[ Prof. Dr. Osman Şahin ] Kazanma ve kaybetme kuşağında hizmet insanı

Samanyoluhaber.com yazarı Prof. Dr. Osman Şahin , 'Allah Hakkında Güzel Zan ve İsyan ' başlıklık yeni bir yazı dizisine başladı

SHABER3.COM

Kazanma ve kaybetme kuşağında hizmet insan

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN- SAMANYOLUHABER.COM 




ALLAH HAKKINDA GÜZEL ZAN ve İSYAN 1

Günümüzde yaşanan ifritten süreci yaşayan mazlumlar, hadiselerin perde arkasında cereyan eden hikmetleri, bizzat veya sonuçları itibarıyla ortaya çıkan güzellikleri göremediklerinde ve bu hususlarda Kur’an’da ve Sünnet-i Seniye’de geçen beyanlara dikkat etmediklerinde ve olayları sadece dış yüzleriyle değerlendirdiklerinde, yaşadıkları zulümlerin yanı sıra başka büyük kayıplar yaşamaktadırlar. 

Bu husus Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından “Kaos, İmtihan ve Ümit” başlıklı yazısında şu şekilde ifade edilmektedir: “Mazlumlar-mağdurlar ise, sürekli şaşkınlık içinde ve beyhude eforların yorgunu. Her yanda kurt ulumaları, çakal sesleri; bu seslere açık sinelerde ise çaresizlik iniltileri. Hayattan kâm almak şöyle dursun, dört bir yandan gelip ruhlara çarpan acı haberlerle yığınlar sürekli tedirginlik içinde. Umumî atmosfer bugünkü insanların yüzleri gibi simsiyah; hâdiseler de tıpkı onların kafaları gibi hep sisli-dumanlı.. ne yaşamanın hakkı verilebiliyor, ne de hayat kendi derinlikleriyle duyulabiliyor.. sürekli emel-elem arası gel-gitler yaşanıyor, insanlar da her an ayrı bir acı ve ızdırapla ölüp ölüp diriliyorlar.
Yer yer hâllerinden şikâyet ettikleri de oluyor ama o da musibeti ikileştirmeden başka bir şeye yaramıyor. Hemen her zaman ayrı bir düşünce kayması ve bakış inhirafı içindeler; içindeler ve öyle derin bir gaflet yaşıyorlar ki, ihtimal sûr sesiyle dahi uyanmayacak gibiler…”


Bugünkü zulüm çarkını işletenler Türkiye’deki medya kanallarının tamamına yakınında ve aynı zamanda sosyal medyada hep Hizmet aleyhinde haberler yapmakta, kin ve nefret pompalamakta ve Hizmet insanlarının kuvveyi mâneviyelerini yıkmaya matuf yayınlarla Hizmet insanlarını yıldırmaya ve bu işten vazgeçirmeye çalışmaktadırlar. Bundan dolayı, Hocaefendi sürekli olarak bu zift medyasından ve kanallarından uzak durulması hususunda büyük tahşidât yapmaktadırlar.

Bu tavsiyelere uymayan insanlar ise bu faydasız takip etmelerinin yorgunluğu içerisinde şaşkınlığa düşmüşler ve kendilerini bu cereyanların etkisine açık hale getirdikleri için de çaresizlik içinde inim inim inlemektedirler. O hadiselerin etkisinden kurtulamadıklarından ve sürekli bu acıları ruhlarında yaşamaya devam ettiklerinden, yeni bir hayata başlayamamakta, hizmet edememekte, hayattan lezzet alamamakta ve hep pesimisttik bir hayat yaşamaktadırlar. Sonuç itibarıyla, bu insanların kendilerine gelmeleri mümkün olamamakta ve maalesef önemli düşünce kaymalarına düşmektedirler.

Bu ruh haline sahip insanlar, hadiselerin zahiri yüzüne takılıp kaldıklarından, hikmet boyutuyla ilgilenmediklerinden, her hadiseyi şerre yorumlayarak hallerinden durmadan şikâyet etmektedirler. Bu ise musibetleri ikiye katlamaktadır. Sürekli bu hadiselere sebebiyet verenlerin kimler olduğu ve onlardan hesap sorma mülahazaları ile oturup kalkmakta ve maalesef sorumlu oldukları seferden geri kalmaktadırlar. 


Hayatlarından fedakarlıkta bulunarak baş koydukları davalarını ve hizmetlerini yapamayacak derecede perişan bir duruma düşmüşlerdir. Maalesef böylesi ortamlarda, Hizmet ve hizmet insanları ile alakalı duydukları her menfi şey onların hizmet aşkları ve şevkleri üzerinde tahribat yapmakta ve hizmetten uzaklaşmalarını ve düşünce ve itikatta önemli savrulmalar yaşamalarını netice vermektedir.   


Böyle yapmakla aslında kendilerine zulmeden zalimlerin hedeflerine ulaşmalarına adeta yardımcı olmaktadırlar. Atf-ı cürümlerin ve birbirinden hesap sorma ve intikam peşine düşüldüğünden uhuvvet ve ihlaslarında önemli bozulmalar yaşamışlar ve cemaati birbirine düşürerek bölmek isteyenlerin birey ve cemaat planında tam da arzu ettikleri sonuçların meydana gelmesine katkı sağlamış olmaktadırlar. 


Hadiselerdeki kaderin payını, ilahi takdiri göremediklerinden hep menfi düşünmektedirler. Aslında dolaylı olarak bir kaderi inkâr durumu söz konusudur. Böyleleri, kadere tam iman edemediklerinden gam ve kederlerden kurtulamazlar. 

KUR’AN VE SÜNNET HADİSELERE BÜTÜNCÜL BAKMAYI TALİM ETMEKTEDİRLER

Ama “(O Allah ki), yarattığı her şeyi güzel ve muhkem yaptı.” (32/7) mealindeki âyetin manasından hareketle hadiselerin perde arkasındaki hikmetleri ve güzellikleri anlamaya çalışanlar ise yaşadıkları hadiseleri çok farklı değerlendirirler. Çektikleri mağduriyetlerin karşılığı olarak çok büyük lütuflara mazhar olduklarına veya olacaklarına inanan bu insanlar, imanlarının gereği olan bakış açıları sayesinde çok ekstra lütuflara erişme nimetine de namzettirler.

Hocaefendi aynı yazıda, bu insanların bu güzel hallerini ve kazanımlarını şöyle nazara vermektedirler: “Bunların yanında, gözleri fizik ötesi âlemlere açık, başları mumlar gibi önlerinde ve gönüllerinden kopup gelen çığlıklarla Hakk’a arz-ı hâl edenlerin sayısı da az değil.

İmanları sağlam, ümitleri pek, her işlerini hesaba bağlı götüren, hesapları da tam bu insanlar, hâdiselerin sadece dış yüzlerine bakarak ve her şeyi hâle sıkıştırarak değil; varlığı, varlık içinde de kendilerini doğru okuyarak, doğru yorumlayarak onları maddî-mânevî bütün derinlikleriyle ve bir küll halinde mütalaa ediyor; çirkin gibi görülen şeylerin arkasındaki güzellikleri de seziyor; ızdıraplara terettüp eden ledünnî zevkleri duyuyor ve sürekli musibet kâselerinden kevserler yudumluyorlar.


Aslında, nâhoş görünen her ilâhî icraatın gizli bir kısım güzel yanları da var; evet bazen öyle ilâhî iş ve faaliyetler oluyor ki, dış yüzleri itibarıyla insan onlarda hiçbir güzellik göremiyor; ama, iç yüzleri, neticeleri ve herkese, her şeye bakan farklı yanları itibarıyla bunlar o kadar yerinde ve nefistirler ki, bunu böyle görüp sezebilenler, ah-of yerine, “Dahası olamaz.” deyip hayranlık izhar ediyorlar.”

İlah-i icraatı bu bakış açısıyla değerlendirenlerin nazarında her şey mükemmel, yerinde ve fevkalade güzel olarak görülmesine rağmen, her şeyin kendi heva, arzu ve isteklerine göre cereyan etmesini isteyenlere ise bunları anlatmak veya onların bu güzellikleri anlamaları çok zordur.  

Hocaefendi’nin aynı makalesinde, bu kazanma kuşağındaki talihlilerin, kadere iman hakikatine uygun ruh halleri ve hadiseleri yorumlama biçimleri ve bu yaklaşımlarının onlara kazandırdığı saadetler enfes bir anlatımla takdim edilmektedir: 

“Gökte ve yerde ne varsa hepsinin ilmî bir programa göre Yaratan’ın meşîetine bağlı cereyan ettiğini sezip anlayanlar, her şeyi daha farklı görür ve daha farklı değerlendirirler. Onların ufkunda guruplar tulû televvünlü, felaketler saadet renkli, elemler muvaffakiyet edalı, elde olmayan mazlumiyet ve mağduriyetler de müstakbel mutlulukların vesilesidir. 

Onlar, hâdiselerin o ekşi çehrelerinden daha çok gülen yüzüne bakar ve olayların acı yanları yanında tatlı taraflarını da görmeye çalışırlar… Hatta umumî ölümler ve geniş alanlı musibetler onların nazarında birer yeni bahar mesajı gibidirler. Onlar, ağaçlar üzerindeki kurumuş dalların budanmasına, taze filizlere yol açma nazarıyla bakarlar.. ve saygıyla karşılarlar kaderden gelen kesip biçmeleri.” 

Bu imana sahip insanlar, hadiseleri doğru okumasını bilirler, imana ve Kur’an’a hizmet davasında başlarına gelen belaların, badirelerin, içte ve dışta yaşanan küçük veya büyük fitnelerin, birbirleriyle imtihan edilmelerinin işin ve yolun tabiatında var olduğunun ve daha birçok nefislerinin hoşuna gitmeyecek şeyleri yaşamalarının mukadder olacağının bilinciyle hareket ederler. Bu yüzden, bu insanlar negatif olaylarla karşılaşınca asla bozguna uğramazlar, bilakis, “bunların olacağının haberi zaten verilmişti” der ve imanlarında daha da bir ziyadeleşme yaşarlar.


Hocaefendi aynı yazıda, böylelerinin kaybetme kuşağında iç içe kazanımlar yaşayacaklarını ifade etmektedirler: “Dahası, olup bitenleri ettiklerine ceza, kadere rıza, günahlarına kefaret ve yeni bir kısım Hak inayetlerine çağrı mevsimi, teveccüh vesilesi sayar ve her zaman Allah karşısında iki büklüm olurlar; olur, belâ ve musibetlerle yüz yüze geldiklerinde hep dimdik durmasını bilirler. 


Zaten onlar bu dünyaya, herhangi bir rüzgârla sürüklenip gelmediklerinin şuurundadırlar ve en şiddetli fırtınalarla savrulup gitmeyecek kadar da konumlarının hakkını verme adına sabit-kademdirler. Öyle bir duruşları vardır ki, ne harp ü darp ne de kıyamete denk hâdiseler onları –Allah’ın sıyanetiyle– asla yerlerinden kımıldatamaz.

Şerler, böylelerinin atmosferinde hayır rengini alır; ızdırap ve acılar da onların saflaşıp özlerine ermelerini netice verir. Havaların kararması, ortamın yaşanmaz hâle gelmesi onların gerilimlerini artırarak daha bir teyakkuza sevk eder. Zalimlerin zulmü, müstebitlerin ardı arkası kesilmeyen dayatmaları, aleyhlerinde komploları komploların takip etmesi ve bir ölçüde sebeplerin sukûtuyla çarelerin bütün bütün bitmesi onları daha bir yürekten Çaresizler Çaresi’ne yönlendirir ve kendi kendilerine: “Nâçâr kaldığın yerde / Nâgâh açar ol perde / Derman olur her derde” (İ. Hakkı) der; her şeyi daha iyi okur, daha iyi değerlendirir ve kaybetmeler kuşağında iç içe kazançlar yaşarlar.”
<< Önceki Haber [ Prof. Dr. Osman Şahin ] Kazanma ve kaybetme kuşağında... Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER