Cemaat kalkanı

ŞAHİN ALPAY
Yayınlanma Salı, 14 Şubat 2012
Paylaş
X Post
Türkiye'de iki komplo teorisi çarpışıyor.
Askerî-bürokratik vesayet düzenine karşı, demokrasinin yerleşmesinden yana olanlar arasında yaygın teoriye göre, son yıllarda yaşanan bütün kötülüklerin, darbe girişimlerinin, katliamların, siyasî cinayetlerin, hatta PKK ve KCK'nın arkasında ("derin devlet" ve uzantısı olan) Ergenekon örgütü var. Vesayet düzeninin savunucuları arasında yaygın teoriye göre ise, "Ergenekon" tümüyle hayal ürünü; "şeriat devleti" kurmak peşinde koşan, bu amaçla bürokrasiye ve güvenlik güçlerine sızmış olan "Fethullahçıların/Gülen Cemaati"nin uydurması.
Bu teorilerden hangisinin gerçeklerle bağdaşır olabileceğine dair ne biliyoruz? Ergenekon örgütünün varlığı MİT tarafından ilk kez 2003 yılında önce Genelkurmay Başkanlığı'na, sonra da Başbakanlık'a bildirildi. 2008'den bu yana açılan davalarda örgüte üye oldukları iddiasıyla 300 dolayında asker ve sivil sanık İstanbul Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanmakta. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Şubat'ta aldığı bir sanığın şikâyetiyle ilgili ara kararında Ergenekon'u "hükümeti şiddet yoluyla devirmek isteyen bir terör örgütü" olarak tanımladı ve şikâyetçinin meşru nedenlerle tutuklandığına hükmetti. Yargılamalar tamamlandığında Ergenekon'un ne ölçüde gerçek, ne ölçüde "hayal ürünü" olduğu konusunda daha iyi fikir edinmek de mümkün olacak. İnanç-temelli bir sivil toplum hareketinin esin kaynağı olan din bilgini Fethullah Gülen, "amacı şeriat devleti kurmak olan bir gizli örgütlenme"nin başı olduğu iddiasıyla yargılandı. Ağustos 2000'den Haziran 2008'e kadar süren yargılama sonunda beraat etti ve hüküm Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun oybirliğiyle aldığı kararla kesinleşti. Buna rağmen, 2008'de başlayan Ergenekon davasında yargılananların çoğu herhangi bir suç işlemediklerini, aleyhlerindeki davanın düzmece belgelere dayandığını, bunları üreten ve medyaya sızdıranların da "cemaat"e mensup kişiler olduğunu iddia etmekte. Bu iddialar ne ölçüde ciddiye alınabilir, bunları ileri sürenlerin amacı ne olabilir? Basının duayenlerinden biri olan Nazlı Ilıcak, titiz bir çalışmayla kaleme aldığı "Her Taşın Altında 'The Cemaat' mi Var?" başlıklı kitabında bu sorulara yanıt arıyor.
Ilıcak'ın vardığı sonuçlar şunlar: "Türkiye, büyük bir değişim ve dönüşüm geçiriyor. Askerî vesayet kırılıyor. Komplolar ortaya çıkarılıyor. Eskiden suç olmasına rağmen kovuşturulmayan eylemler artık mercek altında. Muhtemelen askerin imtiyazlı konumu yüzünden fazla önlem alınmadı; dolayısıyla arkada iz sürmeye imkân verecek birçok delil kaldı... Peki, askerî vesayetin kırılmasında, siyasî iktidarın kararlılığının yanı sıra Cemaat'in rolü var mıydı? Şüphelilerin kendilerini korumak üzere geliştirdikleri Cemaat kalkanının ciddiyetine inanmıyorum. 'Belgeleri büromuza Cemaatçi polisler yerleştirdi. Silahları, Cemaatçi polisler gömdü. Bilgisayarımıza virüs gönderdiler' iddiaları inandırıcı gelmiyor...
"1990'larda elden ele dolaşan bir 'Fethullahçı polis' listesi vardı. Ama bu liste üzerinde yapılan idari ve adli soruşturmalar sonucunda 'Fethullahçı' denilen 528 polisin tümü aklanmıştı. Sonra onlardan hiç bahsedilmez oldu. İkinci liste Ergenekon'un 4. dalgasıyla birlikte ortaya çıktı... Sıkıntıya düşen herkes 'Bu Gülen'in işi' diye kendini savunmaya başladı. 'Silahları Cemaat gömdü', 'Ofisime İrtica ile Mücadele Eylem Planı belgesini Fethullahçı polis Ali Fuat Yılmazer yerleştirdi' gibi sözler gerçeklerle örtüşmüyor. Ama el altından yürütülen darbe faaliyetlerinin ya da kara propagandanın ortaya çıkmasında, demokrat veya Cemaat'e sempati duyan polisler rol oynamış olabilir...
"TSK mensupları hiç darbe yapmamış, siyasetten daima uzak kalmış kişiler olsalar belki Cemaat'i hedef alan komplo teorileri akla yakın gelebilir. Fakat askerî vesayeti ayakta tutmaya çalışan, her taşın altında irtica tehdidi gören bir zihniyetle karşı karşıyayız..." Kitabı okuyup bitirdiğimde ilk işim Nazlı Ilıcak'ı aramak ve tebrik etmek oldu.
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER







