Eşleri Allah Resulü’ne (s.a.s.) nasıl davranırdı? 8
O’nu (sas) misafirleri konusunda mahcup etmezlerdi
Hamuru İslam’la yoğrulmuş bir millet olduğumuz için, misafiri tarih boyunca baş tacı etmişiz. Bu konuda sahabe başta olmak üzere bütün İslam Ümmeti, gerektiğinde kendisi yemeyip misafirine ikram edecek kadar civanmert ve bir o kadar da hassas davranmış. Çünkü bu mevzuda en önemli örnek Allah Resulü’nün (sas) sözleri ve uygulamaları olmuş. 0, (sas) bir yandan; “Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanan kimse misafirine ikramda kusur etmesin, iki kişinin yemeği üç kişiye, üç kişinin yemeği dört kişiye yeter” v.b. sözleriyle misafire ikramın ehemmiyetinden bahsederken; diğer yandan bu sözlerini fiili uygulamalarıyla da taçlandırarak ümmetine en güzel örnekleri miras olarak bırakmış.
Günümüz modern zamanlarında, her alanda ihtisaslaşma, bu ihtisaslaşmanın getirdiği ferdiyetçi anlayış, , özellikle büyük şehirlerdeki yoğun ancak bereketsiz iş temposu, teknolojik gelişmeler v.b. misafir ağırlama hasletimizi de derinden etkilemiş bulunuyor. Şüphesiz bu durumda kadının da çalışması sebebiyle evlerin çok müsait olmayışı veya ‘müsait olmadığı zannının’ büyük bir etkisi mevcut.
Neden “müsait olmadığı zannı” dediğimin üzerinde biraz durmak istiyorum.
Hanımlar, bazen erkeklere göre daha hassas düşünebiliyorlar. Örneğin misafir ağırlama konusunda erkekler, “evde ne pişiyorsa onu beraber paylaşırız veya yetmez ise gerekirse bir yumurta bile kırıp yiyebiliriz” diye düşünürken; hanımlar bu teklife şiddetle karşı çıkabiliyor. Bu karşı çıkışta “acaba hakkımızda ne düşünürler” fikri veya ağırlamanın daha mükemmel olması gerektiği düşüncelerinden biri ağır basıyor. Bu mesele aşılsa bile evin her yönüyle tertemiz ve her şeyin yerli yerinde olmadığı düşünceleriyle misafire hayır denilebiliyor. Yani bu konuda ahsen (en iyi)’in, kavgası verilirken; hasen yani iyi de yerine getirilememiş oluyor. Bu problem bir taraftan misafir ağırlamak gibi güzel bir sünnet ve önemli bir sevap-bereket vesilesinden aileyi mahrum ederken; diğer yandan ciddi aile içi tartışmalara sebep olabiliyor.
Hayatta her şey planlandığı gibi olmayabiliyor. Bazen elde olmayan nedenlerle misafir ağırlamak durumunda da kalınabilir. Böyle bir durumda evine misafir getiren babaya, annenin nahoş bazı söz veya tavırları, misafir ağırlamanın kazandıracağı bir sürü maddi-manevi güzelliği daha yaşanmadan sona erdirebilir.
İşte bu noktada günümüz ailelerin, kendileri için pusula mesabesinde olan ‘En Kutlu Aile’ye bakarak problemlerine çözüm aramaları gerekiyor.
Evet, acaba Allah Resulü’
nün (sas) eşleri, O’nun misafirlerini nasıl ağırlıyorlardı? Ne gibi fedakârlıklarla hem Allah’ın, hem de Resulü’nün (sas) rızasını kazanıyorlardı?
Hz. Aişe Validemiz’den sıra dışı bir örnek
Bir gün Allah Resulü (sas), Ashab-ı Suffe’den bazılarına:
-Haydi gelin, Aişe’nin evine gidelim, diyerek onları hane-i saadetlerine getirmişti. Aişe Validemiz’e:
-Ey Aişe, “bize yiyecek bir şeyler ikram et” diye seslendi.
Evde, azıcık bir yiyecek vardı ve Annemiz onu getirip misafirlerine ikram etti. Ancak getirilen misafirlere yetecek kadar değildi. Efendimiz (sas) yeniden seslendi:
-Ey Aişe! Bize bir şeyler daha getir!
Aişe Validemiz için, misafirini hoşnut etmek, sevgili Eşinin de (sas) hoşnut olması demekti. Yokluktan var edercesine bir gayret içine giren Annemiz, bulabildiği kadarıyla hemen çökelek, hurma ve yağı karıştırıp tirit benzeri bir yemek yapmış ve getirmişti.
İlim yolunun kutsal yolcuları olan Ashab-ı Suffe’nin bu yemekle bir miktar karınları doymuştu. Ancak Allah Resulü (sas), tekrar seslendi:
-Ey Aişe! Bize içecek de ikram et!
Bunun üzerine Annemiz, hazırladığı sütü büyükçe bir kabın içinde misafirine ikram etti. Bu ikram da hepsine yetmemiş olacak ki; Resulullah (sas) ikramı tekrarlamasını istemişti. Elde avuçta zaten yoktu; olanı da ikram etmişti. Kalan azıcık bir sütü kocaman bir kaba koyarak ikram etmek garip olacaktı. Ancak Efendisinin (sas) talebine de cevap vermeliydi. İkram ettiği kabı hemen küçülttü ve kalan sütü de misafirlere ikram etti. (Haylamaz, 2010: 118-119)
Bütün bunları yapmak tabii ki kolay olmuyordu. Ancak O’nun, Allah Resulü’ne (sas) olan derin muhabbeti olmazları olur hale getiriyordu. Bu muhabbet aynı zamanda imkânsızlıkları mümkün hale getiriyor, çözülmez gibi görünen problemlerin çözümünü kolaylaştırıyordu.
Böylece bu kutlu hane Cennet bahçelerinden bir bahçe olarak günümüzü de aydınlatıyordu.
Taha Ünal-Din Sosyolojisi Uzmanı / Eğitimci
[email protected]
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

Özgür Özel'den mahkeme kararına kumpas tepkisi: Me...

Kılıçdaroğlu'ndan parti içine "pavyon" ve "para" t...

Tülay Hatimoğulları'ndan CHP’deki yargı krizine te...

ABD'den Dünya Kupası'na müdahale! İranlı taraftarl...

Özel, Soylu’ya 20 bin lira tazminat ödeyecek


