Viyana Sendromu
Kim ne derse desin, Batı'nın yaşadığı her büyük değişimde Doğu'nun etkisini görmek mümkündür.
Bunlar içerisinde Reformasyondan, Aydınlanmadan, Sanayi Devrimi'ne kadar birçok köklü değişimden söz edilebilir.
Doğu ve Batı arasındaki ilişkiler bir anlamda iki uygarlık arasındaki karşıtlıkları, zaman zaman bir senteze dönüştürerek yeniliğin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Tarih hem Doğu'yu hem de Batı'yı kendi içine kapanmaktan kurtarmış, birbirine açmış ve bu da kaçınılmaz olarak savaşları, mücadeleleri, etkileşimleri ortaya çıkararak yenilikleri yaratmıştır.
Doğu ve Batı ilişkilerinin bazı kırılma noktaları tabii ki vardır. Bunlardan biri, hiç şüphe yok ki, Türkler'in Anadolu'ya gelişi, diğeri ise İstanbul'un fethidir. Çok önemli bir başka travma yaratan kırılma anı ise, Viyana kuşatmasıdır.
Tarihsel kırılmalar
Batı kimliğinin bir parçası Anadolu'da gelişmiş olan eski uygarlıklarken, Anadolu'daki Türk varlığının travmatik etkisi kolay kolay atlatılamaz. Belki zaman geçtikçe Anadolu meselesi hafiflese bile, Konstantinopolis'in İstanbul olmasının yarattığı etkilerin, Batı'nın kültürel bilinçaltındaki izlerini sürmek için oryantalizm metinlerine gitmek yeterli olacaktır.
Viyana Sendromu bütünüyle Batı'nın Doğu algısına dayanmaktadır. Bilhassa 'orta zamanlarda' içine kapalı feodal toplumların yaşadığı Batı coğrafyasında, din anlayışında yaşanan tutuculuk, bilim ve düşünce üzerinde karanlık bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. Bu durum ise, Doğu algısının güçlenmesine dönük endişe ve korkuya dayanan bir psikolojinin oluşmasını kolaylaştırmıştır. Önce Müslüman akınların Batı'ya yönelmesi, daha sonra Müslüman Türkler'in merkeziyetçi imparatorluk yapısıyla, Balkan coğrafyasından Viyana'ya uzanması tarihsel olarak travmatik bir zemin yaratmıştır.
Batı düşüncesindeki değişme, Doğu'nun bu baskısı karşısında, başta din ve bilim olmak üzere yeni anlayışların ortaya çıkmasını sağlamış, bilimde Bacon'un yeni yöntemi, dinde Luther ve Kalvinizmin getirdiği yeni yorumlar Aydınlanmaya ve rasyonalizme uzanmıştır.
İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda, Avrupa'nın Viyana Sendromu'ndan kurtulması gerektiğini ve Türkler'in AB'ye üye olmasının engellenmemesinin Batı için öneminden bahsetmişti. Bilindiği gibi sendrom kavramı, tek ve belirli bir nedenin doğrudan sonucu olan bir problemi anlatmaktan çok, ilk bakışta birbiriyle ilgisi açıkça görülmeyen nedenler bütününün ortaya çıkardığı genel tablonun ifadesidir.
Avrupa'nın kültürel bilinçaltında böyle bir sendromun taşınması, sağlıklı bir kültürel psikolojiyi engellediğinden, bilinçaltının ne zaman davranışları etkileyecek düzeye ulaştığı da bilinmediğinden, başlı başına sorunlu bir durum söz konusu demektir.
Korku duvarlarını aşmak
Türkiye'nin AB sürecini değerlendirenlerin birçoğunun, İsveç Dışişleri Bakanı kadar meselenin tarihsel, kültürel derinliklerinin farkında olmaması takip edilen politikalar üzerinde şüphesiz olumsuz etkiler yaratmıştır. Batı uygarlığının yükseliş döneminde unutulmuş ya da bilinçaltına itilmiş Doğu algısının yeniden görünürlük kazanması, Doğu ve Batı ilişkilerinde yeni bir sentez arayışına işaret etmektedir.
Bu sentezin gerçekleşmesinde politik işbirliklerinin, ekonomik ilişkilerin rolünden çok, entelektüel ve inanç etkileşimlerinin daha ön plana çıkacağını tahmin etmek zor değildir. Bu bakımdan Carl Bildt'in önerisi karşılıklı korku duvarlarının aşılmasına katkı yapacak bir sağduyu işaretidir.
Bu yaklaşıma Türkiye'nin politik olarak vereceği cevabın yanında, zihinsel düzeyde aydınlarının vereceği cevabın yeni bir gelecek için daha yaratıcı etkileri olacağını söylemek isterim.
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

İmamoğlu’ndan sert tepki: “Muhalefet partisinin ba...

Irmak Öğretmen’in ölümünde yeni gelişme: Hakkında ...

Döverek polis memuru öldürmeye 4 ayda tahliye!

Trump’tan İran’a yeni tehdit: “Bu gece çok sert vu...

Kılıçdaroğlu cephesinden kurultay kararı: Olağanüs...


