘Anne ne yapıyorsun burada?’ derdim. ‘Sen sancılandın ya ben gece boyu uyumadım.’ der, bir taraftan da ağlardı. ANNE  ŞEFKATİNDEN  farklı bir şey değildir bu. Gece uyumamış, beklemiş sabah da merdivenin önünde duruyor ki, gelin inecek bakayım sancısı  var mı, hasta mı? Ağlayarak bekliyor. Buradaki ŞEFKATİ  görünce disiplini, sert halleri hiç dokunmuyor insana. Ruhen hissediyorum çünkü, o beni çok seviyor, her halimden anlıyor. Disiplini de böyle gerektiği için yapıyor.”

    Safvet  Senih 
    04 Ara 2019 11:40
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR