Peygamber Yolu’nun rotası

Kainat’ı, insanlar, bitkiler ve hayvanlar başta olmak üzere, görünen ve görünemeyen bütün mevcudatıyla bir ağaç gibi düşünebiliriz. Her bir tür, bu ağacın bir dalını teşkil eder. Bu ağacın tohumu ise, Hz. Muhammed (sas) Efendimiz’dir. Geçmişte yaşamış olan, günümüzde yaşayan ve gelecekte yaşayacak olan her bir nev’in türü, birçok kazanımını O’na (sas) borçludur. Biz, dünyanın merkezinde olması sebebiyle insana bakalım. İmanla şereflenmiş insanlık, kadimden bu yana bir çok düşünürün kafa yorduğu temel soruların çözümünü zihin planında çözmüş bulunmaktadır. Örneğin; insan neden yaratıldı, yaratıcı nasıl bir varlıktır, dünyaya neden gönderildik, öldükten sonra hayat var mı; varsa nasıl bir hayat, dünya ve ahrette mutluluğun formülü nedir…. Uzayıp giden soru ve sorunların hepsinin çözümlemesi yapılmıştır. İnsanlık, bu sorularla zihinlerini meşgul ederek hayatı kendine zehir etmemektedir. Ancak bu, günümüzde beşerin karşı karşıya olduğu problem yoktur manasına gelmez. Evet, bilen ve bulanlar için problemlerin çözümü vardır. Burada önemli olan bu çözümleri hayatımıza uygulayabilmektir. Belki de günümüzdeki zorluk bu noktada. Nefse, dünyaya, insi ve cinni düşmanlara rağmen, Peygamber Yolu’nun şaşırtmaz pusulasını hayata hayat kılabilmekte. Bir de madalyonun diğer yüzü var. Yani, peygamber Yolu’nu bilmeyen ve bulamayan kimseler meselesi. Bu yüzden, olaylara ve insanlara kendi ruh pencerelerinden bakan böyle kimseler, yaşanan her olayı kendi pencerelerinden değerlendiriyor. Kendilerinin belli bir kesime yaptıklarının kendi başlarına geleceğini vehmediyorlar. Bunların dellalcısı olan şirzime-i galil küçük bir grup da, sanki birilerine zulm ediliyormuş gibi yanlış bir algıyı kamuoyunda hâkim hale getirmek istiyorlar. İşte bu noktada Peygamber Yolu’nun son virajı olan Mekke Fethi’ne değinmek istiyorum. Mekke Fethi’nin anımsattıkları Sırf Allah dedikleri için yurtlarından kovulan Peygamber Efendimiz ve Ashabı 70 kişi kadardılar. Aradan 8 sene geçtiğinde ise 10000 kişilik göz kamaştıran muhteşem bir orduyla anavatanlarına döndüler. Mekke’ye üç koldan, hiçbir mukavemetle karşılaşmaksızın giriyorlardı. Allah Allah sadaları faran dağlarından yankılanıp geri dönüyordu. Bu ihtişam bir taraftan gözleri kamaştırırken, diğer yandan Mekkelilerin kalplerine korku salıyordu. Mekke’nin reisi Ebu Süfyan, “bir koyun çobanına mağlup olduk” diyerek, yıllarca süren düşmanlığının perde arkasını aralıyordu. Karısı Hint ise, “bütün mücadelemiz başarısızlıkla sonuçlandı, boşuna uğraşmışız” diyerek, talihsiz geçen yılları için ah-u efgan ediyordu. Herkes meraklı gözlerle bu tabloyu izliyordu. Kâbe, temizlendikten sonra Mekke’nin de temizliğine sıra gelecek miydi? Kendilerinin akıbeti ne olacaktı? Derken beklenen an geldi. O (sas), kendisine yapılan her türlü talihsiz muameleyi unutma büyüklüğünü göstererek, merak içerisinde ağzından dökülecek kelimelere odaklanmış Mekkelilere: “Bugün size kınama yoktur. Gidiniz, serbestsiniz” diyordu. Anlaşılmıştı ki O (sas) kalpleri muhatap alıyordu. O’nun vazifesi kalpleri asıl sahibiyle buluşturmaktı. Bu gerçekleşecek ise, dışındaki her şey önemsizdi. İşte o gün zaman gelmişti. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran putlar önce Allah’ın evi olan Beytullahtan, ardından da Yaratan’ın matmah-ı nazarı olan kalplerden sökülüp atılıyordu. Aradan asırlar geçip, zaman ve mekan değişse de olaylar değişmiyor. Şahıslar ve misyonları aynı mücadeleyi devam ettiriyorlar. Neticede de Hak gelip batıl zail oluyor. Hakk’ın hatırı galip geliyor ve Hak yolunun yolcuları kendilerinden beklenen ve onlara yakışan neyse muhataplarına o şekilde muamelede bulunuyor. Taha Ünal [email protected]

YAZARIN SON YAZILARI