AB'ye ihtiyaç kalmadı mı?

Yakınlarda çıkan "AB'ye 'kısmi üyelik': Neden olmasın?" başlıklı yazımda (17 Nisan) ABD'nin önde gelen üniversitelerinden Massachussetts Institute of Technology ile Almanya'nın önde gelen araştırma kuruluşlarından Friedrich Ebert Vakfı'nın İstanbul'da düzenledikleri toplantıda bir katılımcının, "Almanya'daki bazı çevrelerde, Türk tarafıyla görüşülerek birlikte geliştirilecek, tam üyeliği dışlamayan, ama ilişkilerde tıkanma tehlikesini bertaraf edip, Ankara'yı giderek artan alanlarda kararlara ortak edecek, bir tür 'kısmi üyelik' ('sectoral membership') formülü üzerinde durulduğundan söz etti"ğini belirttikten sonra, "Anlaşıldığı kadarıyla, daha önce 'aşamalı üyelik' olarak da anılan formül üzerinde düşünenler var. Toplantıya Türkiye'den katılanlar, tam üyeliği dışlamadığı sürece, bu fikri üzerinde durulmaya değer buldular..." diye yazdım. O Türklerden biri de, tabii ki, bendim. Bu yazım üzerine değer verdiğim iki dostumdan uyarılar geldi. Diplomat olan dostum şöyle diyordu: "Almanların AB ile ilişkilerimiz için önerdikleri modelin birkaç problemi olduğunu vurgulamak gerekir. Birincisi AB'nin kuruluş antlaşmalarında böyle bir ilişki türü yok. En yakın benzerlik Norveç ve İzlanda'nın taraf olduğu Avrupa Ekonomik Alanı (AEA), ama onun yetersizliği İzlanda'nın tam üyeliği tercih etmesinden belli. Almanlar bu fikri hep dile getirirler, ama içeriği hakkında fazla ayrıntı vermezler. Mesela serbest dolaşım içinde olacak mı? AEA'da var ama bize vermeyi kabul edeceklerini sanmam. Öte yandan savunma, güvenlik gibi konulara indirgenecekse NATO'ya ilave bir katma değeri olur mu?" Diplomat dostumun uyarıları yerinde, ama fikrin içeriği "Türklerle birlikte geliştirilecek" ise ve "Türkiye'yi giderek artan alanlarda kararlara ortak edecek" bir formül olacaksa, gerçekten, niye olmasın? Kanımca bu, Ankara'nın işine gelecek bir formül bile olabilir. Hukuki temeli de gerekirse bulunabilir. Öteki uyarı Avrupa Parlamentosu'nda Yeşiller Grubu'nun siyasi danışmanı olan Ali Yurttagül'den geldi. Şöyle diyordu: "Üyelik için müzakereler sürdüren, Ankara Anlaşması ile AB müktesebatının kısmen kabul edildiği, Gümrük Birliği gibi AB'nin kurucu anlaşmalarını kabul etmiş bir ülkeye 'kısmi üyelik' teklifi ile gelmenin, sürmekte olan müzakerelere gölge düşürmekten başka bir amacı olmadığını görmemek için oldukça saf olmak gerekir... Bu yüzden Ankara'nın 'imtiyazlı ortaklık' gibi 'kısmi üyelik' fikrine sıcak bakmayacağını ve 'tam' üyelik için müzakereleri sürdüreceğini beklemek yanlış olmaz." (Zaman, 21 Nisan) Yurttagül dostum müzakerelerin tıkanma noktasına geldiğinin elbette farkında. "Almanya'daki bazı çevreler"in kaygısının "sürmekte olan müzakerelere gölge düşürmek"ten ziyade bu durum olduğuna inanıyorum. Bu durum benim gibi Türkiye'nin AB'yle bütünleşmesinden yana olan Türkleri ciddi şekilde kaygılandırıyor. Bunun için, fazla bir umudum olmamakla beraber, eğer böyle bir formül bulunabilirse, kanaatim yine, neden olmasın? Beni kaygılandıran esas husus ise özellikle Ankara'dan yükselen AB'nin Türkiye için değerini yitirdiğine, Türkiye'nin AB'ye ihtiyacının kalmadığına, iyi ki üye olmadığımıza dair sesler. Evet, kuşku yok ki AB Türkiye'siz yapabilir, AB'ye ilişkisinin kesilmesi de Türkiye'nin sonu olmaz. Ama Türkiye'nin AB'ye katılımının iki taraf için de hem ekonomi hem de demokrasi açısından büyük yarar sağlayacağı muhakkak. Evet, AB bugün için ciddi bir ekonomik krizin içinde. Büyük ölçüde buna bağlı olarak yükselen bir ırkçı, İslam ve Türk düşmanı dalga var. Ama AB'nin krizden yanlışlardan arınıp güçlenerek çıkması büyük olasılık. AB, dünyanın özgürlük ve demokrasi kalesi, fikri merkezi olma açısından rakipsiz. Türkiye, AB'ye katılım sürecinde hem ekonomisini hem demokrasisini çok güçlendirdi. AB'ye sağlam bir şekilde bağlanacak olursa bu yolda daha hızlı ilerleyebilir. Aksi hiç iyi sonuçlar vermeyebilir. Nitekim bunun işaretleri yok değil; reformlar durdu.

YAZARIN SON YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER