Artan Arap Etkisi, Türkiye'nin 'Küresel Güney'deki rolünü zayıflatıyor

İşte Samanyoluhaber.com yazarı Türkmen Terzi'nin yazısı

SHABER3.COM

TÜRKMEN TERZİ 
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afrika kıtasına en çok ziyaret gerçekleştiren yabancı lider unvanını hala elinde tutuyor ve Ankara'nın 1990'lara kadar dikkatini çekmeyen Latin Amerika ülkeleri ile de sıkı ilişkiler kurdu. Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinin önemli devletleri son dönemde kendilerini “Küresel Güney”in parçası olarak tanımlıyorlar ve Batı karşısında güçlerini pekiştiriyorlar.  AKP’nin 31 Mart yerel seçimlerinde 22 yıldır ilk kez çoğunluğu kaybetmesi ve önümüzdeki 2028 genel seçimlerinde de tek başına iktidar olmasının hayli zor göründüğü hesaba katılırsa, Erdoğan’ın dış siyasetteki bu Küresel Güney açılımlarını devam ettirmesi biraz zor gözüyor. Türkiye'nin muhtemelen daha çok Batı'ya yönelik bir dış politikaya geri dönmesi durumunda, BRICS ekonomik bloğuna yeni katılan Arap ülkeleri, Türkiye'nin rağmına, “Küresel Güney” deki nüfuzlarını artıracaklar.

Türkiye, güçlü bir NATO üyesi ve Ankara çok uzun yıllardır kendisini  “Küresel Kuzey ”in bir parçası olarak konumlandırdı ve daha az ekonomik olarak gelişmiş Afrika ve Latin Amerika ülkelerini ifade eden Küresel Güney'i ihmal etti. Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin geleneksel Batılı müttefikleri ile ilişkileri pahasına son 20 yıldır Küresel Güney ile siyasi ve ekonomik ilişkilere öncelik verdi. Öte yandan Türkiye hala üyelik için Avrupa Birliği kapısında bekliyor ve BRICS'in güçlü üyeleri Rusya ve Çin, Batı hakimiyetine karşı yeni bir küresel düzen için Küresel Güney terimini kullanırken, Ankara halen resmi olarak Küresel Güney’in bir parçası olmuş değil.

Türkiye, NATO ülkesi olup, hem Batı Avrupa ve Diğer Devletler Grubu'na (WEOG) hem de Asya Pasifik Grubu'na üye, ancak seçimlerde sadece WEOG'a dahil ediliyor. Türkiye, Küresel Kuzey'in bir parçası olduğundan, Bağlantısızlar Hareketi'ne katılmadı ve Birleşmiş Milletler'de (BM) 135 gelişmekte olan ülkenin bir koalisyonu olan 77 Grubu'nda da yer almadı.

Türkiye’de hükümetler, Erdoğan’ın liderliğine kadar, Atatürk'ün 'Yurtta barış, dünyada barış,' sloganını temel dış politika yaklaşımlarından birisi olarak uyguladı. Öte yandan Erdoğan, 2011’de Suriye iç savaşına müdahale etmesiyle başlayan, agresif ve  çok boyutlu bir dış politika benimsedi. Özellikle Afrika ve Latin Amerika ülkeleriyle ekonomik ve kültürel bağları aktif bir şekilde geliştirdi, geleneksel Batı merkezli yaklaşımlardan saptı. Türkiye, “Afrika Açılım Eylem Planı’nı” 1998'de duyurdu ve AKP’nin 2005 yılını Afrika Yılı ilan etmesinin ardından Türkiye, aynı yıl Afrika Birliği'nde gözlemci statüsü elde etti ve birlik tarafından Ocak 2008'de ise stratejik ortak olarak kabul edildi. Bu dış politika girişimleri ile Türkiye'nin Afrika Kıtası ile toplam ticaret hacmi 2003'te 5.4 milyar dolardan 2022'de 40.7 milyar dolara yükseldi. Türkiye'nin Afrika'daki elçilik sayısı 2002'de 12 iken, 2022 itibariyle 44'e yükseldi. Afrika'daki bu açılımının yanı sıra, Türkiye, Latin Amerika'yı stratejik bir küresel ortak olarak belirleyerek 1998'de "Latin Amerika ve Karayipler için Eylem Planı'nı hazırladı ve 2006'da "Latin Amerika ve Karayipler Yılı'nı ilan etti. Aktif siyasi girişimlerin sonucunda, Türkiye'nin Latin Amerika bölgesi ile toplam ticaret hacmi önemli ölçüde arttı, 2002'de 1 milyar dolar olan bu rakam 2021'de 15 milyar dolara yükseldi.

Ancak, Erdoğan’ın, 2011'deki Suriye çatışmasının başlamasından bu yana, daha uzlaşmacı bir dış politikadan saldırgan bir duruş göstermesi ve ülke içindeki insan hakları ihlalleri, yakın tarihte sömürgeciliğin mağduru olmuş Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde endişelere yol açmaya başladı. Ankara, Suriye, Libya ve Azerbaycan'ın Ermenistan'a karşı Dağlık Karabağ’daki savaşına doğrudan müdahale etti. Erdoğan'ın Afrika ülkelerine silah satışını teşvik etme çabaları ve Latin Amerika ve Karayip bölgelerinden Türk limanlarına gelen uyuşturucu sevkiyatlarındaki artış, Türkiye'nin bu kıtalarda son açımların ardından elde ettiği saygın konumunu erozyona uğratmaya başladı. Dahası, Erdoğan'ın medya baskısı ve insan hakları ihlalleri, bu Küresel Güney ülkelerinin vatandaşlarından büyük eleştiri almaya başladı.

Öte yandan, Türkiye ile tarihi, dini ve kültürel bağları olan, enerji zengini Orta Doğu ülkeleri, Küresel Güney’ deki etkilerini artırıyorlar ve bu durum da Türkiye'nin etkisine meydan okuyabiliyor. Özellikle petrol-doğalgaz üreticisi Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan, bu bölgelere yaptıkları yatırımlarla ekonomilerini çeşitlendirmeyi büyük oranda başardılar. Ortadoğu’nun diğer güçlü ülkeleri İran ve Mısır ise Küresel Güney ülkeleriyle siyasi ve ekonomik olarak zaten çok güçlü bağlara sahip. Aynı zamanda bu Ortadoğu ülkeleri 1 Ocak 2024 itibarıyla resmi olarak BRICS üyesi oldular. Türkiye ile MENA bölgesinde rekabet eden bu Arap ülkeleri ve İran,  BRICS üyelikleri ile,  birliğin diğer üyeleri olan Çin, Rusya, Hindistan, Güney Afrika, Brezilya ve Etiyopya ile ekonomik ve askeri bağlarını güçlendirmek için daha da avantajlı bir konum elde ettiler. Suudi Arabistan, geçen yıl Kasım ayında Riyad'da ilk Suudi-Afrika Zirvesi'ni düzenledi ve zirveye Ortadoğu ve Afrika’dan 50’den fazla lider katıldı. Suudi Veliaht Prensi Mohammed bin Salman El Suud, zirvede 2030'a kadar 25 milyar dolarlık bir yatırım yapmayı taahhüt etti. Mısır ise, şu anda altyapı mega projelerini hayata geçiriyor ve Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi'nin (AfCFTA) kurulmasından bu yana Afrika'yı ticari olarak birleştirmede önemli bir rol oynamaya başladı. Birleşik Arap Emirlikleri ise 60 milyar Dolarlık yatırımları ile Afrika'da Çin, Amerika ve Avrupa Birliği’nin ardından en büyük dördüncü yatırımcı ve Afrika ile ilişkilerini BRICS üyeliği aracılığıyla daha da güçlendirecek.

Bölgede ABD'nin küresel hegemonik üstünlüğünün azalması ile birlikte Latin Amerika ülkeleri, Orta Doğu ülkeleri ile siyasi, ekonomik ve kültürel bağlarını artırmaya başladı.  Brezilya'da sayıları 10 bini aşan Suriyeli göçmenler, Latin Amerika'nın Filistin meselesine destek vermesi ve zengin Körfez ülkelerinin bölgedeki yatırım girişimleri, yeni arayışlarda olan bu iki bölgeyi birbirine daha da yakınlaştırıyor.

Türkiye, bölgesel rekabette olduğu İran, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi güçlü Orta Doğu ülkelerinin BRICS üyeliğine kabul edilmelerinin ardından, Küresel Güney’deki varlığını devam ettirmek için bu bölgelerle yakın ilişkilerini devam ettirmelidir. Ancak, AKP’nin istikrarsız dış politika adımları, Türkiye’nin Küresel Güney’deki saygın konumuna halihazırda büyük darbe vurdu. Zengin Arap ülkeleri, BRICS bloğu içindeki etkilerini daha da pekiştirerek Küresel Güney ile olan bağlarını güçlendirirken, Türkiye ise bu hızla değişen jeopolitik manzarada, Batı ile geleneksel ittifaklarını, Küresel Güney gibi yükselen güç dinamikleriyle dengeleme zorluğuyla karşı karşıya kalıyor.

<< Önceki Haber Artan Arap Etkisi, Türkiye'nin 'Küresel Güney'deki rolünü... Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER