Özünü arayan eğitim sistemimiz
Dünyanın merkezinde insan, insanın da merkezinde eğitim var. Hayata gözlerini açan her bir insan, kendisindeki potansiyelleri keşfedip, doğru yöne kanalize edebilecek mürebbi ve mürebbiyelere muhtaç.
İnsan gibi, çok yönlü, binlerce meleke ve cihazatla donatılmış bir varlığı doğru bir şekilde etüt edip, eğitebilmek ise hayattaki en zor işlerden bir tanesi hatta ta kendisi. Bu yüzden olsa gerek, bu zor görevi en başta üstlenen vazifeliler peygamberler. Onların geliş gayesi, insana nefsini (yani kendisini) tanıtıp, oradan da Rabbini bildirebilmek. Böylece potansiyel insanı hakiki insanlığa ulaştırabilmek. Günümüzde ise bu zor ve çetin görev öğretmenlerin omuzlarına yüklenmiş durumda. Onların vazifesi, netice itibariyle Peygamberlerin gönderiliş gayesiyle kesişiyor.
Bir yönüyle, eğitim bu fıtri yönü sebebiyle zaten zor bir alandı. Diğer yandan da, İdeolojinin dar gömleğinin eğitim gibi dinamik bir alana giydirilmeyeceğinin yıllarca farkında ol(a)mayanlar, milletin yıllarından çaldıklarının da şuurunda olamadılar. Şuurunda olanlar ise ‘etki’ye ‘tepkiyle’ muamelede bulunmalarından olsa gerek muvaffak olamadılar.
Modern şehir hayatının insanlığı esir aldığı içinde yaşadığımız zaman diliminde insanlık özünü arar oldu. Toprağından koparılan bir çiçeğin, velev ki bir saksıya konsa bile, gün be gün sararıp solması, soldukça da ana vatanı ve ortamını özlemesi misali, insanlık da vatanını ve özünü özlüyor. Özünde olmayan ve ona zorla kabul ettirilmeye çalışılan gayr-i fıtri her şeye de savaş açıyor.
Bu savaş en çok da eğitim alanında yaşanıyor. Bu alanda yaşanan; öğretmenin itibar probleminden, sosyal statüdeki yerine, birçok kanunun maalesef eğitimcilerin aleyhinde olmasına, günümüz ‘teknoloji gençliği’ne ulaşabilmenin zorluğuna, okullardaki, muallimin canına kast edebilecek kadar pervasızlaşan disiplin problemlerine kadar birçok sorunun temelinde yukarıda bahsi geçen gayr-i fıtri olana açılan savaş yatıyor.
Bu sıkıntılardan özellikle, öğretmenin canına kast etmek için uzanan eller meselesi üzerinde durulmaya değer. Düşünün ki, bir toplum, kendi hamurunu yoğurup, istikbalini şekillendirecek elleri kırmaya çalışacak kadar pervasızlaşmışsa, bu durum o toplumun nereye gittiği konusunda hiç de iç açıcı fikirler vermez. Tabi burada bu müessif ve müstakil olayları genele teşmil edemeyiz. Ancak insan misal toplum bünyesinde ciddi bir rahatsızlığın olmadığını da iddia edemeyiz.
Maalesef Ak Parti iktidarlarının birinci ve ikinci dönemlerinden de eğitim, bir sağlık veya ulaştırma bakanlıklarında olduğu kadar istifade edemedi. Sorunlara doğru teşhis konulup, yerinde ve istikrarlı müdahalelerle problemin üstüne gidilemedi. Yapılan yenilikler temelden ziyade, dış yapıyı ilgilendirdi.
Hükümetin icracı bakanlarından olan Sayın Ömer Dinçer dönemine denk gelen, içerisinde bulunduğumuz üçüncü Ak Parti iktidarında ise birçok alanda, özellikle temel konularda değişiklikler yapılıyor. Sistemsel birçok değişikliğin art arda gelmesi ise ister istemez zihinlerde istifhamlara neden oluyor. Şunun gibi: Acaba bu değişiklikler yapılırken iyi etüt ediliyor mu? Bakanlık temel problemlere ne kadar hakim? Bu konularda camianın önde gelen tecrübelilerinin görüşleri ne kadar alınıyor? Acaba Ak Parti de etki-tepki mülahazasıyla mı hareket ediyor?
Şüphesiz bütün bu ve bunun gibi soruların cevabını en etkili tefsir olan zaman gösterecek. Ancak bu konuda yıllar geçtiği ve daha fazla zaman geçirmeye tahammülümüz olmadığı için, geçmişte düşülen hatalara düşülmemesini umut ediyoruz.
Bunun için de bin düşünülüp bir adım atılmasını ve bu adımların da, tekrar geriye dönüşün mümkün olmayacağı, hedefi on ikiden vurabilen adımlar olmasını temenni ediyoruz.
[email protected]
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

Özgür Özel'den mahkeme kararına kumpas tepkisi: Me...

Kılıçdaroğlu'ndan parti içine "pavyon" ve "para" t...

Tülay Hatimoğulları'ndan CHP’deki yargı krizine te...

ABD'den Dünya Kupası'na müdahale! İranlı taraftarl...

Özel, Soylu’ya 20 bin lira tazminat ödeyecek


