Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür toplum

Başbakan Erdoğan'ın geçen hafta dile getirdiği görüşler, öncelikle de "Dindar nesiller yetiştireceğiz" şeklindeki sözleri beni çok şaşırttı. Çünkü ben, Erdoğan'ın ve mensup olduğu siyasi hareketin, dini devlet tekeli ve denetimine alan, inançları baskı altına alan otoriter laiklik rejimine karşı çıkarken, giderek özgürlükçü, liberal nitelikte bir laiklik anlayışına ulaştığına inanıyor ve hemen her ortamda bu görüşü dile getiriyordum. Bu nedenle Erdoğan, geçen Eylül ayında Arap Uyanışı ülkelerine, Mısır, Tunus ve Libya'ya yaptığı ziyaret sırasında laikliği devletin, ateistler dâhil bütün inançlara eşit mesafede durduğu rejim olarak tanımladığında (pek çoklarının aksine) zerre kadar şaşırmamıştım. AKP iktidarının mevcut Kemalist, otoriter laiklik rejimine 28 Şubat post-modern darbesiyle eklenen (üniversite öğrencilerine başörtüsü yasağı, üniversiteye girişte katsayı, imam hatip ortaokullarının kapatılması gibi) aşırılıkları gidermek dışında bir değişiklik getirmeyişini, önermeyişini eleştirirken, bunu daha çok Türkiye'de siyasetin güçlükleriyle izah eğilimindeydim. Kimileri, Başbakan'ın "dindar bir gençlik yetiştireceğiz" şeklindeki beyanını ciddiye almadılar; ana muhalefet lideriyle girilen polemik sürecinde öfkeyle söylenen sözler olarak yorumladılar. Ben ciddiye aldım, ama önce bunu 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasının başladığına dair bir işaret olarak, belki muhafazakâr ve dindar seçmene hoş görünme, bundan oy devşirme gayretinin bir tezahürü olarak yorumladım. Ne var ki Başbakan'ın sözleri Diyanet İşleri Başkanlığı'nın toplumu daha dindar kılmak için hazırladığı 4 yıllık strateji (ayrıntıları için bkz. Radikal, 3 Şubat) ile birlikte ele alındığında, ciddiye alınmayı hak ediyor. O zaman da çıkarılabilecek sonuç şu olmalı: Anlaşılan Erdoğan ve AKP, dini devlet tekelinde ve toplumu din yoluyla denetim altında tutmak konusunda Kemalistlerden pek farklı düşünmüyor, yani benim kabul ettiğimden daha ileri ölçüde "İslamî Kemalist." (Bkz. "AKP 'İslamî Kemalist' midir?" başlıklı yazım, 26 Ocak.) Türkiye'yi otoriter ve tek-tipçi Kemalist düzenin yerine özgürlükçü ve çoğulcu bir rejime taşımak değil, otoriter ve tek-tipçi rejime İslamî bir renk vermek peşinde. O halde Başbakan'ın sözleri, son zamanlarda geri planda kalan laiklik, yani devlet-din ilişkilerinde duyulan reform ihtiyacı üzerine tartışmayı canlandırmak için önemli bir vesile. Benim söyleyeceklerim her zamanki gibi şunlar: Türkiye'nin ihtiyacı olan, inançları özgürleştirmek, laikliği laikleştirmek. İnançların özgür olmadığı yerde din de özgür değildir. Devletin uygun gördüğü dinî inancı topluma dayatmaktan vazgeçin. Temsil ettiği din yorumuna inanan-inanmayan herkesin ödediği vergilerle finanse edilen Diyanet laiklikle bağdaşmaz. Diyanet'i devletten ayırın, özerk kılın. Tarikatların, cemaatlerin üzerindeki yasaklara, baskılara son verin. Alevilerin, gayrimüslimlerin dini özgürlükleri üzerindeki kısıtlamaları kaldırın. İsteyen istediğine inanır, istemeyen inanmaz. İslam'ın temel ilkelerinden biri de "dinde zorlama yoktur" değil mi? Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nu ilga edin; zorunlu din derslerini kaldırın; imam hatip liselerini kapatın; din ve din adamı eğitimini topluma bırakın. Bırakın çocukların dinî eğitiminden aileler sorumlu olsun. Atatürk, "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller"den söz etti ama kurduğu rejim fikirleri, vicdanları, bilgiyi milliyetçi, laikçi ve tek-tipçi zincire vurdu. Oysa Türkiye'nin şiddet ve ırkçılık içermediği sürece dilediği fikri savunabilen; insan haklarıyla çelişmediği sürece dilediği inancı paylaşan; bilgiyi en özgür şekilde arayan nesillere ihtiyacı var. Cumhurbaşkanı Gül'ün sözlerini tekrarlayacağım: "Bir ülkenin en önemli gücü hürriyettir." Hürriyetin en önemli temeli de ifade ve inanç hürriyetidir. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür kılan rejimler ayakta kalır; zincire vuranlar yıkılır.

YAZARIN SON YAZILARI