Türkçemin Ebemkuşağı
Dünya barışı adına çok önemli bir fonksiyon icra eden Türkçe Olimpiyatları ülkemizin ufkunda tulu etmeye başladı. Her kesimden farklı görüş ve düşüncedeki birçok insanın ilgi ve takdir hisleriyle izlediği bu şölen, her geçen yıl biraz daha büyüyor.
Ülkemizin önde gelen simaları görüş ve düşüncelerini kameralara yansıtıyorlar. Düşünce ve fikir dünyamızın mümessilleri ise, bu konuda tarihe notlar düşüyor.
Ben de bugünkü yazımda gönlünün inşirahını bizlerle paylaşan Ercan Kurban Hocamız’ın bir yazısına yer vermek istiyorum. Buyurun beraber okuyalım:
Tam on yıl oldu. Her yıl tarifsiz bir heyecan yaşatıyorlar bizlere. Hani yağmurun ardından güneş yüzünü gösterince rengârenk ebemkuşağı görünür ya, tıpkı onun gibi bahar yağmurlarının ardından yaza yüzümüzü döndüğümüz anda kimi kara kıtadan, kimi steplerden, kimi Sibirya’dan, kimi ata yurt Orta Asya’dan, kimi Avrupa, Avustralya, Amerika’dan, kimi Çin’den, kimi Maçin’den süzülerek bir bir çıkıp geliyorlar güzel ülkemiz Türkiye’ye.
Hani bal arıları bin bir çiçeğe konduktan sonra kovanlarına dönüp mucizevî besin olan “bal”ı yaparlar ya, aynen onun gibi Anadolu’dan dünyanın dört bir yanına dağılan kara sevdalı âşıklar da bir gece kapısından çıktıkları yuvalarına dünyadan devşirdikleri çiçeklerle dönüyorlar. Ülkemize, farklı renklerle dokudukları kilimi seriyorlar. Kim bilir bu kilimi dokurken o muhteşem renklere ulaşmak için ne mücadeleler verdiler. İstedikleri rengi ve deseni bulma aşkıyla geceleri kalkıp gözyaşlarıyla seccadelerini ıslatmanın hazzını alıp ellerini semaya kaldırarak nasıl yalvarıp yakardılar? Mevla’ya dua dua yalvaran dillerinden dökülenler arşı alaya nasıl yükseldi?
Türkçe, sevgi dili… Bu parolayla yola çıkan gönül erleri, gittikleri yâd ellerde kapıların tokmağına; “sevgi, sevgi” diye dokundular. Yunusça seslendiler:”Gelin tanış olalım. İşi kolay kılalım. Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz.” dediler. Bu içten haykırışa, kim ses vermez ki… Ruhları okşayan bu içten sesi duyanlar, bir bir koştular bu samimi avazın geldiği yöne. Renk renk, desen desen, herkeste aynı şevk, aynı heyecan, buluştu Türkçe sevdalıları bir ebemkuşağı misali birbirlerine. Sonra baharın ardından yaza, “ merhaba” derken Türkiye’mde rengârenk göründüler. Gönüllerde benzersiz sevgiye büründüler.
Çile şairi üstat Necip Fazıl’ın, bir isteği var. O, iki mısralık “Su” şiirinde, âbı hayat olan suyu kastederek:
“Bu dünyada insanlığa manevî hamam olsa;
Her rengiyle insanlık tek renkte tamam olsa…”
Sanırım, cennet ülkem Türkiye’mde her yaz büyük bir hazla seyrettiğimiz Türkçe Olimpiyatlarında insanlık, sevgi dili Türkçemizle üstadın arzu ettiği tek renkte tamam oluyor.
Taçsız birer sultan olan kahraman annelerimiz, yavrularının dünyaya gelmesine vesile olup onları büyütüp, okutuyorlar. Sonra da yeryüzünün haritada bile bulmakta zorlandığımız yerlerine, “git evladım git, güle güle git, uğurlar ola…” diyerek gönderiyorlar evlatlarını. Bu gönül kahramanları, sevgi dilinin gerçek âşıkları, dünyanın dört bir yanından topladıkları göçmen kuşlarını mevsimi geldiğinde alıp getiriyorlar dostluğun, kardeşliğin, hoşgörünün; sevginin, mutluluğun yaşandığı bolluk ve bereketin harman olduğu Anadolu’ya…
Yüreği yaralı annelerin evlatlarını uğurlaması Şair Cemil Cüneyt’in “Kime Emanet” şiirinde anlattığı manzarayı getiriyor gözlerimizin önüne. Ne diyordu şair?
………………..
“Bilecik istasyonunda yaşlı ana
Oğlunu cepheye uğurlarken
Oğlum Babanı Dimetoka’da, dayını Şipka’da
Ağabeyini Çanakkale’de kaybettim
Sen benim son yongamsın
Sen de dönmezsen ben Allah’a emanetim diyordu
Git sen de git
Minareler ezansız
Camiler Kur’ansız kalacaksa Sen de git
Ezan, vatan, Kuran kime emanet?”
………………………
Bu şirin ülkeden Yahya Kemal Beyatlı’nın: “Türkçem ağzımdaki annemin ak sütüdür .” dediği, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın: “Türkçem benim ses bayrağım.” diyerek bayraklaştırdığı Türkçe, ebemkuşağının renkleri tarafından, şarkı şarkı, türkü türkü, şiir şiir gönüllere akıtılıyor. Sevgi dili, bir miftah vazifesini icra ederek kalplerin bamteline dokunup sevgi ırmağında çağıldıyor adeta…
Muhabbet harmanında sermest olan gönüller, bu huzur sağanağının bitmesini istemiyorlar. “Hoş geldiniz, safalar getirdiniz” deyip basıyorlar sinelerine. Her yıl en güzel şekilde ağırlıyorlar misafirlerini. Yitiğini arama sevdasıyla yollara düşen, ülke ülke, kıta kıta koşup sevdasını anlatıp amacına ulaşan kalp ve gönül mimarları hedeflerine ulaşmanın sevinci ve şükrüyle: “Yine biz geldik, haydi bu gelişi hep birlikte kutlayalım” diyor, bir lütuf kabul ettikleri bu güzelliğin hakkını verme gayretiyle bir kez daha yuvalarından pervaz edip uçuyorlar. Çeşit çeşit iklimlere farklı farklı ülkelere…
Sevgi dilinin tarifsiz şöleni Cuma Yamaçları gibi adeta. Bu şölen, ruhları her defasında cilalıyor. Türkiye ve Türkçeye âşık sevdalılar bu güzel rüyanın bitmesini istemiyorlar. Heyhat ki zaman denen mefhum bir çırpıda çabucak tükeniyor. Ayrılışlar kolay olmuyor tabii. Hüzün yaşanıyor her sevgi dilinin muhteşem şölenin ardından. Bir sonraki yıl nasıl olsa buluşacağız diyerek teselli buluyor bütün Türkçe sevdalıları.
Sonra dillerden dualar salınıyor, bu güzelliğin yaşanmasına vesile olanlara. Bu fikrin mimarı dualarla anılıyor. Fikre iştirak edip ben de varım deyip bir sülün gibi salınarak dünyanın değişik yerlerine gözlerini bile kırpmadan, arkalarına bile bakmadan giden beklentisiz baba yiğitlere, ana yiğitlere… Selam duruluyor, sahabe ruhuyla dünyaya dağılan alperenlere, gönüllere sevgiyle dolup gurbet ellerde “Davam, sevdamdır.” diyen akıncılara…
Türkçeyi gönüllere sevgi olup akıtan ruh ve mana erleri, sevgi diliyle açtıkları gönülleri “Hızır Çeşme” sinde buluşturmaya getiriyorlar. Âşığın maşukuna kavuşmasını andırıyor bu manzara, değişik renklerden oluşan çiçeklerin bir vazoda toplanarak rengârenk oluşturduğu tablo gibi zihinleri süslüyor. Türkiye birbirini tamamlayan renklerle dolup taşıyor.
Gönüllerin tokmağına dokunun. Ses verin sesinize ses vereceklere, her yerde olamazsanız bir yerde olamazsınız düşüncesine evet diyerek yıldızlar gibi bir yerlere akıp gidenler, seslerine ses verenlerle ana yurtlarına dönüp ses bayrakları Türkçeleriyle sevgiden oluşan ebemkuşağını armağan ediyorlar sevenlerine.
Bu tarifsiz bayramı görünce insanların gönül tellerine sevgi nağmeleriyle dokunulmasını isteyen bu büyük projenin mimarının: “Hızır çeşmesi” adlı şiiri geliyor akla. O, bu yaşanılan güzellikleri ta önceden hayal edip bu şöleni mısralarıyla şöyle süslüyor.
Ufukta ard arda şafaklar ve göklerde nûr,
Sararak her yanı, boğuyor karanlıkları;
Hırıltıda artık câhiliye artıkları
Ve üfül üfül esiyor her tarafta huzûr...
Sanki bağrına ışıklar yağıyor gibi Tûr,
Göründü toplumun asırlık aradıkları;
Hızır çeşmesi şimdi başına vardıkları
Çehrelerinde ışıl ışıl parlayan sürûr.
Nur her dem zulmetleri takip etmiştir meşhûr;
Bütünleşiyor zamanın parçaladıkları,
Bir bir çıkıyor Hak Dostu’nun anlattıkları;
Bizlere zaferler, gülbanklar; soysuza kubûr...
Her yıl sevgiye susamış insanlık, Türkçemin Ebemkuşağında. Hızır çeşmesinin başında bir sevdanın şarkısını söylemeye devam eder inşallah!
Toplumun asırlık aradıkları, bu yıl 10.su düzenlenecek olan Türkçe Olimpiyatıyla Türkiye’mizin her köşesinde bir bayram havasında yaşanacak. Ne mutlu bu güzelliği bizlere yaşatan gönül erlerine, ne mutlu bu gönül erlerinin destansı başarısını maddi manevi destekleyenlere… Ne mutlu, bu kara sevdalılara, “siz koşmanıza bakın, arkanızda biz varız.” diyen cömert Anadolu insanına… Ve en büyük saygı ve hürmet bu eşsiz tablonun oluşmasına mimarlık eden o Hakk dostu, fikir mimarına…
[email protected]
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

CHP'de kurultay satrancı: 'Kurultay' dedi! Tarih v...

Uyuşturucu operasyonu yapılan 7 ünlünün test sonuç...

'Hurdaya çıkardılar!' Ekrem İmamoğlu: “Yargıyı bi...

CHP’nin sosyal medya hesabı el değiştirdi!

Öcalan: “Demokrasinin kolayca inkar edildiği bir ü...


