28 Şubat'tan ders alındı mı?

Geçen hafta 15. yıldönümünde yoğun olarak tartıştığımız 28 Şubat post-modern darbesinden gereken dersleri çıkarabildik mi? Bence başlıca derslerden biri, tam anlaşılmış değil. O da şu: 27 Mayıs'tan 28 Şubat'a bütün askerî darbelerde, darbeyi elbette ayrıcalıklarını korumaya kararlı askerler yaptı, ama her defasında kimi siviller alkış tutarken, kimileri de gereken bahaneyi sunmakta geri kalmadılar. 27 Mayıs'ta DP hükümeti muhalefeti bastırarak, ülkeyi kutuplaştırarak bu bahaneyi sağladı. 12 Mart'ta sivillerin başını çektiği bir cuntanın darbe hazırlığı, TSK'yı iktidara el koymaya sevk etti. 12 Eylül'de darbeyi tetikleyen silahlı sol ve sağ gruplar arasında yaşanan yavaş çekim iç savaş oldu. 28 Şubat'ta bahaneyi sağlayan RP'nin provokatif söz ve davranışlarıydı. 1997 sonrası darbe tehdit ve girişimleri, toplum çoğunluğunca kabul edilebilir bir bahane bulunamadığı için akim kaldı. TSK, 28 Şubat'tan gerekli dersleri aldı mı? Hem hayır, hem evet. Hayır, çünkü darbe tehdit ve girişimleri maalesef sürdü: 27 Nisan e-muhtırası, Balyoz ve Ergenekon darbe girişimleri bunun başlıca örnekleri. Evet, çünkü en azından TSK'nın bir bölümü gereken dersi aldı. Öyle olmasaydı, darbe tehdit ve girişimleri amacına ulaşır; yargı önüne çıkarılamazdı. Harp okullarındaki eğitim, subayları darbeciliğe yatkın kılıyor olabilir, ama subaylar da bu toplumun bir parçası. Onların da, sanırım büyük çoğunluğu, oynadığı siyasî rolün TSK'nın itibarını derinden sarstığının ve meslekî sorumluluklarını yerine getirmesini kösteklediğinin bilincine vardı. Bunun işaretleri az değil. Medya, işadamları, sivil toplum, 28 Şubat'tan gerekli dersleri aldı mı? Çoğunlukla evet. Görünen o ki, artık medyada, iş dünyası ve sivil toplumda askerin siyaset dışında kalması gerektiği konusunda yaygın bir mutabakat oluştu. Darbe girişimlerine bulaşanların yargıdan yakalarını sıyırmaları için çaba harcayanlar var, ama askerî darbe ve yönetim isteyenler hayli marjinalleşti. Peki, hedefi olan Milli Görüş Hareketi, 28 Şubat'tan gerekli dersleri çıkardı mı? Kesinlikle, evet. Milli Görüş Hareketi içindeki başını Tayyip Erdoğan'ın çektiği "Yenilikçi" kanat, Erbakan ve yandaşlarının "Gelenekçi" kanadının pek çok yanlış yaptığının, bu yanlışların düzeltilmesi gerektiğinin farkındaydı. Her şeyden önce toplumun özgürlük ve demokrasi talebine cevap verilmesi gerektiğini görüyordu. İşlerliği olan bir piyasa ekonomisi kurmadan Türkiye'nin gerekli kalkınmayı başaramayacağını anlamıştı. Avrupa Birliği'ne katılım sürecinin demokrasiyi yerleştirmek, kalkınmayı güven altına almak için büyük bir destek olduğunu kavramıştı. "Diğer partilerden daha dindarız ve inançlarımıza uygun bir hayat sürmeye çalışıyoruz. Ancak inançlarımızı başkalarına dayatmaya kalkarsak, Türk halkı buna izin vermeyecektir..." (Abdullah Gül) gerçeğini anlamıştı. "Yenilikçi" kanat, Fazilet Partisi'nde yönetime gelemedi, ama 28 Şubatçı Anayasa Mahkemesi'nin tam bir hukuksuzluk ve keyfîlik örneği vererek FP'yi de kapatması üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurarak, her bakımdan Türkiye'nin önünü açtı. Milli Görüş Hareketi'nin gerekli dersleri çıkarmış olmasının başka bir göstergesi, "Gelenekçi" kanadın kurduğu Saadet Partisi'nin bir kez daha bölünmesi ve "Gelenekçiliğin" iyice marjinalleşmesidir. Ne var ki iktidarda on yılını dolduran AKP, sivil yönetimin yerleşmesi, demokratikleşme, ekonominin büyümesi, ülkenin uluslararası itibar kazanması yönünde azımsanmayacak başarıların getirdiği aşırı özgüvenin, sefil denecek ölçüde zayıf bir muhalefetin ve PKK silahlı ayaklanmasının belirlediği ortamda, üç seçim zaferinden sonra rehavete kapılmış, reformcu barutunu tüketmiş görünüyor. Aşırı özgüven ve rehavetin demokratikleşmeyi gerileteceğine ya da raydan çıkaracağına ihtimal vermiyorum, ama ülkenin her bakımdan yerinde saymasına yol açabilir. O nedenle AKP iktidarına yapılacak tavsiye, özgürlük ve demokrasi için durmak yok, yola devam.

YAZARIN SON YAZILARI