Ölüm vaat edilen ülkenin mutlu insanları!

Seyfi Mert

Seyfi Mert

27 Ağu 2017 13:31
  • “Kaybedilen para bir şey değildir ama kaybedilen ahlak çok şeydir.”
    (Alfred Krupp)

    Mevcut iktidar ve Tayyip Erdoğan’ın söyledikleriyle yaptıklarının çelişme süresini gösteren bir grafik olsa sanırım istatistik bilimi de hayretler içinde kalıp, tüm varsayımlarını ve sabitlerini değiştirirdi. 

    Öylesi bir dönemden geçiyoruz ki, sadece yaptıkları zulüm, insafsızlık, ahlaksızlık ve yolsuzluklarla değil, akıl ve mantığın, pişkinlik ve aymazlığın da uç örnekleriyle süslenen tarihin ender dilimlerinden biri oluyor. 

    Ve galiba kıyamete kadar da böylesi bir dönem tekrar gelmeyecek. 

    Artık ne kadar şanslı mı yoksa bahtsız mı olduğumuza siz karar verin!

    Bırakınız bir yılı, bir ayı, hatta bir haftayı. Bir güne bile o kadar muazzam devasa çark yerleştiriyorlar ki, dönme hızları ve yuttukları lokmanın büyüklüğüne artık yandaşlar da inanmamaya, kendini sorgulamaya başladı. 

    Coca Cola fabrikasını “Meşrubat” adı altında millete yutturmaya yandaş medyanın nefesi ne kadar yetti bilemiyorum ama aslında gelinen nokta son derece hazin…

    OHAL’i kaldıracağız afişlerinden OHAL’siz ülke yönetemeyecek duruma gelen bir kişi ve iktidarının nesini tartışacağız bilemiyorum. 

    Gelin görün ki, yine de her gün yeni bir çark rekoru denemeye devam ediyorlar. 

    Çok değil, üç yıl önce “Uzun tutukluluk süresi zulmüne son verdik” diye afra tafra yapanlar bugün KHK (artık devleti yönetmenin adı bu oldu, çünkü mevcut kanunlara göre yaptıkları her şey suç tanımına giriyor) ile bu süresi eskisinden bile daha fazlasına getirdiler. Artık tutukluluk süresi 7 yıl… Yani al kişiyi at içeri, 7 yıl tut. Sebep yok, gerekçe yok. Paşa gönül kriterleri!

    Sonra da git derdini kime anlatırsan anlat. Daha fazla da kurcalama vatan haini ilan edersin, hem bak idamı da geri getiriyoruz, sallandırırız bir iki kişi, görürsünüz. 

    Yakında idamı da geri getirip, artık yalanmadık tükürük bırakmayacaklar sanırım. 

    “3 Y’yi kaldıracağız” sloganıyla geldiler. (Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar)

    Ve niye yalan söyleyelim, Avrupalılar başta olmak üzere herkesi de inandırdılar buna. 

    Yolsuzlukla mücadele eder gibi olurken meğerse saman altından muhtelif çap ve debide nehir yürütmüşler. 

    Yasaklar meselesini açmaya gerek var mı bilmiyorum. 

    Bu satırları mesela ülkemizde okumak mümkün değil, çünkü yasaklanan internet sayfası sayısı milyonu geçti. 

    Yasaklanan yayın sayısını kimse bilmiyor.

    Televizyon, gazetenin kapatılması artık rutin uygulama. 

    Yüzlerce medya ellerinin altında. Ancak bir tivitten bile ödleri otlarına karışıyor. 

    Twitter’de yasaklı hesap sayımız dünyanın toplamından daha fazlaymış. Adamlar bizim iktidarın taleplerini yerine getirmekten helak olmuş durumdalar. 

    Cengiz Han’dan beri en büyük çapta kitap imhasını bunlar yaptı. 

    Yahu en son kitap yakma, parçalama bilmem kaç yüzyıl önce olmuştu. Bir de bunlara nasip oldu. 

    Tarihi mirası bomba ile havaya uçurmakta Taliban bunların gölgesinde kaldı. 

    Kapattıkları eğitim kurumu sayısının haddi hesabı yok. Bununla övünüyorlar. Çöktükleri eğitim kurumlarını da yandaş tarikatlara peşkeş çekiyorlar. Sonra da her birinden her türlü ahlaksız istismar vakaları fışkırıyor. Yakında kimse çocuğunu bu tür yerlere vermeyecek. Çünkü itimat sıfırın altına indi bile. 

    Yardım derneği diye yüzlerce dürüst, bu milletin alnının teriyle kurduğu ve gerçek anlamda işini yapan vakıf ve derneklere çöktüler. Binlerce irili ufaklı pıtırak dernek peydahladılar. 

    Hiç birinin yardım ile alakası olmadığı, bir talanın küçük tufeylileri olduğunu herkes biliyor. 

    Bilmen ne vakfı, bilmem ne derneği adı altında devleti söğüşleme düzeni kurdular. 

    Yahu kermesçi, pazarcı teyzeler, bebekli anneler içeri atılsın diye, ne kadar hırsız, arsız kriminal, adi suçlu varsa hepsini saldılar. 

    Son KHK ile yine binlercesini dışarı saldılar. 

    Taciz, tecavüz suçluları sokakta, otobüste, metroda fink atıyor. 

    Zaten tacizin adı dini, milleti, ahlakı savunmak olduğu için bunu gönüllü yapan ve sokakta normal insan gibi aramızda dolaşan yüz binlerce sapık, it, kopuk varken, bir de bunları eklediler kadroya. 

    Bunun yerine ne kadar yazar, gazeteci, akademisyen, barış elçisi varsa üfürükten gerekçelerle hapse yollanıyor. 

    Bir ülke düşünün ki, entelektüel ve okumuşları zindana atmak için, hapisteki hırsızı, tecavüzcüyü çıkarıp yer açıyor. 
    Bunların bürokratları da bir tuhaf.

    Nerede yetiştiler bilemiyorum ama geçenlerde onlardan bir kazma (çok af edersiniz) ilçelerine yapılan devasa hapishaneden “yatırım ve istihdam” diye böbürlenerek bahsediyor. Utanılacak şeyle övünen tuhaf bir ülke. 

    Böyle bürokratın Cumhurbaşkanı elbette ölüm vaat edecek.

    Başka ne yapsın. 

    Yoksulluk kısmına girmeyeyim, halkımız üzülür.

    Çünkü daha ateşin kendilerine dokunduğunu düşünmüyorlar. O yüzden cellatlarına aşık olmaya devam. 

    Ekonomisi bitmiş bir ülkenin, günlük makyajlarıyla kendilerini dünya lideri ve devi zannetmeye devam ediyorlar. 

    Öyle ya Almanlar bizim otogarlarımızı bile kıskanıyor, Avrupa Birliği zaten çoktan bitmiş Hacım. 

    İşte böyle bir ülkenin reis-i Cumhur’u halkın karşısına çıkıp, ahlak, adalet, geçim, iyi hayat şartları vat edemiyor. 

    Ya ne yapıyor?

    Şöyle diyor: “Kefenleri giymeye hazır mısınız?”

    Ölüm vaat edilen bir ülkenin mutlu insanları!

    Nasıl, böyle iyi mi annem?

    Seyfi Mert
    27 Ağu 2017 13:31
    YAZARIN SON YAZILARI