3 günde 3 öğrenci yaşamını yitirdi: KYK yurtlarında neler oluyor?

Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) yurtlarında üç gün içinde üç öğrencinin yaşamını yitirmesi, üniversite öğrencilerinin barınma koşullarını ve yurtlarda sunulan psikolojik destek hizmetlerini yeniden gündeme taşıdı. Yaşamını yitiren öğrencilerden ikisinin kadın olması ise olayları aynı zamanda kadın öğrencilerin güvenliği ve şüpheli kadın ölümleri başlığı altında da tartışmaya açtı.
BirGün’den Sarya Toprak’ın haberine göre, ilk ölüm haberi 4 Haziran’da Burdur’dan geldi. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi öğrencisi Zehra Kaçar, KYK Safahat Kız Öğrenci Yurdu’nun altıncı katından ‘düşerek’ yaşamını yitirdi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldığı açıklanırken ayrıntılı bir resmi açıklama yapılmadı. Ölümü şüpheli olarak kayıtlara geçti. İkinci ölüm 6 Haziran’da Kırklareli’nde yaşandı. Kırklareli Üniversitesi öğrencisi Halil İbrahim Gökşen, mezuniyet töreninin ardından kaldığı Ahmet Cevdet Paşa KYK Erkek Öğrenci Yurdu’nda yaşamına son verdi. Olayla ilgili adli soruşturma başlatıldı. Üçüncü ölüm haberi ise 7 Haziran’da İzmir’den geldi. Ege Üniversitesi öğrencisi Zeynep Dicle Çalışır, kaldığı KYK yurdundaki odasında ölü bulundu. Çalışır’ın ölüm nedenine ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı. Ölüm yine kayıtlara şüpheli olarak geçti.
AÇIKLAMA BEKLENİYOR
Zehra Kaçar ve Zeynep Dicle Çalışır’ın ölümlerine ilişkin kamuoyuna yansıyan bilgiler oldukça sınırlı. Kaçar’ın altıncı kattan düşerek yaşamını yitirmesinin ardından olayın nasıl gerçekleştiğine dair ayrıntılı bilgi paylaşılmazken Çalışır’ın ölüm nedenine ilişkin de resmi açıklama yapılmadı. Kadın örgütlerinin uzun süredir dikkat çektiği şüpheli kadın ölümleri tartışması da bu iki olayın ardından yeniden gündeme geldi.
Eğitimci Feray Aytekin Aydoğan, yaşanan ölümlerin münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Aydoğan, “Yemeklerden güvenliğe kadar birçok sorunun yaşandığı KYK yurtlarında intiharlar, şüpheli ölümler ve ihmaller sonucu gençlerin yaşamlarını kaybetmesi ülkemizin olağan gündemi haline geldi” dedi.
PSİKOLOGDAN ÇOK MANEVİ DANIŞMAN
KYK yurtlarında Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında yapılan protokoller kapsamında “manevi danışmanlık” uygulaması yürütülüyor. Bu kapsamda ilahiyat mezunları ve din görevlileri yurtlarda öğrencilere rehberlik hizmeti veriyor. Uygulama özellikle öğrenci intiharları ve şüpheli ölümler sonrasında tartışma konusu oluyor. Eğitim ve meslek örgütleri, depresyon, kaygı bozukluğu, yalnızlık, ekonomik baskı ve intihar riski gibi sorunların psikologlar ve sosyal hizmet uzmanları tarafından ele alınması gerektiğini vurguluyor. 2025 yılında kamuoyuna yansıyan verilere göre Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde görev yapan psikolog sayısı 452 iken, manevi danışman sayısı 1208’e ulaştı. Uzmanlar, yurtlarda psikolojik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve tam zamanlı psikolog ile sosyal hizmet uzmanı istihdam edilmesi gerektiğini belirtiyor.
GENÇLER KUŞATMA ALTINDA
Gençlerin yalnızca barınma sorunu yaşamadığını belirten Aydoğan, “Gençler, aşırı kalabalık odalar, hijyen problemleri, asansör kazaları, yurtların içinde ve dışında yaşanan istismar ve tacizlere karşı kamusal önlemlerin alınmayışı, sıcak su ve internet gibi en temel ihtiyaçlara erişememe gibi sorunlarla birlikte işsizlik ve geleceksizlik kaygısıyla kuşatılmış durumda” ifadelerini kullandı. “Gençlerin en temel ihtiyacı tam zamanlı görev yapan psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarıdır” diyen Aydoğan, “Ancak psikolog ve sosyal hizmet uzmanı istihdamı yerine manevi danışmanlık adı altında ilahiyat ve imam hatip mezunlarının yurtlarda istihdam edilmesi sorunları daha da derinleştiriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Aydoğan, “Barınma hakkının kamusal bir hak olmaktan çıkarılması, bu hakkın özel kurumlara, şirketlere veya tarikat yapılarına devredilmesi, bu yapılara kamu kaynakları aktarılırken KYK yurtlarına ve kamusal barınma hakkına yeterli kaynak ayrılmaması politik bir tercih” dedi.
GELECEK KAYGISI KÖRÜKLENİYOR
Özgür AKTÜKÜN/Sosyoloji Mezunları Derneği Başkanı: “Gençler travmatik bir süreçten geçiyorlar. İster çalışan, ister işsiz, ister öğrenci olsun ortak kesişim noktaları umutsuz, kaygılı ve güvensizlik içinde olmaları. Elbette içinde oldukları durumu yorumlama, ifade etme biçimleri kişisel hayatlarında edindikleri deneyim ve donanımlarına göre farklılıklar gösteriyor. Bir diğer ortak noktaları da geleceklerine dair çok yüksek düzeyde kaygı duyuyor olmaları. Bu noktada kendine güveninin daha yüksek olması beklenen iyi okullarda, ilerde güvenceli sayılabilecek iş kollarında çalışma olanağı bulabilecekleri spesifik meslek dallarında eğitim görenler için bile bu durum değişmiyor.
Gelecek kaygısını körükleyen en temel parametre ise bugün içinde bulundukları koşullar.
Politikasızlık bir politika oldu. Bu konjonktürde gençler ise hep ileri tarihe atılıyor. Sınıfsal bir aidiyetleri yoksa veya sistemin ideolojisinden değillerse dışarıda kalıyorlar, hak öznesi olamıyorlar. Kamu tamamen tasfiye edildi. Yüksek öğretimde özelleşme ilkokul ve ortaokul kadar tartışma konusu olmasa da had safhada. Liberal dönüşüm insana verilen değeri de yok etti, en değersiz hisseden ise gençler. Burada en dezavantajlı olan ise genç kadınlar. Yurda biraz geç kalsalar aileleri aranan genç kadınlar yurtlarında şüpheli şekilde hayatını kaybedebiliyor, taciz edilebiliyor. Bu ülkedeki “alileci” politikaların bir yansıması. İsteniyor ki kadınların aile dışında bir hayatı olmasın. Aileler kızımı yurda göndersem taciz de edilebilir, hayatını da kaybedebilir diye düşünsün ve şehir dışına yollamasın. Gençlerin ve özellikle genç kadınların eğitim yoluyla hayatlarını dönüştürme hakları ellerinden alınmak istenmesinin yanında eşit istihdam olanağı yaratma sorumluluğunu da üzerinden atmış oluyor iktidar. Çünkü kadının kamusal hayatta ki gücü ne kadar azalırsa ev içi düzene itiraz etme gücü de o kadar azalıyor. Bu da kadına yönelik her türlü şiddeti kamunun politika alanından çıkarıp öznel sorun alanına hapsediyor. Örneğin son AYM kararı ile nafaka hakkı bile elinden alınan kadınların artık eşit yurttaşlar olamadığı, erkeğin istediği zaman istediği kadar lütfedeceği hayatın kamu eliyle inşa edilmesi demek.”
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ABDULLAH AYMAZ

ARİF ASALIOĞLU

KADİR GÜRCAN
ESRA BÜYÜKCOMBAK

ŞERİF ALİ TEKALAN

CHP'de kurultay satrancı: 'Kurultay' dedi! Tarih v...

Uyuşturucu operasyonu yapılan 7 ünlünün test sonuç...

'Hurdaya çıkardılar!' Ekrem İmamoğlu: “Yargıyı bi...

CHP’nin sosyal medya hesabı el değiştirdi!

Öcalan: “Demokrasinin kolayca inkar edildiği bir ü...







